MHP kongresi oldu. Devlet Bahçeli yeniden başkan seçildi. Bu kongre için söylenebilecek en çarpıcı şey, Bahçeli’nin MİT’e başvurarak ajan olup olmadığını sormasıdır. Tabii ki MİT “Devlet Bahçeli bizim ajanımızdır” dememiştir.
Şoven milliyetçi faşist denen partiler esas olarak ulus-devlet zihniyetiyle şekillenmiştir. Ulus-devlet milliyetçiliği din gibi kullanmaktadır. Yani milliyetçilik ulus-devletin dinidir. Bu nedenle ulus-devlette faşist partiler uç vermiştir. Bu faşist partiler Sovyetler ile NATO bloku arasındaki soğuk savaş döneminde NATO’nun vurucu sivil milisleri haline getirilmiştir.
Türkiye’de turan (tüm Türkleri birleştirme) fikri 19.yüzyıla dayanır. Fikir babasının da Rusya ile düşman olan Avusturya-Macaristan imparatorluğunun bir profesörü olduğu söylenir. Amaç, Rusya içindeki Türkleri kışkırtıp Rusya’yı zayıf düşürmektir. Osmanlıların Batı’da gerilemesi ve dağılmasıyla birlikte Osmanlının Türkçü kadroları geleceklerini doğuya göz dikmekte bulmuşlardır. Enver, Talat ve Cemal Paşalar bu eğilimi temsil etmektedir. Zaten Ermeni soykırımı bir yönüyle de bu doğu yolunun temizlenmesi olarak yapılmıştır.
Türkiye’de bugünkü kara Türkçü faşizmin öncüleri bunlardır. Türkiye cumhuriyeti ile birlikte Türkçülüğün gerçek sahiplerinin kendileri olduğunu ilan eden Kemalizm döneminde bunlar güç kaybetmiştir. Daha doğrusu mevcut iktidar o günkü siyasi koşullarda bunlara ihtiyaç duymayacak bir politik çizgi yürütmüştür. Zaten o koşullarda dışa yayılma hedefi olan bir parti Türkiye için ciddi sıkıntılar yaratırdı. Bu nedenle de gelişmesine izin verilmemiştir. Misak-ı Milli’yi esas alan ve bu sınırlar içindeki Kürtleri ve diğer azınlıkları Türkleştirmeyi hedef alan milliyetçilik esas alınmıştır.
İkinci Dünya Savası sonrası soğuk savaş ve Türkiye’de sol güçleri sindirme politikasının gereği şoven milliyetçi güçlere bizzat NATO ve CIA el atmıştır. Kuşkusuz bu el atış MİT’ten bağımsız değildir. Çünkü o yılların MİT’i de esas olarak soğuk savaş karakterine göre şekillenmiştir. Esas düşman ve hedef sol demokratlardır. Bu dönemden daha sonra MHP adını alacak kadroların CIA ve MİT üzerinden NATO’nun stratejisinin parçası haline getirildiği görülmektedir. Daha sonra bu faşist güçlerin Başbuğ olarak tanımladığı Albay Alparslan Türkeş Amerika kontrgerilla merkezinde eğitim görmüştür. O günden itibaren de kara Türkçü faşistler NATO’nun en önemli sınır karakolunun Türkiye’deki vurucu gücü olmuştur. Daha sonra MHP adını alacak oluşum esas olarak Özel Harp Dairesinin resmileşmiş kolu olarak çalışmıştır.
Türkiye’de sosyalist güçlerin gelişme gösterdiği 1960’lı yılların sonu ve 1970’li yıllarda ülkücüler, bozkurtlar olarak tanımlanan bu faşist milisler sol güçlere karşı bir cinayet makinesi olarak kullanılmıştır. NATO Gladio’sunun Türkiye kolu olarak çalıştığı gibi, ordu içindeki Özel Harp Dairesi ve MİT ile de ilişkilidir; hatta birçok konuda onlar tarafından yönlendirilmektedir. İdeolojik ve politik hattı legal düzlemde yürütülse de faşist saldırgan pratik ise legal olmayan biçimde yürütülmüştür. Buna dayanak olan da MİT ve Özel Harp Dairesi olmuştur. Bu, sol güçler tarafından her zaman bilinmekteydi. Ancak 12 Eylül’le birlikte böyle olduğu kamuoyu tarafından da açık bilinir hale gelmiştir.
