Soğuk Savaş'ın sonundan bugüne yüzlerce anlaşma ile birlikte, dünyada 40 tane kapsamlı barış antlaşması imzalandı. Bunlardan bazıları tekrar çatışma durumuna geçmiş olsa da aralarında Güney Afrika ve Kuzey İrlanda'nın olduğu bazı yerlerde sorunlar artık silahlı mücadeleye gerek kalmayacak bir biçimde belli bir çözüme kavuşturuldu. Çözüm süreçleri bulundukları coğrafya, tarihsel özgünlükler, güncel gelişme ve güç dengelerinin yoğunluğu açısından tekillikler taşısalar da özünde sömürge-sömürülen ilişki ve çelişkisi evrenseldir ve ondan doğar.
Barış süreçlerini değerlendirme işi oldukça kapsamlı olsa da Kürt sorununun içinden geçtiği muğlak görüşme süreci de içinde olmak üzere, birkaç başlık altında ele aldığımızda özellikle neden bazı barış süreçlerinin başarı ile sonuçlanırken, bazılarının bu sonuçsuz kaldığını belki daha da iyi anlayabiliriz... Bunu birkaç başlık altında sıralamak mümkün:

Barış süreçlerinde liderliğin önemi

Güney Afrika deneyimi: Güney Afrika Hükümeti ve Nelson Mandela arasındaki görüşmeler 1980'lerin başlarından itibaren Niel Barnard öncülüğündeki Ulusal İstihbarat Teşkilatı (NIS) üzerinden başlar. Bu süre zarfında Mandela cezaevindeki yakın arkadaşlarına danışmadan Güney Afrika rejimini ANC ile görüşmelere ikna etmek için inisiyatif alır, çünkü onların böylesi bir inisiyatifi reddedeceklerini düşünmektedir. Bunun yanı sıra devlet de onları karşı karşıya getirmeyi denememiş değildir. Özellikle 1985'deki Cumhurbaşkanı Botha'nın parlamentoda yaptığı bir konuşmada aslında Nelson Mandela'yı cezaevinden serbest bırakmaya hazır olduğunu, fakat bunun önündeki tek engelin Mandela'nın kendisi olduğunu dile getirir. Tek yapması gerekenin, "koşulsuz biçimde şiddeti bir siyasal araç olarak reddetmesi" olduğunu söyler. Bu şart karşısında Mandela, "Sadece özgür insanlar müzakere yapabilir. Ben ve siz, yani halk özgür değilken herhangi bir taahhütte bulunamam ve bulunmam" der. Bu görüşmeler çok büyük bir gizlilik içinde yürütülür. Görüşmeler, aslında gelecekte gerçekleşecek olası bir barış görüşmesi için yeterince ortak noktaların olup olmadığını anlama üzerinden sürdürülür. Aralarında belli bir güven gelişmiş ve Barnard, Mandela'yı Robben Adası'ndan Pollsmor Cezaevi'ne nakletmiştir. Ardından başta dönemin Adalet Bakanı olmak üzere, birçok devlet temsilcisi ile görüşmeler gerçekleşmiştir. Bu görüşmeler, ilk defa müzakereye meyil veren bir yaklaşım olarak görülen, iki ömür boyu hapis cezası alan militanların serbest bırakması ile somutlaştırıldı. Rejim de bir yandan kamuoyunun nasıl bir reaksiyon vereceğine bakıyordu. 1989 yılının sonlarına doğru Walter Sisulu'nun da içinde bulunduğu diğer 7 siyasal tutsak serbest bırakıldı. Bu noktadan sonra geriye dönülemeyeceği artık ortadaydı.
Kuzey İrlanda: 10 Nisan 1998'de, 1990'lı yıllarda barış antlaşması sağlayan ülkelerin listesine girdi. Antlaşmanın mimarlarının içerisinde 8 farklı yerel siyasal parti ile Britanya ve İrlanda Cumhuriyeti hükümetleri vardı. Başkan Clinton liderliğindeki ABD yönetiminin de önemli bir mimari etkisi ve aynı zamanda kendisinden birkaç yıl önce sonuçlanan Güney Afrika deneyiminin de etkisi olmuştur. Bu barış sürecinin tarihçesi, 1988'de Sosyal Demokrat ve İşçi Partisi lideri John Hume ve Sinn Fein'in lideri Gerry Adams arasında gizli bir diyalog ile başlar. Tabii burada diyaloğu yürüten lider cezaevinde değildir. Mart 1989`da Gerry Adams "Silahlı olmayan bir siyasal hareket ile kendi kaderimizi tayin için çalışma yürütmek istiyoruz" dedi. Bu gizli görüşmeler 1990'larda resmi görüşme sürecine evrildi. 17 Şubat 1992'de Sinn Fein siyasal barış süreci stratejilerini açıklayan bir belge yayınladı. Bu süreç 1994'teki karşılıklı ateşkes sonrasında hız kazandı ve 31 Ağustos 1994'de IRA tüm askeri faaliyetleri durdurduklarını açıkladı.
Silahsızlanma ise yılları aldı. IRA'nın görüşme öncesi silahsızlanmayı kabul etmemesi üzerine ABD senatörü George Mitchell görüşmelerle iç içe silahsızlanmanın geliştirilmesi ve hükümetin de güven arttırıcı önlemler alması gerektiğini dile getirdi. 1996'daki çok partili görüşme süreci, Nisan 1998'de Hayırlı Cuma Antlaşması'nın imzalanması ile sonuçlandı. IRA silahları işlevsizleştirmenin ilkini 2001 sonlarında, ikincisini 2002 Nisan ayında, üçüncüsünü ise 2003 sonunda gerçekleştirdi. Eylül 2005'te ise IRA'nın tüm silahlarını işlevsizleştirdiğine kanaat getirildiği yönünde resmi açıklama yapıldı. 2007 yılına gelindiğinde, artık belli bir iktidar paylaşımı açığa çıkmıştı. Mücadele farklı açılardan devam etmektedir.   
Kuzey Kürdistan süreci: Burada belirgin olan olgu diyalog arayışının Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın kaçırılması öncesinde de var olmasıdır. Aslında sorunu barışçıl ve siyasal yollardan çözme eğilimi özellikle 1993 ve sonrasında açığa çıktı. Bunun bedeli olarak da o dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal, yüksek bir ihtimalle öldürülmüş, Başbakanı (Necmettin Erbakan) ise vaktinden erken koltuğundan indirilmiştir. Öcalan liderliğindeki PKK 1993, 1995 ve 1998 olmak üzere 15 Şubat Uluslararası Komplo öncesinde üç kez tek taraflı ateşkes ilan etmiş ve diyalog arayışına girmiştir. Yani hem hareketin merkezi, hem de tabanı bu diyalog arayışından ve çözüm isteminden kaçırılma öncesi de haberdardırlar.

