Ülke topraklarında, başta kadınlar olmak üzere yaşamları karartılmaya çalışılan farklı inançlardan, uluslardan halklar ve sürgünde yaşayan biz göçmen ve mülteciler bakımından tarihsel önemde bir seçim süreci yaşanıyor.

Sadece emek ve demokrasi cephesi bakımından değil sermaye cephesi bakımından da tarihsel önemde olduğu açıktır. AKP faşizmi için Osmanlı tarzı yönetimin; yani ‘başkanlık’ sisteminin oylanması bakımından tarihsel iken CHP için varoluş ve yokoluş seçimleridir. Emek ve demokrasi cephesi bakımından ise; 12 Eylül faşizminin koyduğu setlerin parçalanması, ezilen ve sömürülen büyük yığınların politika yapma ve kendi geleceğini eline alma hakkı bakımından tarihseldir.

Yine bu seçimlerde farklı özgünlüklerin de varlığını kabul etmeliyiz. Örneğin; tüm tarihleri soykırımlarla geçmiş Êzîdîlerin var olma iddiasını duyurduğu, LGBTİ bireylerinin sesini ve iradesini konuşturduğu, Demokratik Alevi Hareketi’nin eşit yurttaşlık haklarının temsil edilebildiği bedelleri de göze almış bir demokrasi mücadelesinin yaşandığı bir seçim süreci yaşıyoruz.

Keza, kadınlar bakımından da tarihsel bir seçim süreci olduğu sır olmasa gerek. Her gün konulan sözde ahlaki ve dini sınırlarla yaşamı karartılan, sözü ve iradesi elinden alınan kadınlar, oldukça önemli bir tercihle karşı karşıya bulunuyorlar. Ya hemcinslerimizin yüzlerce yıl süren ve büyük bedellerle sınırlı da olsa kazanılmış haklarımıza sahip çıkacak, eşit, özgür ve onurlu bir yaşam mücadelesinin bir parçası olacağız ya da ortaçağın karanlığını gelecek kuşaklarımıza bırakacağız.

Biz sosyalist kadınlar; tüm tarihimiz boyunca olduğu gibi bugün de eşit, özgür ve adil bir gelecek mücadelesini omuzlamayı başından beri tercih etmiş bir kadın hareketi olarak, hiç kuşkusuz açık bir tercihle yol alıyoruz. 

Uzun yıllardan sonra emek ve demokrasi cephesinin en geniş kesimlerini kucaklayan, ezilen, sömürülen ve baskı altına alınan kesimlerin birleşik cephesi haline gelen ve böylelikle yaşanmakta olan parçalanmışlığa son veren HDP ile birlikte biz kadınların da sözünün ve iradesinin konuştuğu, eşit temsilinin sağlandığı bir seçim sürecine girmiş bulunuyoruz. Tüm tarihi boyunca erkeklerin/erkek egemen ideolojilerin iktidar alanı olmuş Türkiye Parlamentosu, belki de tarihinde ilk defa HDP ile birlikte kadın temsilinin önemli oranda arttığı bir platforma kavuşacaktır.

Seçim süreci, açıktır ki sadece oylara kilitlenmiş bir seçim çalışması değildir. Eşit ve özgür yurttaşlık taleplerinin toplumsallaştırılması ve örgütlendirilmesi, kutuplara bölünmüş emek ve demokrasi güçlerinin birleşik bir güç haline gelerek onurlu ve insanca bir yaşam alternatifi oluşturulabilmeleri; kadın özgürlük politikalarının toplumsallaştırılması bakımından da önemli bir fırsattır.

Bu nedenle, tüm kadın özgürlükçü kesim ve bireyler bakımından bu seçim süreci önemlidir, önemsenmelidir. Hiçbir dönem olmamıştır ki bu denli kadın özgürlük politikaları ve programları konuşulmuş, tartışılmış, masaya yatırılmış olsun. HDP ile birlikte seçim sürecine taşınan bu politikalar, burjuva partilerini dahi harekete geçirdiğini kim reddedebilir ki?


HDP kadın özgürlükçü bir partidir

HDP, çok yeni bir parti olmasına karşın yüzde 48’i kadınlardan oluşan aday listesi ile sadece programı ile değil, pratiği ile de kadın özgürlükçü bir parti olduğunu kanıtlamış bir partidir.