Sosyalizm ve genel olarak da sola karşı sadece milliyetçi, kara Türkçü faşistler kullanılmamıştır; yeşil Türkçü faşizm de kullanılmıştır. Aslında bunlar bir yönüyle ayrı olmuşlar, ama bir yönüyle de iç içe olmuşlardır. Komünizmle Mücadele Dernekleri içinde birlikte yer aldıkları bilinmektedir. Ancak Türk-İslamcı kanat ile İslamcı-Türkçü kanat yine de belli düzeyde ayrı bir düzlemde, ama her ikisi de sola ve sosyalizme karşı kullanılmıştır. Ancak 1980’li yıllara kadar ağırlıklı olarak kullanılan kara Türkçü faşistlerdir. Çünkü bu dönemde silahlı şiddet yöntemi öne çıkarılmıştır. Yeşil Türkçü faşistler ise daha fazla ideolojik, politik düzlemde kullanılmıştır. 1980 12 Eylül darbesiyle durum değişmiştir. Hem ABD ve NATO hem de iç iktidar güçleri yeşil Türkçü faşizmin önünü açmışlardır. Yeşil Türkçü faşizmin sistemin esas kullandığı ve dayandığı güç haline getirilmeye çalışılmıştır. Fethullah Gülen’in gelişen etkinliği ve AKP’nin iktidara gelme süreci böyle bir dönemecin sonucudur.
Konumuz esas olarak MHP olduğu için yeşil Türkçü faşizmin değerlendirmesine böyle bir değinmekle geçiyoruz.
Kara Türkçü faşizm 12 Eylül’le birlikte işlevini tamamlamıştır. Sadece yeni bir konuma evrilmiştir. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşta esas olarak asker ve polis sistemi içine alınmıştır. MHP milislerinin gördüğü işlevler ya bizzat devletin görevlilerine verilmiştir ya da 1990’lı yıllarda olduğu gibi Hizbulkontra’ya bu görev tevdi edilmiştir.
1990’lı yıllarda Sovyetlerin dağılması sonucu MHP’nin durumunda da önemli değişiklikler yaşanmıştır. Gladio NATO içinde dağıtılmıştır. Kuşkusuz şoven milliyetçi faşist güçler tümden dağıtılmamıştır. Daha çok o ülkelerin milli istihbaratların denetimi altına alınmıştır.
Bugün sadece Türkiye’de değil, demokratik olduğu söylenen ülkelerde bile şoven milliyetçi faşist güçler istihbarat örgütlerinin denetim ve koruması altındadır. Tüm ulus-devletler hala bu tür oluşumlara ihtiyaç duymaktadır. Gerektiğinde “ulusal çıkarlar” için değerlendirilmektedir. Almanya’da dönerci cinayetlerini işleyen neo-faşistlerin ilişkisinin Alman istihbarat örgütlerine uzanması bu gerçeğin ifadesidir. Bu durum Fransa, Hollanda, Belçika, İngiltere, İtalya için de söz konusudur. Hatta kara Avrupa’sına göre daha demokratik olduğu söylenen İskandinav ülkeleri için de durum farklı değildir.
Her ne kadar Devlet Bahçeli MİT ajanı olmadığını MİT’e onaylatsa da bu durum MHP’nin karakterinin farklı olduğunu göstermez. Zaten MHP’liler ve tüm kara Türkçü faşistler devleti en iyi kendilerinin koruduğunu söylerler. Esas misyonları devleti savunmaktır. MİT ve diğer istihbarat örgütleri de devleti “savunma” kurumlarıdır. Bu açıdan devleti en iyi kendilerinin savunduğunu söyleyen MHP’nin ve tüm yeşil Türkçü faşistlerin MİT’le çalışmaları bir ayıp ve sakınca değildir; hatta gururdur. Ordunun en iyi askeri, polis teşkilatının en iyi polisi olmak onlar için gurur vericiyken, MİT’le çalışmak da gurur vericidir. Hatta isterler ki tüm MİT teşkilatı ellerinde olsun. Zaten eski MİT’çilerin çoğunluğunun karakteri böyleydi. Oylarını ağırlıklı olarak MHP’ye verirlerdi. Bu açıdan Devlet Bahçeli’nin MİT’in ajanı olup olmadığının açıklanmasını istemesi hiçbir şey ifade etmiyor. Devlet Bahçeli’nin olsa olsa MİT’e giderek yeşil Türkçü faşistlerin etkin olmasından bir şikayeti vardır.
