Felaket tellalı olmak istemeyiz ama, gidişat gerçekten de kötü. Neredeyse her gün zam yapılır hale geldi. Benzinin litresi beş liraya ulaştı. Paramız yeniden hızla değer kaybeder hale geldi. Bütün bunların nedeni ne? Çok açık ki Kürt sorunu! Bu sorunda yaşanan çözümsüzlük ve çatışma! Neredeyse bütçenin yarısı savaşa harcanıyor.
Cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri kırk gününü aşıyor. Neredeyse tüm cezaevlerinde açlık grevi var. Bunlara binlerce tutuklu katılıyor. Ülkemiz neredeyse 12 Eylül darbesi sonrasına benzer hale geliyor. Peki bunların nedeni ne? O da Kürt sorunu! Açlık grevi yapanların hepsi Kürt tutuklular. 1982 Diyarbakır zindan gerçeği otuz yıl sonra yeniden yaşanıyor. Hükümet Suriye’de savaşan taraflara “Kurban bayramı ateşkesi yapma” çağrısında bulunsa da, kendi ülkesinde savaş devam ediyor. AKP izlediği deve kuşu politikasıyla bunları görmezden geliyor, sanıyor ki hiç kimse görmüyor. Her gün Kürt coğrafyasında onlarca çatışma yaşanıyor. Durmadan insanlar vuruluyor, kan akıyor. Niçin? Kürt sorunu çözülemediği için. Otuz yıldır yaşanan Kürt savaşı bugün de devam ediyor.
Kuşkusuz bütün bunlar toplumu gerdikçe geriyor. Toplumun tahammül sınırları neredeyse tükenir hale geliyor. Toplum gittikçe daha derinden parçalanıyor. Neredeyse birlikte yaşayamayacak bir noktaya geliyor. Kin, nefret, düşmanca hisler ve linç girişimleri ortaya çıkıyor.
Bütün bunlar sorulduğunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Ülkenin bir numaralı sorunu, herkes çözüm için çalışmalı” diyor. Fakat kendisi de sorunun ne olduğunu doğru dürüst ortaya koymuyor. Neredeyse “Kürt sorunu” bile demiyor. Sorunu gerçekçi ve çözümleyici bir yaklaşımla ele almıyor. Peki herkes nasıl çözüm için çalışacak?
Son günlerde AKP ile BDP arasındaki buzlar erir gibi görülüyor. AKP ve BDP arasında bir dizi açık-gizli görüşmenin yapıldığı anlaşılıyor. Sonuçlar topluma açıklanmasa da, belli ölçüde kamuoyuna yansıyor. İyi güzel de, AKP-BDP görüşmeleri acaba sorunu çözmeye yeter mi? Çözüm için bir kapı açar mı?
İnsan “Keşke açsa” diyor ama, bu iş öyle çok kolay gözükmüyor. Çünkü Kürt sorunu ağır ve karmaşık bir sorun. Ciddi yaklaşmayı ve hata yapmamayı gerektiriyor. Peki mevcut görüşmelerde yeterli ciddiyet var mı? Elbette bunu tam bilemiyoruz. BDP’nin samimiyetinden kuşku duymasak da, AKP için aynı yaklaşım içinde olamayız.
Nasıl olalım ki? Daha yirmibeş gün önce “BDP ile görüşmeyeceğim, BDP bir aktör değil” diyordu. Peki ne oldu ki AKP şimdi BDP ile görüşüyor? Bunun altında bir bit yeniği aramak elbette abes değil. Çünkü çok yoğun bir psikolojik savaş ortamında bulunuyoruz. Kendi iktidarı için bir fayda görmese AKP’nin hiçbir şeyi yapmayacağını çok iyi biliyoruz.
Demekki bu görüşmelerin altında AKP’nin belli hesapları yatıyor. Geçen ay BDP’ye verip veriştiriyordu. Dokunulmazlıkları kaldırmaya kadar her türlü baskıyı uyguluyordu. Bu söylediklerine ve yaptıklarına dair en küçük bir özeleştiri vermeden şimdi bunların tam tersini yapıyor. Acaba kamçı-şeker politikalarıyla BDP’yi etkisiz hale getirmeye mi çalışıyor diye insan kendine soruyor. AKP yaklaşımında fazla bir ciddiyet görünmüyor. Bu nedenle mevcut görüşmelerin Kürt sorununda bir kapı açması zor görünüyor. Çünkü kapıyı açacak iki yol var. Biri Kürt sorununun çözümüne Kürt halkının demokratik hakları temelinde doğru yaklaşmak, diğeri ise mevcut savaşı durdurmak. AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımında bir yenilik yok. Herhangi yeni bir görüş açıklanmış değil. Eskinin “Tekçi” anlayışı ve “PKK’yi bitirme” yaklaşımı devam ediyor. O halde bu AKP ile hangi çözüm kapısı açılabilir?
