O’nun için, Hamburg’da yapılan anmada yakınlarının gözünde acıya benzer bir şeyler yakalamaya çalışsak da bir şehit yakını olmanın gururunu ve onurunu görüyoruz. Aile bireyleri oldukça metanetli ve olgun. Tek dertleri anmaya gelen insanları en iyi şekilde ağırlamak. Çewlîg insanının misafirperverliği hakim. Gelen her insan, aile bireyleri tarafından büyük bir saygı ile karşılanıyor. Ramazan Arslan’ın kardeşi Fırat Arslan gelenlerin hepsinin ağabeyi Ramazan’ın misafirleri olduğunu söylüyor.
Yüreğine dünyanın tüm sevgilerini sığdırmıştı
Fırat Arslan’la konuşurken ağabeyine ne kadar benzediği gözümden kaçmıyor. Kısa bir süre gençlik çalışmaları için Hamburg’da bulunurken tanımıştım onu. Sevgi dolu oldukça olgun bir insandı. “Öyleydi” diyor kardeşi ve devam ediyor: “Ağabeyim yaşamı boyunca hep bir arayışın sahibi oldu. Burada yaşıyordu ama hiçbir zaman kendisini buraya ait hissetmedi. Buradaki yaşamı çok yozlaşmış buluyor ve tepki duyuyordu. ‘Yaşam bu kadar basit mi?’ derdi çoğu zaman. Öfkeleniyordu mesela. Her isyan ve öfkesi onu özgürlük dağlarına biraz daha yaklaştırıyordu. Gideceğini biliyordum. Ne git ne kal diyebiliyordum. ‘Buradaki insanları anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum’ sözleriyle tepkisini dile getiriyordu.”
‘Peki gittiğinde ne hissettin’ diye soruyorum. Fırat Arslan, şöyle cevaplıyor: “Tabi ki bir kardeş olarak kendisinden uzun bir zaman haber alamayacağımı, belki de hiçbir zaman artık görüşemeyeceğimizi biliyordum. Burada kalmasını ve burada mücedele yürütmesini istiyorduk. Ama buradaki yaşamın ve çalışmanın kendisini tatmin etmediğini söylüyordu. Hayallerine kavuştuğu için belki de çok mutluydu. ‘Bir gün mutlaka Kürdistan dağlarında özgür olacağım’ diyordu. Dağ onun için özgürlüğe açılan tılsımlı bir anahtardı. Nitekim öyle de oldu. Konuşma fırsatımız olduğunda kararından dolayı hiç pişman olmadığını konuşmalarından anlayabiliyordum.”
‘İlkeli ve tutarlıydı’
Ayfer Yüksel, Ramazan Arslan’ın teyzesi. Dikkatlice baktığınızda bunu fark edebiliyorsunuz; Ramazan’ın mavi gözlerine sahip teyzesi de.
“Ramazan benim elimde büyüdü. Annesinin yarısı kadar değil annesiydim adeta” diyen Ayfer Yüksel, şunları anlatıyor: “Kurban olduğum Ramazan, küçükken çok sessiz ve çekingen bir çocuktu. Ramazan özgürlük hareketine katıldı dediklerinde inanmadım önce. O çekingen ve sessiz çocuk aklıma geldi. Sessizdi ama içinde fırtınalar kopuyordu. Hiç kimseye kolay kolay açılmazdı. Herkesle arkadaşlık kurmazdı. Ama arkadaş olduğu insanlara da ölümüne bağlıydı. İlkeli ve tutarlıydı. Çocukluğundan bu yana haksızlığa karşıydı.”
