İngiltere Gündemi


İngiltere’de Savcılar Birliği Başkanı Alison Saunders, ülkedeki tecavüz vakaları konusunda İngiliz hukuk sisteminin eksikliğini sertçe eleştirerek tecavüz tartışmalarını farklı bir boyuta taşıdı. Saunders, yargı sisteminin 'hayır demek, hayır demektir’ anlayışının ötesine gitmesi gerektiğini söyleyerek, tüm polis yetkilileri ve savcıların tecavüz davalarına bakarken yararlanabilecekleri yeni bir rehber hazırlığında olduklarını açıkladı. 

İngiltere’de her yıl yaklaşık 85 bin kadının tecavüz mağduru olduğu belirtiliyor. Ancak bu kadınların yüzde 90’ının tecavüzcüyü önceden tanımasına rağmen, sadece yüzde 22’si polise başvuruyor. Çünkü şikayetlerinin kanıtlanamayacağını düşünüp, polislerin kendilerine yardım edemeyeceğine inanıyorlar. Haksız da sayılmazlar. Bir senede 15 binin üzerindeki şikayetler arasında sadece 1,070 tanesine ceza verilmiş. 

Şu ana dek tecavüz mağdurlarının ya da şikayet edenlerin azımsanmayacak bir kısmı kendi kapasitesi ve özgürlüğünü kullanarak tecavüze rıza gösterdiği gerekçesiyle şüpheli, mevzu bahis suçtan sıyrılabiliyordu. Mağdurun sarhoş olması, sözde provokatif giyinmesi ya da sırf korktuğu için harekete geçmemesi toplumun çoğunluğu tarafından 'E hak etmiş’ düşüncesi yaratıyordu. Bu düşüncenin oluşmasına sebep de hukuk sistemi ve bu sistemin mağdur ve suçluyu nasıl gördüğü aslında. Toplumun algısını oluşturan da hukuk sisteminin çarpık ve eksik bakışıdır. Hazırlanan yeni rehbere göre, tecavüzle suçlanan kişi, eğer bunun tecavüz değil de kadının rızası doğrultusunda olduğunu iddia ederse, bunu kanıtlamak zorunda kalacak. Yine bu yeni rehbere göre, mağdurun içki ya da uyuşturucu nedeniyle etkisiz hale getirilmesi ve tecavüz şüphelisinin mağdur üzerindeki mesleksel ve sosyal iktidarı bile sorgulanacak. 

Türkiye’de benzer vakaların adil soruşturulup yargılanması için değil bir rehbere, bir ansiklopediye ihtiyaç var. Tabi bu ansiklopedide söylenenleri uygulayacak da cesur yüreklere, sağlam yargı işleyişlerine ve bu işleyişi destekleyecek  hükümetlere ihtiyaç var. Bunlar mevcut Türk hukuk sisteminde ve hükümetinde olmayan şeyler. 

Bileklerine kadar uzanan etekliği, kısacık saçlarıyla bir zamanların erkek oğlan görünümlü kadın başbakanı bile oldu Türkiye’nin. Tansu Çiller’den bahsediyorum. Kadın olarak farklılığını ve efeminen kimliğini, ezilmiş sayısız okumuş/okumamış, köylü/şehirli hemcinslerine karşı sorumluluğunu bilinçli bir hafıza kaybına uğratan, kendini zeki bizi de aptal olarak konumlandıran bir kadındı kendileri. Ondan kurtulduk derken, 'ben bilmem Tayyip bilir’ düsturlu AKP’li kadın vekilleri türedi mecliste. Diktatörlükle yönetilen bir partinin vekilleri olduğu için mi kadın haklarını savunamıyorlar, yoksa hükümetle benzer bir zihniyetle 'kadının bir hakkı yok ki savunalım. Hatta kadın bile yok’ dedikleri için mi sessiz kalıyorlar fark etmez ancak dünyanın biraz farkına varmış kadınlar olsalardı zaten, 'kadın erkek eşitliği yaradılışı aykırı’ diyen bir partiye mensup üyeler olmazlardı. 

Öte yandan, mecliste parmakla sayılacak nicelikte kadın temsiller, eril düzene kafa tutup; kadının haklarını yasal güvenceler altına almak yerine içinde bulundukları erkek çoğunluğa ayak uydurup düşünsel/fiziksel anlamda ödünler vererek karşı cinsine benzedi hep CHP’li kadın temsilcileri. Erkek temsillerinin homojenleştirici yapısında eriyip gitti, sesleri kısıldı. Kemalizm’e ve statükoya gelen eleştirilerde sesleri çıkıyor ancak. Al birini vur ötekine. Her bir HDP’li kadın vekilin, 'süs eşyası’ ve kukla işlevli diğer bütün kadın vekilleri cebinden çıkarabileceği mevcut konjonktürde, kadın için hala umut var.