Oyun, eşinden boşanan ve çocuklarıyla birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışan 45 yaşındaki Alev’in gerçek hikayesini anlatıyor. Kadınların günlük tarihinin hiç yazılmadığını belirten oyuncu Aysel Yıldırım, önemli olanın sıradan görünen bu mücadelenin iyi anlatılması olduğunu kaydediyor.
Kadınların anlatım gücünün çok iyi olduğunu, dolayısıyla iyi mizah yapabileceğini ifade eden Yıldırım, daha çok kadın oyununun yazılıp kadınlar tarafından oynanmasının kadın uyanışı açısından önemine dikkat çekiyor.
PERVİN YERLİKAYA / STUTTGART
Soru, “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro oyunundan. 8 Mart etkinlikleri kapsamında Yeni Kadın’ın organize ettiği etkinlikte sahne alan oyun ekibi, Stuttgart’ta ilgiyle karşılandı. Hem oyun izlendi hem oyuncularla izleyiciler söyleşti. Program sonrası biz de oyuncu Aysel Yıldırım’la söyleştik.
Gerçek bir hikaye
Boğaziçi Üniversitesi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), 2005 yılının Kasım ayından beri “Bir Kadın Uyanıyor” isimli kadın öyküsünü sahneliyor. Sevilay Saral tarafından yazılan ve yönetilen oyun, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Oyun, eşinden boşanan ve çocuklarıyla birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışan 45 yaşındaki Alev’in hikayesini anlatıyor. Oyuncu Aysel Yıldırım, oyunun nasıl oluştuğunu şöyle anlatıyor: “Saral ve ben, o kadını saatlerce dinledik ve onun hikayesinden etkilenerek bunun sahnelenmesi gereken bir hikaye olduğunu düşündük. Oyunu 2013 yılına kadar sadece kadın izleyicilere açık bir şekilde sahneledik ancak kadınların bunu erkeklerin de seyretmesi gerekiyor ve biz kadınların ne yaşaması gerektiğini anlamalarını sağlamak gerekiyor. Talepler üzerine karma izleyiciye yönelik sergiliyoruz.”
Gündelik hayatın tarihi yazılmaz
Oyun sonrasında seyircilerle yapılan söyleşiden olumlu tepkiler alınıyor. Yıldırım, oyun üzerine sorulan bir soruya, “Erkeklerin yazdıkları tarih anlayışı hep kahramanlıklar üzerine kuruludur. Gündelik hayatın tarihi yazılmaz, hele ki kadının günlük tarihinin hikayesi hiç yazılmaz” diyor ve önemli olanın sıradan görünen bu mücadelenin iyi anlatılması olduğunu belirtiyor. İzleyicilerle gerçekleşen söyleşi sonrasında oyuncu Aysel Yıldırım sorularımı yanıtlıyor. Konu kadının uyanışı olunca, Türkiye’deki mevcut baskı rejimi içinde en çok da ne tür zorluklar yaşandığını merak ediyor, sorulara oradan başlıyoruz.
Tiyatro grubu olarak şimdiye kadar ne tür zorluklarla karşılaştınız?
Biz BGST olarak çok zorlanıyoruz, çünkü sanat üzerinde genel olarak çok ciddi bir baskı var. Maalesef İslami faşizm her alanda olduğu gibi bize fazla hareket alanı bırakmıyor. Biz bağımsız bir topluluğuz ve sözümüzü sakınmadan söylemeye çalışıyoruz. Eskiye göre seyircimiz çoğaldı. Tiyatro, TV’den farklı olarak insanların bir araya geldiği ve canlı oyuncularla temas halinde olduğu bir durumdur. Sanırım bu, duyguyu daha çok yaşamaya neden oluyor. Mesele sadece sahnede oynadığımız oyun değil, bizim izleyicilerle etkileşimimiz çok etkiliyor. Türkiye’de insanlar evlerine kapatılmak isteniyor. O nedenle tiyatro sosyalleşme için çok önemli bir araçtır.
Geçen yıl Nevşehir’de oyunu oynadık. Oyuna bin 500 kişi geldi. Ancak cinci hoca sahnesinde 500 kişi tiyatroyu terk edip gitti. Geriye kalanlar oyunun sonuna kadar kaldı, çıkmadı. Ben bu sahnenin çok rencide olduğunu düşünmüyorum. Hatta kadının “yanlış anlaması” üzerine bu sahneyi yazdık. Belki başka sorunlar da yaşayabilirdik ve ilerde de yaşayabiliriz. Ancak biz gerçek olanı veriyoruz. Bu yüzden sonuna kadar bu oyunu sahnelemeye devam edeceğiz. Şunu belirtmeliyim ki, bölgede oyunlarımız çok ilgi görüyor.
Oyunda “erkekten arkadaş olmaz” sözü belirgin bir yer kaplıyor. Bu söz ile neyi vurgulamak istediniz?