‘Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum’
‘Niye gitti sence’ dediğimde birden suskunlaştı sonra devam etti: “Dedim ya haksızlığa gelemiyordu. Halka yapılan bunca zulmü gördükçe bir yol ayırımına girmişti. Ama katılacağını tahmin etmiyordum. Gittiğini duyunca tabi ki üzüldük. Kınalı kuzumuzu bir daha göremeyecektik. Bize yakın olmasını istiyorduk. Hep böyle gözlerimizin önünde olsundu. Olmadı. O bir kere dağlara sevdalanmıştı. Tartışmalarımızda hep şunu derdi; ‘Teyze bir daha dünyaya gelirsem yine bu hareketin bir sevdalısı olarak gelmek isterim. Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum.’
Gittikten sonra kızkardeşimle konuşmuştu. ‘Teyze’ demişti “İkinci doğuşumu size müjdelemek için arıyorum. Hayal ettiğim ortam burası. Şu anda hayallerimi gerçekleştiriyorum. Benim için sakın ama sakın üzülmeyesiniz.” Hayallerini gerçekleştiren bir devrimci: Cotkar Karker
O’nun için, Hamburg’da yapılan anmada yakınlarının gözünde acıya benzer bir şeyler yakalamaya çalışsak da şehit yakını olmanın gururunu ve onurunu görüyoruz. Aile bireyleri oldukça metanetli ve olgun. Tek dertleri anmaya gelen insanları en iyi şekilde ağırlamak. Çewlîg insanının misafirperverliği hakim...
MEHMET ZAHİT EKİNCİ
HAMBURG
Ramazan Arslan’ın (Cotkar Karker) çocukluğunu anlatan teyzesinin gözbebeklerine takılıyor gözlerim. Anlattığı her kelimede onunla olan tüm geçmişi anlatıyor sanki. Kendisiyle telefonda konuşurken “Teyzem sanki yeniden doğmuşum gibi sevinçli ve yaşama bağlıyım” dediğinde ‘buna fazla bir anlam veremedim ilk başta’ diyerek duygularını dile getiriyor.
Ramazan Arslan Çewlîgli (Bingöl) bir ailenin çocuğu olarak memleketinde gözlerini açsa da hayata, çocukluğu Elazığ‘da, gençlik yılları ise Avrupa’da geçmiş. Kısa bir ömre büyük sevinçler sığdıran Arslan, 12 Temmuz 2017’de yine doğduğu topraklara yakın bir yerde Çewlîg’e bağlı Çêrme (Yedisu) kırsalında Türk ordusunun uçak saldırısında şehit düşmüş. Yüzükoyun uzandığı topraklara bir anaya sarılır gibi vedalaşıp aramızdan ayrılmış…
O’nun için, Hamburg’da yapılan anmada yakınlarının gözünde acıya benzer bir şeyler yakalamaya çalışsak da bir şehit yakını olmanın gururunu ve onurunu görüyoruz. Aile bireyleri oldukça metanetli ve olgun. Tek dertleri anmaya gelen insanları en iyi şekilde ağırlamak. Çewlîg insanının misafirperverliği hakim. Gelen her insan, aile bireyleri tarafından büyük bir saygı ile karşılanıyor. Ramazan Arslan’ın kardeşi Fırat Arslan gelenlerin hepsinin ağabeyi Ramazan’ın misafirleri olduğunu söylüyor.
Yüreğine dünyanın tüm sevgilerini sığdırmıştı
Fırat Arslan’la konuşurken ağabeyine ne kadar benzediği gözümden kaçmıyor. Kısa bir süre gençlik çalışmaları için Hamburg’da bulunurken tanımıştım onu. Sevgi dolu oldukça olgun bir insandı. “Öyleydi” diyor kardeşi ve devam ediyor: “Ağabeyim yaşamı boyunca hep bir arayışın sahibi oldu. Burada yaşıyordu ama hiçbir zaman kendisini buraya ait hissetmedi. Buradaki yaşamı çok yozlaşmış buluyor ve tepki duyuyordu. ‘Yaşam bu kadar basit mi?’ derdi çoğu zaman. Öfkeleniyordu mesela. Her isyan ve öfkesi onu özgürlük dağlarına biraz daha yaklaştırıyordu. Gideceğini biliyordum. Ne git ne kal diyebiliyordum. ‘Buradaki insanları anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum’ sözleriyle tepkisini dile getiriyordu.”
