Vicdanımın kanayan başka bir yarası da zindanlardaki siyasi tutsaklardır. Unutulan, unutturulmaya çalışılan insan topluluklarıdır onlar… Yıllardır bu köşeden tutsakların özellikle hasta tutsakların durumunu anlatmaya, yazmaya çalışıyorum, biliyorum yetmiyor, yetmeyecek… Ceberrut devlet anlayışı ölümü kutsadıkça bizler de sadece yazmakla kalacağız…
Siyasi tutsaklar bu toplumun onuru ve gururudur. Gençliklerini tereddütsüz heba ederek bu toplumun özgürleşmesi için korkusuz mücadele etmiş güzel insanlardır onlar… Yıllardır zindanlarda olmalarına rağmen toplumdan uzak kalmamış, o dört duvar arasında bile bizlerin daha insanca yaşaması için bedenlerini ölüme yatırmaktan çekinmeyen cesur insanlardır…
Bugün ise birçok tutsak ölüm sınırında… Hasta tutsakların sayısı gün geçtikçe artıyor. En son 7 Mayıs’ta İrfan Eskibağ isimli hasta bir tutuklu hayatını kaybetti. On yıldır cezaevinde bulunan İrfan’a 2011 yılında “pankreas kanseri” teşhisi konuldu, doktorların “cezaevinden çıkması gerek” diyerek hazırladığı rapor, İstanbul Adli Tıp Kurumundan tenezzül edilip yanıtlanmadı bile. İrfan bile bile ölüme terk edildi…
İHD yaptığı açıklamada cezaevlerinde 121 durumu ağırlaşmış, 108’i acil tedaviye ihtiyacı olan toplam 230’u ağır, 411 hasta tutsak bulunduğunu söylüyor. Cezaevi koşullarının zorluğu hepimizce malum, cezaevinde yatmak da gerekmiyor bunu bilmek için. Bugün ölüm sınırına gelen hasta tutsaklar cezaevine girdiklerinde sağlıklı idiler ama cezaevinin sağlıksız koşullarından kaynaklı hasta oldular ve birçoğunun tedavisi bile yapılmıyor.
Cezaevi şartlarında iyileşmek bir yana durumları her geçen gün kötüye giden, her geçen gün ölüme yaklaşan hasta tutsaklar için neden bir şey yapılmıyor? Çünkü ölmeleri bekleniyor ve isteniyor… Her bir tutsağın ölümü bu rejim için bir kazanç oluyor.
Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde yaşanan en önemli sorunların başında sağlık problemleri gelmekte, kapatılma ve yalıtım sonucu özel bir risk grubu oluşturan tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakkına, temel insan hakları bağlamında titizlikle yaklaşılması gerekirken bunun aksi uygulamalar yapılıyor. Hasta haklarının tümü cezaevlerindeki tutsaklar içinde geçerlidir.
Adli Tıp'a gönderilen raporlardan neden cevap gelmiyor. Oysa tutuklunun muayene olduğu hastanelerin raporu geçerli olmalıdır. İki yıl önce 140 hasta tutsak varken bugün ise 431 hasta tutsağın olmasını salt duyarsızlıkla açıklamak mümkün mü? Cumhurbaşkanının önüne giden birçok hasta tutsağın ölüm sınırında olduğuna dair raporlar var ve reisi cumhur bunlara neden imza atmıyor?
Türkiye Cumhuriyeti resmi olarak idam cezasını kaldırmış olarak görünse de bu yöntemle insanları ölüme mahkûm ediyor. Ağır hasta olduğu halde ölüme terk edilen yüzlerce siyasi tutuklunun durumu başka türlü açıklanamaz.Bağımsız kurumların verdiği raporları yeterli görmeyen Adalet Bakanlığı zindanda yaşamını yitiren hasta tutsakların tümünden sorumludur. Üçüncü yargı paketiyle katillerin ve tecavüzcülerin neredeyse tamamı dışarı çıkarken, siyasi hasta tutsaklar için hiçbir yaptırım uygulanmamaktadır. Bu durum bile devletin kimin koruyup kimi korumak istemediğinin açık göstergesidir.
Devletin yaklaşımı ortada… Peki ya toplum? Toplum da hasta tutsaklar için gözünü, kulağını kapatmış durumda. İnsan Hakları Derneği ve ailelerinin dışında bir duyarlılık yok. Hasta tutsaklar için acil kampanyalar yapılması gerekiyor. Meclisin bir an önce bu duruma müdahale etmesi gerekiyor. Hasta tutsakların şartsız, koşulsuz serbest bırakılması gerekiyor. Yoksa her an ölüm haberleri gelmeye başlar…
Ki; onlar bizim en güzel evlatlarımız, onlara borcumuz var ve sahip çıkmalıyız… Umudum ve çabam zindanların bir an önce boşalması ve o yiğit devrimcilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasıdır…
Hasta tutsaklar...
"Vicdanın sesi bütün kanunların üstündedir…" Gandhi…