Tabii ki savunduğumuz bir slogan değil. Toplumsal cinsiyetçilik rollerine hapsolup birbirimizi ötekileştirmememiz lazım. Eril düşünce erkeği de eziyor. Bu yüzden mücadele hepimiz için geçerlidir. Ancak Alev’in ilk gençliğinden menopoz sürecine kadar olan hikâyesinde görüyoruz ki çocukluğunda ona öğretilen, başına çekiçle çakılan şeylerden biri ‘erkekten arkadaş olmaz, kendini sürekli korumalısın’dır. Alev bize bu söylemin onun hayatını belirlediğini anlattı. Bu söylem daha sonra Alev’in bütün yaşamını etkilemiş ve ona göre belirlemiş ilişkilerini.
Alev, asker ve Kemalist bir ailenin kızı. “Erkekten arkadaş olmaz’’ sözü sürekli dikte edilmiş. Alev daha sonra ailesinin istediği bir doktorla evleniyor. Modern bir yaşam yaşayacağı düşünülerek evlendirilen Alev, aslında öğretilenlerin ve düşünülenlerin doğru olmadığını da görüyor. Alev, bu yaşam şeklinden kurtulmak isteyen bir kadının tek başına verdiği sosyal ve hukuksal mücadelenin hikayesi.
Anlatım gücü güçlü olan kadınların, tek kişilik oyunlarda ve stand-uplar da erkekler kadar görünür olmadığını görüyoruz.
Evet, çünkü hep erkekler yaptı. Ancak bugün kadın ortamlarında yaşayan ve sürekli kadınlarla vakit geçirenler bilir ki, kadınların anlatım gücü aslında çok iyi. Bakın kadın günlerine ya da gidin sohbetlerine, kadınlar hikayeler anlatırlar. Kadın hikayeyi anlatırken ağlarsınız, gülersiniz. Kadın çok iyi mizah yapabilir. Duygusal ve dramatik durumları oynayabilir. Bu oyunda da üst geçişleri barındıran ve meddah usulüne öykünen bir hal var. Bence daha çok kadın oyunu yazılmalı ve kadınlar tarafından oynanmalıdır. Bu bizim için çok önemli. Türkiye’de bunu yapabilen kadınlar var ve bu bizi çok gururlandırıyor.
Türkiye’deki kadınların çoğunluğu neden uyanmaktansa uyumayı tercih ediyor?
Ataerkil sistem sadece erkeklerin yürüttüğü bir sistem değil. Biz kadınlar da bu sisteme dahiliz. Bu sistem içinde büyüyoruz. Aslında ataerkil sistemin doğrudan hedefiyiz. Bu oyunda babanın “erkekten arkadaş olmaz’’ sözü ve yine annenin onun destekleyici tavrıyla, bu sistemle büyütülmüş bir kadın var. Bence oyunun kilit noktası tam da bu; uyanmak. Çünkü bu sistem içinde uyutuluyoruz. Uyanarak bu sistem yıkılana kadar mücadele etmeliyiz. Kapitalizm, milliyetçilik, militarizm ve ataerkil sistemler birbiri besliyor. Bu yüzden yaşamın kendisi sürekli bir mücadele alanıdır. Uyanmayı neden seçmiyoruz sorusuna gelince sanırım çoğu zaman kolay olanı tercih ediyoruz.
‘Aşk’, ‘namus’ cinayetleri batıda yaşanıyor. İstanbul’un ortasında Şule Çat gökdelenden aşağı atılıyor. Kadın bir zara indirgenmiş, namus olgusu olarak görülüyor. Bu tabuları yıkmak zorundayız.
Bir kadın uyanıyor derken kadının sınıfsal pozisyonuna yabancılaşıp, sınıf mücadelesine katılması gibi bir beklenti oluşmuş. Ancak oyun aksine cinsiyet politikasına uyanışıdır. Toplumsal cinsiyet diye bize erkeklik ve kadınlık giydiriliyor. Bu da mücadele alanlarından biridir. Dolayısıyla bir şaşkınlık oluştu. Erkekler bazen anlamakta zorlanıyor çünkü karşı cinsle arkadaş olmama daha çok kadınlara öğretiliyor. Maalesef erkekler bu konuda imtiyazlı. Onlar her zaman için herkesle ilişki kurabilirler. Bunu itiraf etmekte ve anlatmakta zorlanıyorlar.
Avrupa turu devam ediyor
Tiyatro ekibi, oyuncu Aysel Yıldırım ile teknik ekipte yer alan Zilan Kaki, Elif Karaman’dan oluşuyor. Stuttgart’ta gösterilen oyun, önümüzdeki günlerde Avrupa’nın farklı şehirlerinde de seyirciyle buluşacak. Oyun, 15 Mart’ta Viyana VTID salonunda, 17 Mart’ta Linz KPÖ salonunda ve 29 Mart’ta da Köln Kültürbunker’de gösterilecek.