‘Peki gittiğinde ne hissettin’ diye soruyorum. Fırat Arslan, şöyle cevaplıyor: “Tabi ki bir kardeş olarak kendisinden uzun bir zaman haber alamayacağımı, belki de hiçbir zaman artık görüşemeyeceğimizi biliyordum. Burada kalmasını ve burada mücedele yürütmesini istiyorduk. Ama buradaki yaşamın ve çalışmanın kendisini tatmin etmediğini söylüyordu. Hayallerine kavuştuğu için belki de çok mutluydu. ‘Bir gün mutlaka Kürdistan dağlarında özgür olacağım’ diyordu. Dağ onun için özgürlüğe açılan tılsımlı bir anahtardı. Nitekim öyle de oldu. Konuşma fırsatımız olduğunda kararından dolayı hiç pişman olmadığını konuşmalarından anlayabiliyordum.”
‘İlkeli ve tutarlıydı’
Ayfer Yüksel, Ramazan Arslan’ın teyzesi. Dikkatlice baktığınızda bunu fark edebiliyorsunuz; Ramazan’ın mavi gözlerine sahip teyzesi de.
“Ramazan benim elimde büyüdü. Annesinin yarısı kadar değil annesiydim adeta” diyen Ayfer Yüksel, şunları anlatıyor: “Kurban olduğum Ramazan, küçükken çok sessiz ve çekingen bir çocuktu. Ramazan özgürlük hareketine katıldı dediklerinde inanmadım önce. O çekingen ve sessiz çocuk aklıma geldi. Sessizdi ama içinde fırtınalar kopuyordu. Hiç kimseye kolay kolay açılmazdı. Herkesle arkadaşlık kurmazdı. Ama arkadaş olduğu insanlara da ölümüne bağlıydı. İlkeli ve tutarlıydı. Çocukluğundan bu yana haksızlığa karşıydı.”
‘Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum’
‘Niye gitti sence’ dediğimde birden suskunlaştı sonra devam etti: “Dedim ya haksızlığa gelemiyordu. Halka yapılan bunca zulmü gördükçe bir yol ayırımına girmişti. Ama katılacağını tahmin etmiyordum. Gittiğini duyunca tabi ki üzüldük. Kınalı kuzumuzu bir daha göremeyecektik. Bize yakın olmasını istiyorduk. Hep böyle gözlerimizin önünde olsundu. Olmadı. O bir kere dağlara sevdalanmıştı. Tartışmalarımızda hep şunu derdi; ‘Teyze bir daha dünyaya gelirsem yine bu hareketin bir sevdalısı olarak gelmek isterim. Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum.’
Gittikten sonra kızkardeşimle konuşmuştu. ‘Teyze’ demişti “İkinci doğuşumu size müjdelemek için arıyorum. Hayal ettiğim ortam burası. Şu anda hayallerimi gerçekleştiriyorum. Benim için sakın ama sakın üzülmeyesiniz.”
O’nun için, Hamburg’da yapılan anmada yakınlarının gözünde acıya benzer bir şeyler yakalamaya çalışsak da bir şehit yakını olmanın gururunu ve onurunu görüyoruz. Aile bireyleri oldukça metanetli ve olgun. Tek dertleri anmaya gelen insanları en iyi şekilde ağırlamak. Çewlîg insanının misafirperverliği hakim. Gelen her insan, aile bireyleri tarafından büyük bir saygı ile karşılanıyor. Ramazan Arslan’ın kardeşi Fırat Arslan gelenlerin hepsinin ağabeyi Ramazan’ın misafirleri olduğunu söylüyor.