Şu anda MHP, devletin en temel ulusal sorun olarak gördüğü Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanılmaktadır. Bu konuda devletin elindeki önemli bir araç konumundadır. Bu araç iki yönlü kullanılmaktadır. Birincisi, Kürtlere karşı sivil şiddet gücü olarak kullanılıyor. İkincisi, Kürtlere ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için kullanılıyor. Özellikle AKP Hükümeti döneminde MHP’nin esas olarak bu yönlü kullanıldığı görülmektedir.
AKP, Kürt halkını aldatarak, oyalayarak kültürel soykırımcı, sömürgeci sistem içinde tutmanın aktörüdür. Kuşkusuz bu konuda en fazla da Kürt halkının dini hassasiyetleri kullanılmaktadır. AKP, Türk devletinin en fazla zorlandığı dil ve kültür alanında kimi yumuşamalar yaparak Kürtler üzerindeki soykırımcı sistemi sürdürmeyi sağlamanın partisidir. İşte bu konuda Kürtleri aldatmak ve AKP’nin kucağına itmek için MHP aracı devreye girmektedir. TRT 6 ya da seçmeli ders gibi soykırımcı sistemin üstünü örtme araçları MHP tarafından “bu bölünmedir, Türk milletini yok etmedir” denilerek bu girişimler Kürtler için kabul edilir kılınmaya çalışılmaktadır. MHP’nin Kürt düşmanı olduğu tescillidir. Zaten ona bu görev verilmiştir. Tüm Kürtler MHP karşıtıdır. İşte MHP’nin bu imajı kullanılarak Kürtler AKP’ye yönlendirilmektedir. AKP’nin yaptığına en fazla MHP karşı çıkıyorsa “o zaman bu Kürtler için iyidir” algısı yaratılmaya çalışılmaktadır.
Bu durum Kürtler için bir tuzak olarak kullanıldığı gibi, AKP’nin eline psikolojik savaş yürütme argümanı olarak verilmektedir. Kürtlerin kabul edemeyeceği bu palyatif ve özel savaş girişimlerine tabii ki en başta da BDP ve Kürtler karşı çıkmaktadır. Çünkü bunlar Kürtleri aldatma ve siyasi soykırım sistemi içinde tutma argümanlarıdır. İşte BDP bunlara karşı çıktığında “bakın AKP’nin şu girişimine MHP gibi BDP de karşı çıkıyor” denilerek BDP vurulmakta ve AKP iyiymiş gibi gösterilmektedir. Öyle ki Kürtlerin ve demokratların tutumu MHP’ye göre şekillendirilmek istenmektedir.
Kürtler ve demokrasi güçleri bu tuzağı görmelidir. MHP’ye şimdi hangi rolün verildiğini iyi anlamalıdırlar. Kürtler, bir özel savaş aracı olarak kullanılan MHP’ye göre tutumlarını ayarlarsa Türk devletinin yürüttüğü özel ve psikolojik savaş tuzağına düşmüş olurlar. Bu konuda tüm Kürtlerin duyarlı olması gerekir. Kürtlerin tutumu, Kürt halkının varlığını koruma ve özgürlüğünü kazanma konumuna göre olmalıdır. Ölçü MHP’nin tutumu ya da karşı çıkması değildir. AKP’nin iyiliğinin ölçüsü de böyle ele alınamaz. Ölçü, Kürtlerin ulusal varlığını güvenceye alacak ve özgürlüğünü sağlayacak taleplerin karşılanıp karşılanmamasıdır. Bu konuda yanılgılar ve yanlış algılar Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine zarar verir.
AKP şu anda asker ve sivil bürokrasiye “Kürtleri en iyi ben aldatır, Kürtleri en iyi ben ezer, Kürtleri en iyi ben kültürel soykırım sistemi içinde tutarım” sözü vermesi üzerinden iktidarını sürdürüyor. İktidarına tüm Kürt karşıtı güçlerin desteğini böyle alıyor. Bugün boynuz kulağı geçer misali AKP ve yandaşı basının Kürt düşmanlığında birinci sıraya oturması bu gerçeğin ifadesidir.
MHP, bugün devletin Kürtleri yeşil Türkçü Ergenekon’a razı etmesi için kullandığı sopadır. Bu sopa ile havuç politikasına razı edilmek istenmektedir. Klasik sopa-havuç politikasının çok boyutlu uygulanması gerçeğiyle karşı karşıyayız.