Kürdistan, son yüz yılın en soğuk günlerini yaşıyor. Ülke kar beyazı, havada pus tanecikleri uçuşuyor.

Mardin’in Ömerli, Artuklu ve Nusaybin ilçeleri üçgenindeki köyler, Türklerin muhasarası altında. Türk ordusu dağları karlı, kara düzlükleri kara yel altında ürpertici soğukta, Zemheri Zürafası gibi titreşerek, her neyin peşindeyse iz arıyor. Köyler, "delilik" oyununda muhasara altında. İnsanların kapı, eşikten başını uzatması ölüm püsküllü yasak. Koyunlar, kuzular gomda mahpus.

Altı aydır, Suriye’de El Bab kasabası kapısında titreşen, bir avuçluk çeteyi geçip kasabayı ele geçiremeyen Türk ordusu, Kürdistan’da keçiye, danaya babalanıyor. Gücü yettiği için onları, gom ve ahırlarında kuşatıp, hayatı yasaklıyor.

Bunun Türk ırkçılarına ırkçı propagandasını yapıyor:

"Bak ve gör ey Türk, taş duvarlı Kürt köyleriyle, oralarda yaşayan koyunlara, keçi ve danalara karşı ne kadar bir fazla yenilmez gücüm, gör beni!.."

Askerler donmamak için, durdukları yerde tepiniyor, her ne arıyorlarsa havada helikopterlerin, "gır gır" sesi.

Öte yandan, bir başka cephede genel taarruz. Türk şehirlerinde yaşayan Kürtler, gece yarısından sonra, uykuda basıldılar. Kapılar kırılarak, duvarlarda gedikler açılarak girilen evlerde, özel haller adına insanlık çiğnendi.

Öbür yanda birileri, insan kanıyla kahvaltıya oturmuştu, sanki.

İnsan öldürüp can almayı, böyle huzurlu bir ses tonuyla ifade edeni, bugüne kadar görmedim. Kelimeleri, vahşi bir zevklenmeyle dil ucunda şaklatarak, böylesine şehvetle "öldürdük" diyene de rastlamadım, bugüne kadar.

Ama bu eda, duruş ve ağız şaklatma ilk değildir. Katilin genel ahvalidir. Yüz yıllık Türk tarihi, ahvalin örnekleriyle doludur. Türkler, kesintisiz yüz yıldır Kürt kanıyla el yıkıyor, cinayet işlemeyi adam olmak sanıyorlar…

Zilan soykırımına katılan eski askerlerden birini buldum, yıllardan sonra. "Laz hoca" lakaplı, Çakır soyisimli biriydi. Trabzonlu’ydu, Çakır. İhtiyardı. Dindarlığını sevdiğim ihtiyar, kimin parasıyla sormadım ama, gidip hacı olacak kadar da dindardı.

"Yaylayı sarıp makineli tüfekleri kurduk" diye anlatıyordu, dilini şaklatarak. "Sonra verdik kurşunu. Kadını, çocuğu, ihtiyarı, kim rast gelirse…"

"Kürt İsyanları" kitabımda, utancın evrensel tarihine geçsin diye yer verdiğim bir Türk de, ölü soyuculuktan biriktirdiği parayla, dönüşte bir çift öküz satın aldığını söylüyordu.

Devirler değişiyor, devren dönüyor, ama insanlığı utandırıp tarihi kirletenlerin, insanlığa karşı işledikleri suçlar, değişmezlikle sürüyordu. Katiller, ölü soyucular, hırsızlar, 1990’larda, katledilmişlerin kesik kulaklarını ödül adı altında paraya tahvil ediyorlardı.

Şenay Düdek adında bir kadın da, şimdi yeniden eski ırkçı, Türk şovenizmi rolüne dönen Aydın Doğan’ın Hürriyet’inde övgüye boğuyordu.

Anlayacağınız, son yüz yıl, dört kuşak boyunca Kürdistan’ı, kana buladılar. Kürtlerin ülkesi ateşe kesildi.

Keyiflerince tutukladılar. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, son beş ayda 8 bin 477 Kürdün polis ve askerce tutuklandığını, bunlardan 2 bin 603 kişinin hapishaneye konduğunu açıklıyordu.

Öte yandan mallarını, kazançlarını gasp ve talan ederek aile boyu açlığa mahkum ediyorlardı, Kürtleri. Kamuda çalışan onbinlerce Kürt, hükümet kararnamesiyle işten atıldı.

Bütün, bu zulmün amacı Kürtleri teslim almaktı. Ama boşuna çabaydı. Kürtlerin direnişini kıramadılar.

Direnmek, Kürdün yaşama biçimi oldu. Türk Faşizminin en vahşi saldırıları, bu direniş iradesiyle kırıldı. 

Şimdi Türk-İslam Faşizmi, diktatörlüğünü kurumlaştıran Anayasayı, 16 Nisan’da halk oyuna sunuyor. Eski Anayasa yürürlükte kalsa veya yenisi yürülüğe girse, Kürtler için, değişen bir şey yok, olamaz. Onlar için, rejimin kanunları değil, günlük emirler geçerli olacaktır.

Ancak, çete devletine dirsek göstermek de Kürtler için, bir şeydir. O şey, direnişi sürdürmedir.

O nedenle, Faşist diktatörlüğün nizamnamesi olan bu Anayasaya "hayır" demek, Kürt için bir onur ve namus meselesidir. En azından, "tarlamı harap eden domuzun bedeninden bir kıl kopardım" tesellisi olur, "hayır" oyu.

Katiller, hırsızlar, tecavüzcü ve yıkımcılarla paralel gitmemek olur, "hayır" oyu.

Bu arada, boykotu savunanlar da var. Boykot, elbette bir yol ve yöntemdir,. Ama bu koşullarda, Faşizmin çöreklenmesine engel değildir. 

Nihayetinde sonucu belirleyecek tavır "evet" ya da "hayır" oyu olacaktır.

O nedenle, "hayır diye diren Kürdistan" diyorum. Sana yakışan ve senden beklenen budur.