"Ya da tanrılar senden mutlu olmayı bekliyor..." Charles Bukowski’nin Gülen Yürek şiirinin bu dizesi, her şeye karşın umutlu olmayı salık veriyor. Hayat gri. Hayat fazlasıyla sert. Hayat gri tondan siyaha doğru hızla koşuyor, ipi az sonra göğüsleyecek...
Sonra şiir şöyle devam ediyor:
"hayat senin hayatın/ izin verme itilmesine, kederli teslimiyetin içine/ tetikte ol/ çıkış yolları vardır hep/ ışık var bir yerde/ çok parlak olmayabilir ama/ def eder karanlığı/ tetikte ol/ tanrılar fırsat sunacak sana/ fark et/ ve kullan onları/ ölümü yenemezsin ama/ yenebilirsin ölmeyi yaşarken kimi zaman/ ve sen öğrendikçe bunu yapmayı/ daha çok aydınlık olacak/ hayat senin hayatın/ tanı onu, hala sahipken ona/ sen harikuladesin/ tanrılar senden mutlu olmayı bekliyor."
Ahmet Ümit "Elveda Güzel Vatanım" adlı son kitabına "ölüm şehirlerimizi kaybetmekle başlar" diyerek girmiş. Kitap Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluşunu ve Türkiye’nin alnında dev bir oyuğa neden olacak olaylar dizisinin kronolojisi üzerine kurgulanmış. Bir başka yazıda bu kitabı anlatırım. Şimdi griliğin kaybedilen şehirlerle beraber üzerimize nasıl yapıştığına bakalım. Bu yazıyı yazarken 3 Kürt kadın siyasetçi korkunç bir şekilde öldürüldü. Bu yazıyı yazerken 12 yaşında bir çocuk daha öldürldü. Bu yazıyı yazarken şehirler içinde yaşayanlarla beraber ölümü soluyordu. Ölüm fabrika ayarlarında bir terzi, durmaksızın gri paçavralar dikiyordu. Ve bu yazıyı okuduğunuzda morga dahi kaldırılmayacak şehirlerin, kasabaların bir bir öldürüldüğü haberlerini okuyor olacaksınız mutlaka, sokakta uzun ve zayıflamış bedeniyle upuzun yatarken... Canınızdan gidecek bir parçacık can daha kalmamış olacak büyük olasılıkla. Hangi birine üzüleceğinizi bilemediğiniz, acısını içerden taa içerden hissedeceğiniz acılar birbirine karışacak... Tüm renkleri kendinize kör kılacaksınız, gülmeyi yasaklayacak, nefes aldığınız her anın size battığını hissedeceksiniz. Bitkisel ölüm bu... Ağaçlar gibi... Onlar ayakta ölmeyi başaran canlılar. Yavaş yavaş onlara benzeyeceksiniz. Yeşilini griye kaptırmış ve solmuş ağaçlar gibi içerden ölmeye başlayacaksınız...
Çünkü "ölüm şehirlerimizi kaybetmekle başlar"dı... Ne de olsa "sürekli hayal kırıklığına uğrayınca umut etmeye korkardı insan."
Bukowski ile başladık ama onun şiirinde hiç de önermediği bir karamsarlıkla ilerliyoruz yazıda. Duralım biraz. Şiire bir daha bakalım:
Hayatına sahip çık diyor şair. Sahiplenmek için o hayatı kılcallarına kadar tanımak şart. Birilerinin seni aşağılamasına, teslimiyetin içine itmesine izin verme. Tanıdığın hayata sahip çıkabilirsen bunu da başarırsın. Denemekten korkma. Evet şehirler ölebilir, öldürülebilir kalleşçe. Ah o şehirler, doğumu, ölümü ve aidiyeti anlatan o şehirler, öldürülebilir gri ile, boğulabilir; ama sen mazeret üretme, mağlup olduğunu düşünerek. Şehri ağaçtan, taştan ve sudan yeniden kuracaksın çünkü sonra. Ölümleri koy bir kenara, onlar sokak ve park adları olamayacak kadar çok çünkü, onlara yaşarken veremediğin armağanı onları da şehirlerle beraber kaybettikten sonra verebilirsin. Nasıl mı? Elbette acınla dalga geçerek, insan olmaya birkaç solukluk mesafede olunca... Şehirler öldü, sen öldün ama bak biz kalanlar şehri yeniden kuruyoruz senin anınla diyeceksin...
Çünkü "sen harikuladesin ve tanrılar senden mutlu olmayı bekliyor"
Unutma...