DİREN YURTSEVER / MA / ANKARA

Hasta tutsaklar, dosyalarına “kaçabilir” ve yargılandığı örgütün isimleri yazılarak ırkçı doktorların kötü muamelesine maruz bırakılıyor.

Türk cezaevlerindeki tutsakların, sağlığa elverişsiz koşullar, işkence, tecrit, hücre tipi ring aracıyla hastaneye götürülme ve kelepçeli tedavi dayatması nedeniyle sağlık sorunları artıyor. Bunların yanı sıra hasta tutsakların dosyalarına “Dikkat! kaçabilir-kaçırılabilir” ve yargılandığı örgüt isimleri yazılarak ırkçı doktorlara hedef gösteriliyor. Bu uygulama, milliyetçi olan hekim ve sağlık personellerinin tutukluya kötü muamelede bulunma ve tedavi etmemesine neden oluyor.

Doktor açıkça söyledi

Kayseri Bünyan Cezaevi’nde M.Y. adlı hasta tutsak, İHD’ye gönderdiği mektubunda götürüldüğü Bünyan Devlet Hastanesi doktorunun kendisine, “Ben senin göğüs kafesini bir ameliyatla düzeltebilirim ama yapmıyorum. Çünkü ben ülkücüyüm, seni ameliyata alırsam milli duygularıma yenik düşerim, seni masada bırakabilirim, onun için yapmıyorum” dediğini aktardı.

 

Sözleşmelere aykırı

Hastalar arasında ayrımcılık yaratan bu uygulama hekimlik etik değerlerine, uluslararası bildirge ve sözleşmelerine, insan haklarına ve evrensel hukuk ölçülerine aykırı bir durum teşkil ediyor. Bu konuda Dünya Tabipler Birliği’nin Hapishane Koşulları Bildirgesi’nde, “Hekim ve mahkûm arasındaki ilişkideki etik kuralların, hekim ve herhangi bir hasta arasındakinden hiçbir farkı yoktur”; Hasta Hakları Bildirgesi’nde ise “Her insan ayrım yapılmaksızın tıbbi bakım görme hakkına sahiptir” deniliyor. Birliğin Tokyo Bildirgesi’nde de, “Her hekimin temel görevi izlediği kişilerin sıkıntılarını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır” diye anlatılıyor. Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesinin Ceza İnfazındaki Tavsiye Kararları’nda, şu uyarılar yapılıyor: “Tutuklu kişinin sağlığına ilişkin klinik kararlar ve diğer değerlendirmeler sadece tıbbi kriterlerde icra edilmelidir. Sağlık bakım personeli yetenekleri ve meslek ehliyetleri dahilinde tam bağımsız bir şekilde çalışmalıdır.”

Hekim tepki göstermeli

 Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Dr. Onur Karahancı, hasta tutsakların sağlık dosyalarına söz konusu ibarelerin yazılmasının ve hekimlerin buna göre tutum almasının insan hakları, hasta hakları ve mevcut yasalara aykırı olduğunu hatırlattı. Karahancı, “Biz bu uygulamaya ‘damgalanma’ diyoruz. Hasta ile hekim arasına girecek, güven ilişkisini bozacak her türlü uygulama damgalama oluşturur. Hastanın adı, soyadı ve hastalığı dışında hiçbir bilgi hekime verilemez, hekim de bunu istememeli. Hastaların dosyalarına bahsedilen ibarelerin yazılmasına hekimin kendisinin tepki göstermesi gerekir” dedi.

 
 

Raporlara rağmen ertelenmiyor

   

Hasta Maphuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutsak Sinan Türkmen’in infazının, hastalığına ilişkin raporlarına rağmen ertelenmediğini açıkladı.

Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 214’üncü haftasında Bolu Cezaevi’nde kalan hasta tutsak Sinan Türkmen’in durumuna dikkat çekti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde bir araya gelen İnisiyatif üyeleri adına İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen açıklama yaptı. Türkmen’in 26 yıldır cezaevinde olduğunu kaydeden Çevirmen, Hepatit B taşıyıcısı olduğunu ve uzun zamandır kan tahlili dışında bir tedavi uygulanmadığını belirtti.