Yüreğine dünyanın tüm sevgilerini sığdırmıştı
Fırat Arslan’la konuşurken ağabeyine ne kadar benzediği gözümden kaçmıyor. Kısa bir süre gençlik çalışmaları için Hamburg’da bulunurken tanımıştım onu. Sevgi dolu oldukça olgun bir insandı. “Öyleydi” diyor kardeşi ve devam ediyor: “Ağabeyim yaşamı boyunca hep bir arayışın sahibi oldu. Burada yaşıyordu ama hiçbir zaman kendisini buraya ait hissetmedi. Buradaki yaşamı çok yozlaşmış buluyor ve tepki duyuyordu. ‘Yaşam bu kadar basit mi?’ derdi çoğu zaman. Öfkeleniyordu mesela. Her isyan ve öfkesi onu özgürlük dağlarına biraz daha yaklaştırıyordu. Gideceğini biliyordum. Ne git ne kal diyebiliyordum. ‘Buradaki insanları anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum’ sözleriyle tepkisini dile getiriyordu.”
‘Peki gittiğinde ne hissettin’ diye soruyorum. Fırat Arslan, şöyle cevaplıyor: “Tabi ki bir kardeş olarak kendisinden uzun bir zaman haber alamayacağımı, belki de hiçbir zaman artık görüşemeyeceğimizi biliyordum. Burada kalmasını ve burada mücedele yürütmesini istiyorduk. Ama buradaki yaşamın ve çalışmanın kendisini tatmin etmediğini söylüyordu. Hayallerine kavuştuğu için belki de çok mutluydu. ‘Bir gün mutlaka Kürdistan dağlarında özgür olacağım’ diyordu. Dağ onun için özgürlüğe açılan tılsımlı bir anahtardı. Nitekim öyle de oldu. Konuşma fırsatımız olduğunda kararından dolayı hiç pişman olmadığını konuşmalarından anlayabiliyordum.”
‘İlkeli ve tutarlıydı’
Ayfer Yüksel, Ramazan Arslan’ın teyzesi. Dikkatlice baktığınızda bunu fark edebiliyorsunuz; Ramazan’ın mavi gözlerine sahip teyzesi de.
“Ramazan benim elimde büyüdü. Annesinin yarısı kadar değil annesiydim adeta” diyen Ayfer Yüksel, şunları anlatıyor: “Kurban olduğum Ramazan, küçükken çok sessiz ve çekingen bir çocuktu. Ramazan özgürlük hareketine katıldı dediklerinde inanmadım önce. O çekingen ve sessiz çocuk aklıma geldi. Sessizdi ama içinde fırtınalar kopuyordu. Hiç kimseye kolay kolay açılmazdı. Herkesle arkadaşlık kurmazdı. Ama arkadaş olduğu insanlara da ölümüne bağlıydı. İlkeli ve tutarlıydı. Çocukluğundan bu yana haksızlığa karşıydı.”
‘Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum’
‘Niye gitti sence’ dediğimde birden suskunlaştı sonra devam etti: “Dedim ya haksızlığa gelemiyordu. Halka yapılan bunca zulmü gördükçe bir yol ayırımına girmişti. Ama katılacağını tahmin etmiyordum. Gittiğini duyunca tabi ki üzüldük. Kınalı kuzumuzu bir daha göremeyecektik. Bize yakın olmasını istiyorduk. Hep böyle gözlerimizin önünde olsundu. Olmadı. O bir kere dağlara sevdalanmıştı. Tartışmalarımızda hep şunu derdi; ‘Teyze bir daha dünyaya gelirsem yine bu hareketin bir sevdalısı olarak gelmek isterim. Bu ortamda insan olduğumu hissedebiliyorum.’
Gittikten sonra kızkardeşimle konuşmuştu. ‘Teyze’ demişti “İkinci doğuşumu size müjdelemek için arıyorum. Hayal ettiğim ortam burası. Şu anda hayallerimi gerçekleştiriyorum. Benim için sakın ama sakın üzülmeyesiniz.”