Hayat Ağacı mitolojik bir figür olarak bilinse de yaşamsal gerçeğin ta kendisidir. Ağaç, doğanın, yaşamın, üremenin, çoğalmanın sembolüdür. Türkiye halklarının, inkar edilen inanç gruplarının, ezilen yok sayılan insanların ve emekçilerin özlemi “Bir ağaç gibi tek ve hür/ Ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak!” olmuştur. Evet, doğrudur… Taksim “Gezi Parkı” için yapılan eylemde “Mesele üç, dört ağaç” değil. Ama sebep “Üç, dört” ağaçtır. Bu küçümsenen, alay edilen “Üç, dört” ağaç Türkiye için Hayat Ağacı olmuştur.

Yaşamımızı, atmosferimizi hoyratça, zalimce, faşistce kirleten zihniyete karşı “Üç, dört” ağaç devreye girmiş ve topluma hayat vermiştir.
Bu eylem ve etkinlikler için, sosyolojik, siyasi, psiko-sosyal, idolojik… Bir çok yorum, belirleme ve tanım yapılabilir. Ama bana göre en can alıcı yorum “Toplumun Hayat Ağacı’nın danmarlarına su yürüdü” demek olabilir. Kendiliğinden gibi gözüken, belli bir birikimin ve bastırılmış gerçeklerin tepkisi olan Gezi Parkı eyleminin altında olmadık sebepler aramak yerine asıl başka bir gerçeğe işaret etmek gerektiğini düşünüyorum. O da şudur ki; Şehri İstanbul’dan başlayarak Türkiye’nin batısı örgütlü olmak yerine birey olmayı istiyor.
Birey olmak mutlaka çok önemli! Birey olmadan, bireysel irade ve kişilik oluşmadan örgütlü olmuşsun ne yazar?.. Lakin buradaki “Birey Olmak” kendisi ile sınırlı olmak istemidir. Siz bakmayın on binlerce insanın aynı eylemde buluşmasına!.. Buradaki insanlarımızın çoğu on binlerin içinde yalnız olan insanlardır. Bunu kınamak için söylemiyorum. Mevcut gerçek bu!!! Liberallerin ve sistem kalemşorlarının edebi anlatımları, lirik yazıları, kimi aydıncıkların dizginlenemez sahte bireycilik fetişleri işi bu noktaya getirdi. Buna demokrasi güçlerinin cılız, umursamaz tavırları da eklenince “Örgütlü olmak” suç sayıldı ve “İdeoloji” sözcüğü başbakanın sehpasında idam edildi!
Eğer iyi incelenrse Anadolu, Ortadoğu halklarının tairhi bir yönüyle de birey ve toplum fenomeninin tarihidir. Bu coğrafyada her şey egemenler tarafından kontrol edildiği, baskı altına alındığı için birey olmanın da toplum olmanın da destansı bir tarihçesi vardır. Türkiye Devrimci, Demokratik hareketinin tarihi, birey olmanın becerilerine ulaşmış kişilerin özgür bir toplum yaratma tahayyülüdür. Mustafa Suphi’den, Denizlere, Mahirlere, İbolara kadar konu hakkında yapılacak sosyolojik yorumlardan biri de bu olsa gerekir. Kadim tarih açısından bakıldığında ise Hallacı Mansur’dan, Fazlullah Hurufiye, Seyit Nesimi’den Pir Sultan Abdal’a Bayezid Bestami’ye kadar kutsal eylem, kutsal değerlerin ışığında birey olmak ve özlenen toplumu yaratmaktır. Ama Şeyh Bedrettin’de, Hacıbektaş’ta, Yunus Emre’de durum farklıdır. Buradaki resim bireyin toplum olmuş halidir.
Kürt Halk Tarihi de bu destansı örneklerle doludur. Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran kutsal değerlerin peşinde birey olmanın ve toplumu bu değerlerin ışığında oluştumanın peşindedir.
Günmüz insanının hakikatten yoksun ruh halini ifade etmeye çalıştığım kişiliklerle kıyaslamak için söylemedim bunları. Zira günümüz insanı çile çekmeden, emek sarfetmeden “Olmayı, olgunlaşmayı“ ve hatta “Ermeyi” hedefleyen bir garip kişiliktir.
Kendi tarihi, sosyal, kültürel, felsefi değerlerinden yoksun, eklektik bir yaklaşımla “Yeni birey” yaratmanın peşinde koşan “Sol” amaçtan bağımsız bu “Birey” tipini yarattı. Ve şimdi farkında olmadan Başbakanla aynı retoriği kullanır olduk!!! “Örgütler karışmasın! Bu halkın eylemi!” başbakan da yorum farkı olsa bile aynı şeyi söylüyor. Ve demokrasi, özgürlükler isteyen kitleyi “Başıboş, serseri bir enerji” olarak niteliyor!...
Oysa örgüt canlı bir organizmadır. Hitap ettiği kitleyi tanır, kendi amaçlarını da belirler ve bu iki faktör arasında reel bir denge kurarak çalışmasını yürütür. Gezi Parkı’ndan başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan eylemde, eylemciler örgütü aşmıştır. Eylemin resmi ve inisiyatifi katılımcı bireylerin ruh halindeki basınca göre belirlenir olmuştur.
Türkiye sol, demokratik, devrimci hareketi bu eylemden ders çıkarmalıdır. Birey ile örgüt arasındaki bağ kopmuş durumda. Alanlara çıkan bireyler toplumun temel sorunları paydasında ortaklaşamıyor. Çok ciddi bir enerji var sonuç alıcı değil. Bir ırmak akıyor. Kontrolsüz akarsa sel ve taşkına dönüşür! Ama doğanın ve ırmağın nitelikleri bilinirse, ırmaktan çok verim alınır. Hayat ağacına can veren de ırmaktır. Bu ırmak buharlaşıp kaybolmamalı!...