12 Eylül sonrası seçimleri, özellikle 1983 ve 1987 seçim propogandalarını iyi anımsarım. Henüz elektriğin olmadığı Dersim’in yasak mıntıka köylerindeki evimize, pilli radyonun aracılığı ile şaşaalı süslü cümleler düşerdi. Babam radyonun antenini sabitlerdi.

Ağzı kurumuş, birbirinden ayrılınca şapırdayan dudaklarından Özal’ın hımbıl sesi duyulurdu. 12 Eylül sonrası devran onundu. Özellikle 1987 seçimlerine kadar kimsenin çıtı çıkmıyordu. Sonrasında; Demirel, Erbakan, Türkeş, İnönü ve Ecevit’in sesleri süslü cümleler ve renkli inandırıcı yalanlarla dökülürdü hışırtılı frekanslarla radyomuzun deltasından.

12 Eylül enkazından sonra küçük cümlelerle özgürlüklerden bahsedenler kallavi demokrat sayılırdı.

Ağzı iyi laf edenler, özellikle din iman üzerinden işi sürdürerek iktidarı ele geçirirdi. Adına demokrasi dedikleri en can alıcı kısmı “seçme ve seçilme hakkı” yalanı üzerineydi. O vakitlerde genelde seçimlere ilgi göstermezdi sol sosyalist çevreler. Dünyanın sıcak döngüsünde devrim heyecanı ile ciddi anlamda red-boykot eylemleri yapılırdı.

Büyük vaatler verilirdi, demokrasi nidaları yükselirdi. Düzen partileri halkı o vakitlerde en çok enflasyonun düşeceği vaadi üzerinden kandırırlardı. Her defasında aynı yollar denenir aynı partiler seçilir, aynı sonular çıkardı. Ne türden bir demokrasi ise; sanki halk dönüp dolaşıp kendine şamar atanı seçiyordu.

80’li yıllar darbe sonrası korkunç kıyımın yaralarını sarma imkanına asla erişememişken 90 yıllarda işin içinden çıkamayan iktidar ve devlet korkunç saldırılarını yükseltti. Artık hapse atmak yetmiyordu. Özellikle 93-94 köylerin yakılması ile Kürdistan’da korkunç kıyım gerçekleşti. Bu kıyıma rağmen Kürt siyasal hareketin gelişmesinden büyük rahatsızlık duyan erk, bütün sosyal ekonomik sorunlarını Kürtleri ve Alevileri yok etmek üzere mahsub etti.

Elbette mesele uzun ve derin. Ancak 90’lı yılların en can alıcı olaylarından biri de “faili (belli) meçhul” cinayetler. Özellikle binlerce Kürt devrimci katledildi. Irkçı ve dinci zihniyet faşizm de tutarlılık gösteriyordu ve hala en çılgın haliyle bu tutarlı faşizm devam ediyor. AKP bu olumsuz deneyimlerin sosyal siyasal ekonomik kırım ve kıyımın bütününü kendine manifesto edinerek ülkeyi son 16 yılda bu konuda zirveye taşıdı.

Öyle bir hale geldi ki kendisini yaratan cumhuriyeti bile bertaraf ederek çöktürdü. Gelinen noktada halkın AKP tarafından manipüle edildiği kesin. Korku imparatorluğu, oy emlakçılığı bu seçimde de hortlayacaktır. Belki de hile en çok sanal ve dijital ortamda yapılacak. Dolayısıyla güvencesi güvenliği şaibeli olan seçimin demokratik bir tercih olduğunu söylemek olanaksız. Kaybetme korkusu ile her tür hileyi harama katacağı kesindir bu iktidarın. Tek adamın saltanatı için her türden kirliliği mübah sayan bu üst düzey faşizmden her tür entrika beklenir.

Bunu söylemekten imtina etmemek gerekir. Bu seçimde AKP ve bu tek adam diktatörlük sultasını HDP ile ancak alaşağı edebiliriz.

Halkın birleşik gücü devrimci tavrı HDP’de birleşmiştir.

Aday listelerinde iş emek çevresinden, kültür-sanata kadar, cins ve inanç katmanların tümünün temsiliyeti oluşmuştur HDP’de. Demirtaş’ın ve HDP’nin haklı galibiyeti bu karanlık ceberrut gidişata son verecektir.

Hasan SAĞLAM