Merkezden yerel örgütlere kadar her örgütlenmede eşbaşkanlık ve kota sistemiyle siyasette eşit temsilin sağlanmasını zorunluluk haline getiren ve uygulayan, kadın işçi ve emekçilerin üretim sürecindeki eşitsiz konumlarına karşı duran, eşit işe eşit ücret talebini sahiplenen, çalışma yaşamında kadınlara yönelik engellerin kaldırılması, eşitsizliklerin aşılması için mücadele görevlerini programına taşıyan, ev emekçisi kadınların emeğini görünür kılarak sosyal haklara sahip hale gelmesini programına koymuş bir partidir.

Kadınların örgütlenmesi önündeki her tür engelin kaldırılması, ekonomik, toplumsal, siyasal, hukuksal, kültürel ve sosyal her alanda kadınların yaşadığı eşitsizliğe karşı, fiili ve gerçek bir eşitliğin sağlanması için mücadeleyi program edinmiş, kadına yönelik şiddetin bütün biçimlerine karşı mücadele eden, tüm cinsiyetçi kural ve sınırları reddeden, kadının eşit, özgür ve saygın bir kimlik olarak toplumda yer bulmasını savunan ve pratiğinde bunu uygulamaya sokmuş bir partidir.

Keza açıkladığı seçim bildirgesi ve adayları ile sadece kadın özgürlükçü değil, aynı zamanda tüm inanç örgütleri ve kimliklerinin, aydını, sanatçısı, işçisi, emekçisi, engellisi ile toplumsal özgürlüklerin bir ittifak gücü olabilmiş bir partidir.

“O’nun”, “bu’nun”, “şu’nun” değil, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen hepimizin partisi olmaya kilitlenmiş bir partidir HDP.

Bunlar, kadın özgürlük mücadelesinin vazgeçilmez bileşenleridir. Zira, biz sosyalist kadınlar; toplumsal yaşamda baskı ve zulme uğrayan, sömürülen tek bir kişi bile olsa, orada onurlu ve insanca bir yaşamın olamayacağına, toplumsal yaşamın tehdit altında olacağına inananlardanız. Bu nedenle, sadece kadın politikaları değil, toplumsal yaşamın tüm alanlarına ilişkin politikaları önemsemekteyiz.

Yukarıda saydığımız-sayamadığımız nedenlerden dolayı, Avrupa’nın 7 ülkesinde (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İskoçya, İsviçre) çalışmalar yürüten Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) olarak, seçim çalışmalarının başından bu yana bulunduğumuz her ülke ve kentte, HDP Seçim Koordinasyonları ve Kadın Koordinasyonlarında yerimizi almaktayız.


Sadece kendimizi değil, tüm kadın özgürlükçü grup ve bireyleri önemseyen, birlikte mücadelenin olanaklarını zorlayan bir çalışma prensibi ile yürümeye önem verdik.

Bu amaçla attığımız ilk adım; Avrupa çapında kadın hareketini birleştirecek bir seçim deklarasyonunu hazırlamak oldu. Hazırladığımız deklarasyonu bulunduğumuz tüm ülkelerde kadın iradesi ve imzasına açarak toplamında 55 kadın örgütünün imzasını taşıyan bir deklarasyona çevirmiş olduk. Ortak yayımladığımız deklarasyon, yerellerde de bizleri buluşturan araca dönüştü. 

Politik ekseni esasen kadın olan, HDP’nin kadın politikalarının kavratılması, diğer burjuva partilerin kadın politikalarındaki ikiyüzlü ve cinsiyetçi yanları teşhir eden ve böylelikle kadın özgürlük politikalarının toplumsallaştırılmasını hedefleyen bir çalışma planı ile yürümekteyiz. Gerek ev ziyaretleri, ev toplantıları, paneller ve radyo programları ile gerekse de bildiri, açıklama ve sosyal medya araçları ile en geniş yığınlara ulaşmaya çalışıyoruz.

Yapabildiğimiz oranda birleşik kadın gücü ile ya da SKB olarak açtığımız sokak stantları ve kadın gösterileri ile de sokağın iradesini güçlendirmeye çalışıyoruz.