Savaşı durdurmaya gelince, bu işin muhatabının PKK olduğu açık. Çünkü savaşı PKK yürütüyor, BDP değil. Farzedelimki savaş hakkında BDP bir yaklaşım geliştirdi, peki PKK “Ben bunu kabul etmiyorum” derse ne olacak? PKK bunu söyleyebilir mi? Evet söyler, çünkü savaşı yürüten kendisidir.
Bu açıdan savaşı durdurma noktasında BDP çok doğru bir adres olarak gözükmüyor. Bu işi yapamayınca da BDP’yi suçlamak kesinlikle doğru olmuyor. Bu noktada AKP’nin kendisi BDP’den daha avantajlı görünüyor. BDP niye AKP’ye bunu söylemiyor, insan şaşıyor.
BDP sanki elinde bir kozmuş gibi “İmralı’ya gitme” önerisini tekrarlayıp duruyor. Halbuki İmralı’ya gitme BDP’nin tekelinde değil. BDP gibi AKP’de, CHP’de, başkaları da gidebilir. BDP’nin bu konuda özel bir avantajı yok. Diğer yandan, kardeşinin açıkladığı gibi, PKK Lideri İmralı’ya gidenlerle görüşmüyor. Mevcut koşulları görüşmek için uygun görmüyor.
O halde BDP heyeti İmralı’ya gitse bile PKK Lideri ile görüşüp görüşemeyeceği nereden belli? Belki de kapıdan eli boş dönüp geri gelecek. Neden? Çünkü, PKK ve Lideri Abdullah Öcalan mevcut İmralı koşullarını görüşmek için uygun görmüyor. PKK Lideri ile görüşme yapabilmesi için mevcut İmralı koşullarının değişmesini gerekli görüyor.
Aslında PKK’nin bir ateşkes için şartının “İmralı koşullarının değişmesi” olduğu anlaşılıyor. Ancak bu durumda PKK Lideri ile görüşmeler yapılabilir gözüküyor. Yani PKK Lideri ile görüşülebilmesi, onun siyasal rol oynayabilmesi için mevcut İmralı koşullarının değişmesi gerekli görülüyor.
Bu durumda da kapıyı kimlerin açabileceğini doğru saptamak, bu konuda hata yapmamak önem taşıyor. Oysa AKP ile BDP’nin yaklaşımları hatalı gözüküyor. BDP’nin “Savaşın İmralı’dan durdurulabileceği” görüşü pek doğru gözükmüyor. Çünkü savaşı İmralı yürütmüyor. PKK Lideri rahatlıkla “Savaşı ben yürütmüyorum” diyebilir. Bu nedenle BDP’nin “İmralı’ya gitme” önerisi pek kapı açıcı ve doğru bir tutuma benzemiyor.
Aynı şey AKP yaklaşımları için de geçerli. AKP de ikide bir BDP’ye yüklenip “Bu savaşı durdur” diyor. Oysa savaşı BDP yürütmüyor ki, durdurabilsin. Savaşı PKK yürütüyor, durdursa durdursa ancak o durdurabilir. Dolayısıyla AKP’nin BDP’den çare arama yaklaşımı da pek kapı açıcı gözükmüyor. Peki kapı nasıl açılabilir? Formül çok açık bir tarzda ortada. Savaşı PKK yürütüyor, ancak o durdurabilir. İmralı sistemini AKP yönetiyor, ancak sistemi o değiştirebilir. O halde AKP ile PKK görüşerek bu iki işi birlikte yapabilir. Bu biçimde hem İmralı sistemi sona erer, hem de savaş durur. Bu temelde de Kürt sorununun çözümü için siyasal müzakere kapısı açılır.
Demekki anahtar BDP ve İmralı’da değil, AKP ve PKK’dedir. BDP ve İmralı ancak kapı açıldıktan, yani AKP ile PKK bu konuda anlaştıktan sonra rol oynayabilir. O halde hata yapmamak oyun aktörlerini doğru konumlandırmak gerekir. Yürekleri soğutan gelişmelere ancak bu temelde ulaşılabilir.