Müzakereleri belirleyecek olan yol haritası

Güney Afrika: Mayıs 1989 yılına gelindiğinde Oliver Tambo "Ülkemizde gelişmeleri kimin kontrol edeceğine dair ciddi bir yarış başlamıştır ve biz bunun öncülüğünü yapmalıyız" der. Böylesine bir durumu kontrol altına almak ve öncülüğü alabilmek için Tambo bir doküman hazırlar ve bu doküman Ağustos 1989'da yayınlanır. Harare dokümanı adı da verilen bu doküman Güney Afrika'daki bazı liderler, cezaevinde Mandela ve bazı Afrika devletlerinin liderleri ile görüşme sonrasında hazırlanmıştır. Böylece herkesin onayından geçen bu doküman hem hareketi tüm gelişmelere karşı hazır kılacak, hem de olası müzakere durumunda herhangi bir muğlaklığa yer vermeyecektir.
Kuzey Kürdistan: Toplam 60 kitabı bulunan Sayın Öcalan, 1999 ile 2012 yılları arasında İmralı cezaevinde 12 kitap yazdı. Bunlar vesilesi ile hem görüşlerini, hem de çözüm önerilerini çok ayrıntılı bir biçimde dile getirdi. Bunun da ötesinde 15 Ağustos 2009 tarihinde çözüm önerisini yazılı hale getirerek devlete verdi. Bu dokümanı bitirmeden önce de gerek hareketteki arkadaşlarından, gerekse de yurt içi ve yurt dışındaki önemli şahsiyetlerden görüş istedi. Bu çerçevede yurt dışındaki birçok şahsiyetten görüş istediğimizi hatırlıyorum. Ardından bütün bu görüşleri de dikkate alarak böylesi bir doküman hazırlayıp, anlamlı ve sembolik bir günde devlete vermiştir. Hala da taraflar bu Yol Haritası'nı tekzip etmemişlerdir. Devlet belgeye el koymuş ve uzun süre yayımlanmasını önlemeye çalışmıştır. İlk defa Mezopotamya Yayınları'nda 2011'de basılmıştır. Bu nedenle her ne kadar devlet birçok defa kafa karışıklığı yaratmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır. 

