
Neredeyse 20 yıldır Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Ilısu Barajı ve HES Projesi tarafından sular altında bırakılması gündemde. Aslında 60 yıldır konuşuluyor, ancak 1998’dan beri Ilısu Projesi Türk hükümetince ele alınıp yapılmaya çalışıyor. Kuzey Kürdistan’daki toplum ise buna cevap olacak karşı duruşu gösteremiyor. Bunun analizine gelmeden önce Ilısu Barajı ve HES Projesindeki son yıllardaki gelişmeleri özetleyelim.
Ilısu Projesi’nin finansı uluslararası ve yerel kampanyalar sonucu 2002 ve 2009 olmak üzere iki defa durduruldu, ancak her seferinde hükümet yeni bir konseptle projeyi tekrar gündeme getirdi. 2009’da finans iptal edilince, ki bu uluslararası düzeyde olağanüstü bir başarıydı, kısa arayışlardan sonra Türk hükümeti bütün finansal riskleri üstüne alarak 2010 yılında inşaatını Ilısu konsorsiyuma başlattırdı.
Asıl ondan sonra işimiz zorlaştı, çünkü artık bir uluslararası finans yoktu ve artık doğrudan tek hedefimiz Türk hükümeti oldu. Demokratik kamuoyu belli düzeyde olduğu için Avrupalı hükümetlere yönelik kampanya yürütmenin daha kolay olduğunu burada hatırlatalım. Projede Avusturyalı Andritz ile bir uluslararası şirket vardı, fakat o öyle zalim ve vicdansız bir şirket ki dünya üzerine gelse vazgeçmez. Karşımızdaki gücün ahlaki ve yasal olarak pek olumlu değerleri olmadığı ortadaydı, yine de büyük ve sürekli bir tepki ve kampanya ile bu hükümet bile Ilısu gibi devasa bir projeden vazgeçirtilebilirdi. Fakat 2010-2011 yıllarında gerekli şekilde organize olmadığımız için inşaat devam etti. 2006’dan beri kampanyamız, yani Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, süreklilik sağlamıştı, bu da Kuzey Kürdistan için pek de görünmeyen bir başarıydı.
2010’dan sonra Ilısu barajı inşaatı üç defa değişik sebeplerle durduruldu, ki bunun mümkün olabileceğini o aralar çok da beklemiyorduk doğrusu. Ancak her defasında bir kaç ay içinde fiziki veya yasal engeller aşıldı. Yeni Hasankeyf’in inşaatı da yavaş da olsa aralıksız devam ediyordu. AKP hükümeti çok ısrarlıydı ve her türlü imkanlarını seferber ediyordu. Ilısu Projesine hükümet tarafından özel stratejik önem verildiği ortada.
MEH’in etkisi
Toplum olarak Ilısu Barajına karşı kampanyamıza birkaç yıl fiili ara verdikten sonra 2015 yılıyla birlikte tekrar hareketlenme yaşandı. Bunun Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nin toparlanması ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nin (MEH) kapsamlı şekilde her yerde örgütlenmeye başlamasıyla da alakası vardı. Belli başarı gösterilmesinde toplumun ekolojik bilinçinin artması da yatıyordu. MEH onun ifadesiydi.
2015 yılında çok sayıda yürüyüş ve etkinliğin yapılmasına rağmen kapsamlı bir strateji ve yeterli kapasite ortaya çıkmamıştı. Eylemler hareketlilik yaratsa da çoğu zaman kısa vadeli düşünülerek örgütleniyordu. Geç de olsa bir ivme söz konusuydu, o sırada Ilısu Barajı ve HES’in inşaatında gecikme ve teknik sorunlardan sık sık bahsediliyordu. 2015 yılının Haziran ayında inşaatta çalışan işçiler de kötü çalışma şartları ve baskıları protesto ederek greve girmişlerdi. Ancak 2015 yazında Türk hükümeti tarafından tekrar başlatılan savaşın etkileri bir kaç ay içinde Ilısu Projesine karşı duran faaliyetleri de olumsuz etkilemeye başladı. 2015 sonunda ve 2016 yılında faaliyetler devam etti, ancak savaşın getirdiği psikoloji kampanyaya konsantre olmayı sınırlıyordu. Ortaya atılan bir çok olumlu fikir pek hayat bulmuyordu. Amed’in kalesi ve Hevsel Bahçeleri UNESCO Dünya Miras listesine alınmasının getirdiği heyecan da değerlendirilemedi o dönemde.
