AKP Hükümeti’nin 34. İstanbul Film Festivali’nde gösterimini engellediği HPG’li gerillaların yaşamlarını yansıtan ‘Bakur’ belgeseli Türk devletinin engelleme girişimlerine rağmen 26. Stockholm Film Festivali’nde İskandinavya prömiyerini yaptı. Filmin gösterimi nedeniyle Festival Komitesi’nin daveti üzerine Stockholm’e gelen filmin yönetmenlerinden Ertuğrul Mavioğlu’yla ‘Bakur’u konuştuk. 


Neden gerillaların yaşamlarını anlatan bir film yapma gereğini duydunuz?

Türkiye’de 40 yıldır süren savaşın içinde gerillalar var. Ve yıllardır dağlarda yaşamlarını sürdürüyor. Nasıl yaşadıklarına, ne yaptıklarına, ne düşündüklerine ve toplumla ilişkilerine doğrudan tanıklık etmek ve yansıtmak istedim. 2010 yılında Radikal Gazetesi adına Murat Karayılan’la söyleşi yaparken gerillaların yaşamını anlatan bir film yapma talebim olmuştu. O zaman şartlar müsait olmadığı için kabul etmediler. 2013’te çatışmasızlığın başladığı dönemde tekrar Kandil’e gittiğimde aynı talebi Bahoz Erdal’a ilettim ve kabul ettiler.

O dönem geri çekilme dönemi ve çatışmasızlık süreci başlamıştı. Eğer geri çekilme süreci planlandığı gibi yürüseydi Türkiye’de gerilla kalmayacaktı. Böyle bir çalışma da hiç bir biçimde yapılamayacaktı. Bu çalışma için en uygun zemin o zamandı. Çayan Demirel’le birlikte çekimleri yapacak ekibi oluşturduk. Çekimler 4,5 ay sürdü. Bu zaman zarfında 45 günü dağlarda gerillalarla birlikte geçirdik. Hem çekim yaptık hem de kafamızda var olan soruları yönelttik.


Çekimler sırasında sansürle karşılaştınız mı?

Çekimlere başlamadan önce bu konuyu konuşmuştuk. Ama bize neyi verip vermeyeceklerini tam olarak bilmiyorduk. Bize üç ana saha; Dérsim, Amed ve Botan’ı gösterdiler. Karadeniz’de çekilmeden dolayı zaten gerilla kalmamıştı. Herhangi bir sorumuz karşısında cevap vermemezlik etmediler. Şunu çekin, şunu çekmeyin gibi bir yaklaşımları olmadı. Biz oraya gerillaya zarar vermek için gitmedik. Onların yerlerini belli edebilecek çekimlerden uzak durmaya çalıştık. Mağara ağızlarını çekmemeye gayret ettik. Çekmişsek bile kurguda attık. Gerillanın herhangi bir sansürü olmadı.


Barış süreci devam ederken hükümet filmin gösterimini neden yasaklama gereği duydu?

Filmin İstanbul Film Festivali’nde gösteriminden bir gün önce Ağrı-Diyadin’de olaylar oldu. Bu olay birdenbire dengeleri bozuverdi. Film daha gösterime girmeden önce özellikle de hükümet yanlısı gazetelerde bir kara propaganda başlatıldı. Bu ülkede hükümetin neyi niçin yasakladığına dair bir fikir yürütmek mümkün değil. Türkiye’de pek çok şey kolaylıkla yasaklanıyor. İnternet sitelerine erişim ortadan kaldırılabiliyor. Daha önceleri de bazı Kürt filmleri sansüre uğradı. Bu film bugüne kadar hep ölüleri gösterilmiş olan gerillayı canlı, hayatın içinde gösterdiği için, bir ölü sayısı olarak değil bir insan kimliğiyle gösterdiği için de rahatsız edici olduğuna bir kuşku yok. Çünkü izleyenler de ‘bu filmin neden yasaklandığını anlıyoruz’ diyorlar.  Avrupa prömiyeri Leipzig’de yapıldı. Orada da benzer tepkiler aldık. Özetle, gerillaları canlı olarak gösterdiği ve gerçekleri ortaya koyduğu için bu film yasaklandı.


Filmde PKK propagandası yapıldığı iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerillanın propaganda yapması için bize ihtiyacı yok. Şu anda PKK’nin propaganda yapmak için Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel gibi isimlere de ihtiyacı yok. PKK’nin televizyonları, gazeteleri, yayın organları, kendi film merkezleri var. İnanılmaz boyutlarda araçlara sahip. Ayrıca biz propaganda yapacak insanlar değiliz. Benim işim gazetecilik. Çayan’ın işi belgeselcilik. Biz gördüğümüz gerçekliği mümkün olduğu kadar en çıplak haliyle izleyiciye aktarmak için çaba sarf eden insanlarız. Amacımız propaganda değil, bugüne kadar sır kalmış olan oradaki yaşamın profesyonel kameranın girmediği bir alana üçüncü bir göz olarak girmesiydi. Biz orada olanları, hissettiklerimizi ve yalın gerçekliği yansıtmaya çalıştık.


‘Arkadaşınızı kaybemeniz gibi bir his...’


Film çekimleri yapılırken bir kadın komutan olan Gulan Kobanê’de yaşamını yitirdi. Bir ay önce de Munzur’da Özgür, daha sonra da Helin yaşamlarını yitirdi. Çekimler sırasında yüzlerce gerillayla karşılaştık ve konuştuk. Bunların çoğu hafızalarımızda ciddi bir yer etti. Duruşları, yaşama bakışları, üslupları, zorluklara rağmen dağ ve doğayla kurdukları ilişkiler, kendi aralarındaki komünal hayat çok etkileyiciydi. Ölüm haberlerini duymak çok üzücü. Yaşamımızın belli bir kısmını bu arkadaşlarla geçirdiğimiz için bizleri kötü etkiledi. Bu bir arkadaşınızı kaybetmeniz gibi bir his. 


‘Engellere rağmen festivalden davet aldık’

AKP Dışişleri üzerinden bu filmin peşini bırakmamakta ısrarlı. İsveç’te böyle bir girişimleri oldu. Berlin Film Festivali yöneticileri filmi izleyince çok etkilendiler ve çok iyi bir film olduğunu söylediler. Ama birden bire filmin göstermekten vazgeçtiler. Tüm engellemelere rağmen ‘Bakur’ pek çok festivalden davet aldı. Montreal’da dünya, Leipzig’de Avrupa ve Stockholm’de İskandinavya prömiyerini yaptı. Daha sonraları Dortmund’da, Brüksel’de ve İtalya’da iki ayrı film festivalinde gösterilecek. Bu davetler filmin güçlü bir tınısı olduğunu gösteriyor. Festival süreci sona erdikten sonra herkesin filmin izlemesini sağlamak için youtube’a yükleyeceğiz. 


MURAT KUSEYRİ/STOCKHOLM