Seferberlik ruhu ile sürdürmeye çalıştığımız seçim faaliyetlerinin; aynı zamanda kadın özgürlük politikalarının toplumsallaştırılması bakımından da oldukça önemli roller oynadığını, kadın emeği ve iradesinin daha görünür hale geldiğini ve kadınlarda özgüven yarattığını pratik olarak gözlemlemiş bulunmaktayız.

AKP’nin köleleştirmeyi hedeflediği ilk toplumsal kesim, kadınlar oldu. 7 Haziran seçimlerinin, esas olarak AKP, CHP ve HDP çizgisi arasında geçen bir seçim olduğu, kimsenin reddedemeyeceği bir gerçektir.

Öyleyse neden AKP ve CHP değil de HDP dediğimizin anlaşılır olması bakımından birkaç noktada da bu partiler hakkında düşündüklerimizi ifade edelim...

13 yıllık iktidarı süresince AKP’nin köleleştirdiği ilk toplumsal kesim kadınlar oldu. Artık ilk okullara kadar inen sözde “başörtüsü serbestisi” ile küçücük yaşlardan itibaren köleleştirilmeye çalışılan cinsel bir kimlik olmaya başladık. Artık, “hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizlik”, “kadınların kahkaha atması iffetsizlik” olmuş, kadınlardan en az 3 çocuk doğurması istenerek, asli görevimizin ev-çocuk ve koca hizmeti olduğu hatırlatılmaktadır. Kürtaj yasağı gündeme getirilerek kadın bedenine müdahale edilmekte, “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum” denerek tecavüzcüler cesaretlendirilmektedir. “ Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Bunlar ya satılıktır ya kiralıktır” denerek başı açık kadınlar için sokaklar tehditkar hale getirilmektedir.

Saymakla bitiremeyeceğimiz kadın yaşamına yönelen baskılar, kural ve erkek egemen ahlak değerleri AKP döneminde üst düzeye çıkmış, kadına yönelik şiddet yüzde 1400 oranına ulaşmıştır. Bugün ülke toprakları; her gün 5 kadının öldürüldüğü bir coğrafya haline gelmiştir.

‘Ana Muhalefet’ CHP ne yaptı/yapıyor?

CHP, uzun zamandır iktidar yüzü görmese de halkların çokça deneyimlediği partilerden biri. Tüm konularda olduğu gibi kadın özgürlük talepleri bakımından da sadece laf yapan bir parti olmuştur.

Türk devletinin en eski partisi olmasına karşın, CHP içerisinde kadınlar eşitlenme şansını hala yakalayamamışlardır. Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin (KA.DER) veri ve değerlendirmelerine göre, CHP’nin parti organlarında ve adaylık süreçlerinde yüzde 33 kota uygulayacağına dair iç tüzüğü olmasına karşın, bu hiç gerçekleşmemiştir. İlk kez bu seçimlerde HDP’nin de etkisi ile yüzde 18 oranında kadın aday belirleyebilmiştir.

CHP; kendi hükümetleri dönemi dahil, muhalefet süreçlerinde de kadın sorunlarında ciddiye alınır bir müdahale içerisinde olmamıştır. Daha da ötesi, oy avcılığı için gerici dalgaya teslim olabilen kemiksiz bir parti olduğunu defalarca belgelemiştir. Kemalist laiklik konusunda burnundan kıl aldırmayan CHP; Ekmeleddin İhsanoğlu gibi tescilli bir gerici ve faşisti –ki şimdi MHP adayıdır-Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermekten sakınmamıştır. MHP gibi yine tescilli bir faşist parti ile kol kola olmayı her fırsatta sürdürmektedir.

Dolayısıyla tek seçeneğimiz bulunmaktadır; her ulustan, mezhepten, inançtan, etnik kimlikten kadın ve erkeklerin, ötekileştirilenlerin birleşik demokratik cephesi olan HDP...

Buradan hareketle; gerek anti-demokratik seçim barajlarının parçalanması, toplumsal iradenin tanınması ve gerekse de karartılan kadın yaşamı ve erkek egemen ideolojiye karşı toplumsal bir bilinç yaratılması için emekten, özgürlükten, eşitlik ve adaletten yana tüm kadın ve kadın örgütlerini bu tarihsel süreçte birlikte olmaya, HDP etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.

Oylar kadın özgürlükçü partiye! Oylar HDP’ye!

*SKB MYK Üyesi