OHAL’den nasibini aldı
2016 Temmuz’unda OHAL’in ilan edilmesi çok keskin sonuçlara neden oldu. OHAL ile Kuzey Kürdistan’da çok sayıda çalışmanın gerileme yaşaması Hasankeyf ve Dicle Nehri’nin yok edilmesine karşı emekleri o derecede etkiledi ki kimse yürüyüş yapmaya hazır değildi. Açıklamalar ve takip olayı devam ediyordu, ancak sokakta ve kamuda bulunmayınca toplum tarafından çok da ciddiye alınmıyorsun. 12 Mayıs 2017 tarihinde Hasankeyf’te Zeynel Bey Türbesi ‘taşınırken’ kimse ne Hasankeyf’te ne de başka bir yerde sesini çıkaramadı, medyanın dışındaki açıklamaların dışında. Aslında bu adım önemli bir eserin 550 yıldır bulunduğu noktadan çalınıp tahrip edilmesi anlamına geliyordu ve toplum sessiz kaldı.
Zeynel Bey Türbesi’nin tahrip edilmesinden önce devletin Hasankeyf’e fiziki müdahelesi tarihi köprü ayakların taşlarla sözde restorasyon adına kaplanmasıyla başladı. 2014 yılında başlayan bu müdaheleye hiç ses çıkarılmamıştı ki devletin ‘restore edip yerinde koruyorum, baraj gölü gittikten sonra tekrar açığa çıkacak’ propogandasında o sessizlik ortamı da etkili olmuştu.
80 bin insanı etkiliyor
Toplum derken başta Batman, Amed, Siirt ve Mardin illeri olmak üzere sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimleri, siyasi-sosyal hareketleri ile Ilısu Projesinden doğrudan etkilenen 80 bin insanı kast ediyoruz. Hasankeyf ve Dicle Nehri konusunda refleksiz kalınmasının sadece savaşla açıklanamayacağı ortada, 2013-2015 ateşkes döneminin son aylarının dışında hiç bir adım neredeyse yoktu. Daha önceki yıllarda (2006-2010) çok daha aktif iken suskunluğa bürünmüştü ve gelen felakete şaşkın bakıyordu ya da aklının kapalı bir köşesinde tutuyordu.
Hasankeyf tarih, Dicle damar
Hasankeyf dediğimiz alanın Kuzey Kürdistan’ın en çarpıcı ve görünür kültürel ve doğal mirası olduğu tartışılmazdır. Belki de tarihi ve kültürümüzün kökenlerini anlamak açısından en çok olanak sunan bir alandır. Amed, Midyat, Mardin, Bitlis, Göbeklitepe ve diğer tarihi mekanlara göre çok daha fazla farklılık barındırıyor, özellikle doğa olan iç içeliği dünya çapında bile benzeri zor olan bir mirastır Hasankeyf! 12 bin yıldır dünyada sürekli yerleşimin olduğu bir başka yerleşim yeri yok!
Dicle Nehri ise topluma yaşam veren bir damar olduğu kendiliğinden anlaşılır. Suyundan insanlar kadar hayvanlar da yararlanıyor. Tarım ve geçimimizin dışında bir de ruhsal ve edebi dünyamız açısından özel bir yere sahiptir. Sayısız mitolojik ve yakın zaman hikaye ve anlatımın Dicle olmadan anlamı olmaz. Planlanan, 136 Km boyunca Dicle’yi suni göle çevirmektir. Dicle’ye akan dereleri de hesaplarsak bu 400 km’lik bir akarsu uzunluğu anlamına geliyor!
Proje felaket getirecek
Bir boyut daha var unutulmaması gereken: Ilısu Projesi ile tamamen veya kısmen yok olacak 199 köyle kırsal alanda yaşayan insanların sayısı gittikçe daha da azalacak ve kentleşme artacak. Kapitalizm daha da güçlenecek ve yerel orijinal kültürün asimilasyonu daha da derinleştirilecek. Kürtlerin 90 yıldır asimilasyona tabi tutulduğunu hepimiz yaşıyoruz! Kürt kültürünün orijinal tarzda yeniden üretimi daha da azalacak.
Ilısu Projesi coğrafya ve kültürümüze felaketler getirecek bir müdahaledir. Atatürk Barajı kadar bir kaybı olacak toplumumuz açısından. Fırat’ı tamamen kaybettik, Dicle’yi ise önemli oranda kurtarabiliriz. Çok kaybettik, ama kurtaracağımızı şeyler de var.
Belki de bundan olması gerekir ki 14 Ağustos 2017’de Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi Hasankeyf’te kayaların patlayıcılarla yıkıldığını gösteren videolar paylaştığında beklemediğimiz bir tepki gördü. Köprü ve Zeynel Bey Türbesi zarar görmüştü, darphane tepesinin kayaları yıkılması bu denli Kürdistan ve Türkiye’de tepki vermesi sevindirici. Bu ancak kısa süreli olmamalı. Bunu fırsat bilip en kısa sürede kampanyamızı stratejik düşünüp geliştirmeliyiz.
Bunu da düşünerek 23 Eylül 2017 gününü 2. Dünya Hasankeyf Eylem Günü olarak ilan ettik. Bu eylem günü toplumumuzu, Türkiye ve dünyanın duyarlı kesimlerini uzun vadeli harekete geçirmede rol oynamalı.
Hasankeyf ve Dicle Nehri için henüz çok geç değildir!