Güney Afrika örneği üzerinden müzakere süreci ve devletin yaklaşımı

1989'da W. De Klerk'in Güney Afrika'da devlet başkanı olması ile beraber, çözüm için umut da ortaya çıkar. De Klerk'in Şubat 1990'daki parlamento açılışında yaptığı konuşma sonrasında gelişmeler hızlanır. Bu konuşmasında De Klerk, Afrika Ulusal Konseyi (African National Congress, kısaca ANC)  ve diğer yasaklanan organizasyonların yasağının kalktığını ve Mandela'nın 27 yıl sonra serbest kalacağını açıklar.
4 Mayıs 1990'da müzakereler ANC ve Güney Afrika arasında böylece resmi bir biçimde başlar. Bu toplantıda alınan bir dizi kararın içinde siyasal tutukluların serbest kalması ve sürgündekilerin dönüşü de vardır.
6 Ağustos 1990'da ANC'nin ve askeri kanadı olan Umkhonto we Sizwe'nin (Ulusul Mızrağı) silahlı mücadelesini durdurması ulaşılan konsensüse eklenir.
14 Eylül 1991 tarihinde resmi müzakereler için çok kritik bir adım atılır. Artık toplantılara sadece ANC ve hükümet değil, 27 siyasal organizasyon ve tüm hükümet katılmaktadır. Bu toplantılar, CODESA adı verilen, yani Demokratik Bir Güney Afrika Konvansiyonu'nu ortaya çıkarır.


CODESA'nın ilk toplantısı, 20 Aralık 1991 tarihinde yani Mandela'nın serbest kalmasından ve ANC yasağının kalkmasından neredeyse iki yıl sonra gerçekleşir. 19 grup burada temsilini bulur, fakat beyaz sağcı Muhafazakar Parti ile solcu Pan Africanist Congress boykot eder. Yaşanan siyasi gelişmelerden dolayı ve sürecin onayını alabilmek ve devam edebilmek için De Klerk sadece beyazlara yönelik bir referanduma reformlar ve müzakereler merkezli gider. Oy kullananların yüzde 68'i "yola devam" der.
CODESA II ise Mayıs 1992'de başlar. Ancak Haziran 1992'de Boipatong'da bir katliam yaşanır; 45 kişi INKATHA partisi taraftarları tarafından katledilir. Mandela, De Klerk hükümetini suç ortaklığı ile suçlar ve ANC'yi müzakerelerden geri çeker. Böylece CODESA II toplantısı sonuçsuz biter.
ANC tabanını tekrar sokağa çıkarır ve Eylül 1992'de ordunun protesto gösterisine ateş açması ile beraber 29 kişi Bisho katliamında hayatını kaybeder. Bu herkes için tekrardan siyasal çözüm arama arayışına girme uyarısıdır.
Çözüm arayışında Komünist Parti Genel Sekreteri Joe Slovo'nun önerisi dönüm noktası olur. Bu da demokratik seçimler sonrasında bir koalisyon hükümetinin beş yıllığına başa gelmesidir.
26 Eylül 1992'de Mandela, De Klerk'in öncülüğünde ANC ve hükümet, anayasayı yapmak üzere seçimle bir meclis oluşturulması, geçici hükümetin kurulması ve siyasi tutsakların serbest bırakılmaları ile müzakerelerin tekrar başlaması konusunda anlaşır.
1 Nisan 1993'de ise MPNF, yani Çok Partili Müzakere Forumu adı altında toplantılar tekrar başlar. Forumu'n temel farkı ise CODESA toplantılarına girmeyen partilerin de katılım sağlamasıdır.
10 Nisan 1993'de mücadelenin önde gelenlerinden Chris Hani suikasta kurban gider. Fakat bu müzakereleri durdurma yerine daha da hızlandırır.
18 Kasım 1993'de ise ara anayasa onanır. Geçici Yürütme Kurulu demokratik seçimlere kadar ülkeyi yönetir. Seçimler ise 27 Nisan 1994'de gerçekleşir. ANC'nin silahlı kanadı Ulusun Mızrağı ise Aralık 1994'de yani neredeyse demokratik olarak seçilen bir hükümetin yerleşmesinden sekiz ay sonra dağıtıldı.         

