Aldatıcı ve pamuk ipliğine bağlı politik ya da ekonomik istikrar raporlarına bakmayın. Türkiye’deki hastalık, ekonomik-sosyal-politik istikrar gösterge ve ölçütlerini aşan, insani tahribat, moral yıkım, kültürel yozlaşma, ahlaki çürümeyle birlikte seyreden bir yapısal bunalımdır.

Hayata yanlış bakmak, yanlış yaşamak...
Bu kadar basit, bu kadar vahim, bu kadar ölümcül...
Haftalardır semptomlarını, kökenlerini ve teşhisini yazmaya çalıştım...
Hastalığın tedavisinin iki yöntemi var. Biri dışardan dolaylı, biri içerden.
İçerden tadavinin öznesi işçi sınıfı ve devrimcileri son yazımda ele almıştım.
Dışardan olan ise, ilhak edilmiş toprakların yerli halklarının inatçı varlığı ve direnişi... Bu konuda önde olan da Kürtler...
Kürt mücadelesi, bir rahabilitasyon şansı aynı zamanda.
Genel manada söylersek; Kürdün kurtuluşu Türkün de özgürleşmesi aynı zamanda.
Daha spesifik olarak da üzerinde durmak gerek direnişin tedavi edici özellikleri üzerinde.
Karşı duruş, herşeyden önce, inkar denen ölümcül atalete ve dolayısıyla da tedaviyi reddetmeye, yani hastalığa mahkumiyete bir son veriyor, yüzleşmeyi zorunlu yapıyor. Tedaviye giden yol böyle başlıyor her hastalıkta olduğu gibi. Kabullenerek, yüzleşerek...
Dr. Işıl İşcanlı’nın alanına girmek istemem (umarım O ele alır rehabilitasyonun bu tarafını) ama şöyle diyebilirim: Bilinç altına itilmiş, orada gizlenmiş travmanın önce ortaya çıkartılması gerekir ki, ikinci aşamaya, tedavi aşamasına, yani yüzleşmeye geçilebilsin. Her isyan bir rehabilitasyon seansıdır bu manada. İsyanlar, korkuyu ve gerisinde yatan nedenleri yeniden üretir. Tedavilerde de önce geçmışin gizleri hastada yeniden dışarı çıkartılır ve böyle başlar terapi.
Acılı süreç içinde toplum hayatın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalıyor, hurafeleri sorgulamak, yalanların ardındaki hakikate doğru yol alma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Giderek de, kabullenmeye, barışmaya, özgürlük ve demokratikleşmeye, zorunlu bir çare olarak bakılabiliyor. Reddedilen “acı ilaç”larda iyileşme arama başlayabiliyor. En azından toplumun bir kesiminde...
Toplumsal rehabilitasyon böyle çalışabiliyor. İknadan ziyade hayatın zorlu gerçeklerinin dayatılmasıyla...
Kürt direnişi, Türkiye toplumunu sarsıyor, ilk reaksiyon olarak şovenizmi ve militarizmi körüklüyor, hastalığı azdırıyor ama tadaviye giden yolu da açmış oluyor, uzun vadede rehabilitasyon işlevi görebiliyor. Çivi çiviyi söküyor bir anlamda. Zor ve şiddetin hakkından Direniş ve isyan  geliyor.
Eski Kürt isyanları ön seanslardı. Son Otuz yılınkiyse, ara şok uygulamalarıyla birlikte, tam bir tedavi seansları dizisi olmuştur.
Kürtlerin tedavi edici özelliği burada...
Güney Afrika’lı rahip Tutu’nun Siyahlara güzel bir önerisi var: “Beyazlara iyi davranın, insanlıklarını yeniden kazanmak için size ihtiyaçları var” diyor.
Bunca şiddet, yalan, şovenizm ve militarizm cenderesi içine hapsedilmiş ezenlerin hoyrat dünyasında insanlığımız çalınmışken, onu Kürdün direnişinde bulmaya çalışmak, hastalığın tedavisinde ilk adım.
Ezilen, ezene ilaç oluyor, doktor oluyor, çare oluyor...
Hayatın diyalektiği böyle işliyor işte...
***
Şimdi raflarda tozlanan başka çalışmalar için bir mola zamanı.
Hoşçakalın...