Türkmen’in 15 yıldır Behçet hastası olmasından dolayı iki gözünde olan rahatsızlıktan dolayı Ankara Numune Hastanesi’nde tedavi edildiğini belirten Çevirmen, “Buna rağmen her iki gözünde de görmede azalma, leke, sinirlerde zayıflık, sürekli olarak ödem oluşma da dahil olmak üzere kalıcı hasarlar meydana gelmiştir” dedi. Türkmen’in tek kişilik ring araçlarıyla sevk işlemlerinin yapılması nedeniyle problemler yaşandığını vurgulayan Çevirmen, Türkmen’in dizlerinde, el ve ayak bileklerinde kırıklık, şişkinlik ve ödemler meydana geldiğini söyledi.

Türkmen’in tedavilerinin yapılmadığını dile getiren Çevirmen, “Özellikle Behçet hastalığının ilk dönemlerinde her iki gözünde de neredeyse tam görme fonksiyonunu yitirmiştir. Hem Çankırı’da hem de Bolu Hapishanesi’nde iki kere infazının durdurulması için başvuru yapmış, her iki başvuru sürecinde hastane sağlık kurullarının hastalıklarını belgelendirmelerine ve rapor vermelerine rağmen infazının ertelenmesi talebi kabul edilmemiştir” diye ifade etti.

 
 

Sakatladığınız Sünkür’ü bırakın

   

F Oturumu’nun 340’ıncı haftası da polis engeline takıldı. İHD İstanbul Şubesi önünde engellenen yurttaşlar, polis ablukası altında kalbinde pil olan hasta tutsak Refik Sünkür’ün serbest bırakılmasını istedi.

İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, hasta tutsakların serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapmak istediği F Oturumu’nun 340’ıncı haftası da polis engeline takıldı. İHD binasından Galatasaray Meydanı’na gitmek isteyen kitlenin önü polis tarafından kesildi. Tartışmalara rağmen polis kitlenin gitmesine izin vermedi. Bunun üzerine yurttaşlar polis ablukası altındaki İHD binası önünde açıklama yaptı.

Bu hafta, kalbine pil takılan hasta tutsak Refik Sünkür’ün serbest bırakılması istendi. İHD Hapishane Komisyonu Üyesi Mehmet Acettin, Sünkür’ün 1995’te gözaltına alınarak tutuklandığını hatırlattı. Acettin, “Müebbet hükümlüsü Sünkür, tutuklanmadan önce kolundan yaralıydı. İstanbul/Ümraniye Kapalı Hapishanesinde gerekli tedavi hakkı gasp edilmesinden kaynaklı sol kol dirseğinde 15 santimetrelik bir kemik kaybı oluşmuştur. Kangren olma riski nedeniyle platin çıkartılmıştır. Dirseğini açıp kapatamadığından dolayı kolunu kullanamamakta ve ihtiyaçlarını yeterince karşılayamamaktadır. Ümraniye’den sonra Bayrampaşa, Diyarbakır D Tipi, Kocaeli/Gebze ve Kocaeli/Kandıra F Tipi’ne götürülen Refik Sünkür şuan Bolu F Tipi Hapishanesindedir” dedi.

 Sünkür’ün, 2015’te göğüs ağrısı nedeniyle hastaneye götürüldüğünü ve kalbine pil takıldığını aktaran Acettin, şunları söyledi: “Altı ayda bir mutlaka kontrole götürülmesi gerekiyor. Ancak, Bolu’da pil kontrolü yapılamıyor ve İstanbul’dan görevlilerin gelmesi gerekiyor. Görevliler geldiği zaman asker olmadığı söylenerek kontrolü aksatılmakta olup en son Haziran 2017’de kontrolü yapılmıştır. Kolunu kullanamadığı için günlük yaşamını idame ettirmede zorlanmakta, kalp rahatsızlığının yanı sıra bel-boyun fıtığı, mide ülseri ve reflüden kaynaklı çok fazla ağrı, yanma şikâyeti ve mide alt kapakçığının işlevsiz hale gelmesiyle oluşan troid hastalıkları vardır. Şuan diz kapaklarında su toplaması olduğu söylenmiş ancak tedavi konusunda bir şey söylenmemiştir. Gerekli tedavinin yapılması ve sağlığına kavuşması için serbest bırakılmasını talep etmektedir.”