Kuzey Kürdistan örneği

Devletin atması gereken adımları atmaması nedeni ile bu konuda herhangi bir ilerleme sağlanamadığı gibi devlet hızla kendisine yönelik zaten olmayan güveni gittikçe ve hızla sonlandırmaktadır. Çok insani ve gerekli olan kritik hasta tutsakları bırakma işine bile samimi yaklaşılmamış, son aylarda birçok siyasi tutsak yaşamını yitirmiştir; bu tür tutumlar barış sürecinin gelişeceğine değil, gelişmeyeceğine yönelik düşünceyi beslemektedir. Anlaşılan o ki AKP Hükümeti ve Türk devleti genel olarak 'barışa en çok bizim ihtiyacımız var' noktasında değildir. Zaten Bülent Arınç da geçtiğimiz günlerde "Biz çözüme muhtaç değiliz" sözleriyle hükümetin yaklaşımını ortaya koydu. Asıl bu siyasal konjonktürde Türk devleti çözüme muhtaç; hele hele gelişmelerin nereye evrileceğinin belli olmadığı bu koşullarda...
Yol haritasına olan yaklaşımda görüldüğü gibi, AKP Hükümeti'nin temel yaklaşımı "engellemek, ertelemek ve oyalamak" idi. Güney Afrika'da olduğu gibi cesur adımları atmak, yani sürecin başında hareketin liderleri başta olmak üzere siyasi tutsakları serbest bırakmak ve yasak örgütleri legalleştirmek, aklının ucundan bile geçmemektedir. Oysa Güney Afrika'da süreç asıl bununla başladı.


Kolombiya'da 'çözüm' askıda

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos (sağdan ikinci) hükümeti ile FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri), heyetinden Ivan Marquez (soldan ikinci), 4 Mart 2013 tarihinde Küba'nın başkenti Havana'da yapılan barış görüşmelerinden bir kare. 50 yıldır savaşan Kolombiya ordu güçleri ile FARC arasında 2 yıldır Havana'da devam eden müzakereler, 16 Kasım 2014'te general Ruben Dario Alzate ve beraberindeki iki kişinin gerillalar tarafından "savaş esiri" olarak tutuklanması üzerine hükümet tarafından askıya alındı. 20 Kasım'da generali bırakacağını açıklayan FARC, karşılıklı ateşkes çağrısı yaptı ve müzakerelerin devam etmesini istedi. 

Hayırlı Cuma Antlaşması

Kuzey İrlanda'yı 30 yıl boyunca kan gölüne çeviren iç savaş; 10 Nisan 1998'de Belfast'ta imzalanan "Hayırlı Cuma Antlaşması" ile sona erdi. Antlaşmaya göre, IRA sılah bırakmaya razı olurken, İngiltere de IRA mahkumlarını serbest bırakmayı, Kuzey İrlanda'dan askerlerini çekmeyi, Kuzey İrlanda'ya özerk yönetim hakkı vermeyi kabul etti. Basın toplantısında konuşan Başbakan Tony Blair (solda), antlaşmayı "cesaretin zaferi" olarak niteledi ve "tarihin eli omuzlarımızda demiştim. Şimdi bu gerçeği yerine getirmiş olduk. Ama asıl işi şimdi başlıyor. Önemli olan barışı kalıcı kılmak" dedi. Sinn Fein'ın lideri Gerry Adams ise "İrlanda adasını tek bir devlet altında birleştirme hedeflerinden vazgeçmeyeceklerini ve hiçbir şekilde sürecin dışında kalmayacaklarını" vurguladı. Referanduma sunulan anlaşmaya Kuzey İrlanda'da yüzde 71 destek oyu çıktı. Böylece 30 yıl süren çatışma ve 13 yıl süren barış görüşmelerinin sonunda Kuzey İrlanda'da barışa büyük bir adım atıldı. IRA, 1994'te ilan ettiği ilk ateşkesten 11 yıl sonra, 1 Eylül 2005'te silahlı mücadeleyi resmen bıraktığını açıkladı ve barış süreci 2007'de Kuzey İrlanda Parlamentosu'nun toplanmasıyla tamamlandı.


* Uluslararası Abdullah Öcalan'a Özgürlük - Kürdistan'da Barış İnisiyatifi Sözcüsü