 
 

Adli suçlular dışarı, muhalifler içeri

 

MHP’nin ‘af tasarısı’nın hukuki vasfının belli olmadığını belirten Avukat Baran Doğan, “Herhalde dışarıdaki mafya sayısı yeterli değil, toplumu baskı altına aldırmak için o sayıyı biraz arttıracaklar. Adli suçluları dışarı çıkaracaklar, muhalifleri içeriye alacaklar” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) hazırladığı taslak, geçen hafta Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Meclis’e sunulan taslağın, 19 Mayıs 2018’den önceki suçları kapsadığı belirtiliyor. 162 bin tutuklu ve hükümlü yararlanabileceği ifade edildiği taslakta, cezalarda 5 yıllık indirime gidileceği belirtildi. MHP’nin hazırladığı taslağa yönelik muhalefet ve hukukçular kanadından da tepkiler ve eleştiriler gelmeye devam ediyor.

Hukuki vasfı belirsiz

 Avukat Baran Doğan, Ceza Hukuku Sistemi’ne bir kurumu yerleştirirken sistemin genel işleyişi ile uyumlu bir düzenleme yapılması gerektiğini ifade etti. Sistemle uyumlu düzenlemeler olmadığı zaman sonraki süreçte başka hukuki problemlerin çıkacağı uyarısında bulunan Doğan, “MHP’nin getirdiği taslak bu yönüyle ne genel af olarak kabul edilebilir ne özel af olarak kabul edilebilir. Bir ceza indirimi var orada, bu ceza indirimini hukuki açıdan vasıflandırdığınızda bu bir koşullu salıverilme midir? Bu da belli değil. Genel olarak burada çıkartılacak olan yasanın hukuki vasfı belli değil” şeklinde konuştu.

Çakıcıgiller çin

 Tasarının “hukuki” olamadığının altını çizen Doğan, taslağın “belli ihtiyaçları gidermek” için MHP’nin politik amaçlarını gerçekleştirmek üzerine kurulu olduğunu söyledi. Bahçeli’nin çete reisi Alaattin Çakıcı’yı ziyaret etmesini hatırlatan Doğan, “Bunlarla uyumlu olabilecek şekilde, bu tarz insanların çıkmasına yarayacak şekilde düzenlemeler yapılmış. Pratikte bazı kişilerin dışarı çıkmasını sağlayacaktır. Herhalde dışarıdaki mafya sayısı yeterli değil, toplumu sindirmek, baskı altına aldırmak için o sayıyı biraz arttıracaklar. Devletin hapsettiği kişiler üzerinden böyle ayrım yaparak çıkarttığı hiçbir yasa toplumsal fayda üretmemiştir” değerlendirmesinde bulundu.

Tasarıyla 162 bin insanın tahliye edileceği yönündeki söylemleri hatırlatan Doğan, “162 bin kişiyi tekrar dolduracaklar oraya. O cezaevleri o şekilde boş kalmayacak. Türkiye’de her zaman en kolay yöntem muhalefeti hapsetmektir. Ve o cezaevleri muhaliflerle doldurulacaktır. Adli suçluları dışarı çıkaracaklar, muhalifleri içeriye alacaklar. Son dönemde bazı politik suçlara baktığımızda, özellikle propaganda suçlarına... Propaganda suçlarında oldukça geniş yorumlar yapılarak, her fiil propaganda suçları içerisine alınıyor” şeklinde konuştu.