
FİLİZ ARGAL / FRANKFURT
Türkiye’nin başkanlık cenderesine sığdırılamayacak kadar büyük ve karmaşık sorunları olan bir ülke olduğunu söyleyen araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın, başkanlığın Türkiye’de hakim olması halinde sorunların daha da ağırlaşacağını ve herkesin konumun daha da kötüleşeceğini belirtti. "Başkanlığa karşı demokratik parlamenter sistem" için HDK öncülüğünde "Hayır" kampanyasının örgütlenmesinin önemine vurgu yapan Aydın, "HDK’nin gerek yurtdışında gerek Türkiye’de herkesin yüreğine dokunan bir kampanya yürütmesi lazım. Hayır kampanyasının Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, barışı için, dünyayla saygın ve eşit bir ilişki için şart olduğunu düşünüyorum" diye ekledi. Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Frankfurt kongresine katılan araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın’la Avrupa’da örgütlenen HDK ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler karşısında nasıl bir tavır takınması gerektiği üzerine konuştuk.
HDK Avrupa, kongresi için hazırlıklarını sürdürüyor. Genel anlamda HDK örgütlülüğü üzerine düşüncelerinizi alabilir miyim?
Bütün demokrasi güçlerinin Türkiye’nin temel sorunlarını çözmeye yönelik bir araya gelmesi önemlidir. Türkiye’deki demokrasi mücadelesi hem bir araya gelmeyi hem de geçmişten farklı bir sözle bir araya gelmeyi zorunlu kılıyor. HDK’nin bu iki özelliği taşıyan bir yapı olduğunu düşünüyorum. Ancak kuruluşundan bu yana geçen zamanda HDK açısından da alınması gereken yolun tam anlamıyla alınamadığını, geniş birlikteliğin sağlanamadığını belirtmek gerek. Bu niçin önemli? Çünkü HDK’nin kuruluşunu sağlayan birlik ve doğru sözün Türkiye’de daha geniş kitlelere ulaşması, onlarla buluşması gerekiyordu, bunun sağlanamadığı anlaşılıyor. Sanki bir tıkanma hali var diye düşünüyorum. HDK’nin önünü kesen bir diğer neden de ne yazık ki Türkiye’deki çok ağır milliyetçilik ve siyasal İslamcı hegemonyadır. Bu da HDK’nin önünü ciddi anlamda tıkıyor.
Bu tıkanıklığı aşmak, daha işlevle olmak için nasıl bir yol izlenmeli?
Öncelikle bileşenlerin kendi bayraklarından önce HDK’nin bayrağını sahiplenmeleri gerekir. Oysa bir araya geldiğimizde bile herkes eski pozisyonunu korumaya, güçlendirmeye çalışıyor. Oysa bu eski pozisyonlar zaten Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek açısından yetersiz kalıyordu. HDK’nin varlığı da böyle bir ihtiyacın kabulünden kaynaklanıyor. Fakat nedense yapılar eski pozisyonlarını aşmakta yetersiz kalıyor. Zaman zaman bazılarının dinsel örgütlerden daha dogmatik davrandıklarını üzülerek gözlemliyorum. Oysa bizim geleceğe, günümüze bakmamız, geçmişe takılmamız gerekir. Dolayısıyla HDK’yle başlayan birliktelikleri daha güçlü, daha ileri düzeylere taşımamız lazım. Burada bir eksiklik var.
Avrupa’da HDK’nin örgütlenmesi için kongrelere katıldınız. HDK burada kendi rolünü oynayabilir mi? Bu konuda değerlendirmeniz nedir?
Türkiyelilerin yaşadığı bu coğrafyada HDK’nin örgütlenmesi çok önemli. Burada var olan birikimi etkin kılmak, Türkiye’nin sorunlarıyla daha ilişkili kılmak ve aynı zamanda Avrupa’nın siyasetiyle de ilişkilendirmek açısından bu gelişmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ama içeriden yeterince gözleyemeyen biri olarak eksik bir şeyler söylüyor olabilirim fakat dediğim gibi buranın sorunları gibi Türkiye’nin ihtiyaçları üzerinden söz geliştirmesi lazım.
Çözüm öneriniz nedir?
Başta Kürt sorununun çözümü, aynı zamanda Türkiye’nin dış politikasındaki savaşçı yayılmacı eğilimine karşı, Avrupa’yla entegrasyonda yaşanan tıkanıklığa da çözüm üreten bir yapıya ihtiyaç var. Burada HDK’yi kendisine çok yabancı gören, kendini daha çok Türkiye’deki siyasal İslamı çevrelere ait hisseden çok geniş bir Türkiyeli emekçi kitle var. HDK eğer bunlara ulaşmayı başaramazsa, bunlara ulaşmanın önemini kavrayamazsa, kendisini sadece bizim gibi çevrelerin bir araya geldiği bir yola sokarsa zannediyorum ki yapması gereken şeyi yapmamış olacaktır. Dolayısıyla mutlaka kendi dışına açılması gerek. Kendi dışına açılmak aynı zamanda dışarının vicdanını ve aklını yakalayacak süreçler üretmesiyle mümkün.
Örneğin HDK’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili mutlaka söz söylemesi gerek. Çünkü bütün Türkiyelileri ilgilendiren bir konu. Ayrıca HDK’nin buradaki göçmenlik meselesiyle de ilgili söz söylemesi lazım. Çünkü buradaki insanlarının böyle bir sorunu var. Buradaki insanların Türkiye’nin demokrasi mücadelesine katkılarına yardımcı olurken, aynı zamanda evrensel bir konum kazanmalarına da yardımcı bir rol oynaması gerek.
Ne tür gözlemleriniz oldu?
Görebildiğim kadarıyla buranın kurumlarıyla ilişki ve işbirliğinde de bir sıkıntı yaşanıyor. Bunu saptamak, buradan hareketle söz söylemek en azından bu eksikliği gidermeye hizmet edecektir diye düşünüyorum. Ben buradaki birkaç etkinliği gözleme şansına sahip oldum. Burada hep grubun bayraklarıyla dolaşma hali var. Oysa sorunlar üzerinden ve sorunları yansıtan bayraklar ve sloganlar üzerinden hareket edebiliriz. Umarım bu gözlemim eksiktir ama benim gözlemim bu.
Türkiye’nin gündeminde erken seçim tartışmaları var. Başkanlık sistemine geçişin hazırlıkları da yapılıyor. Nereye doğru gidiyor Türkiye?
Ben asıl gündemin seçim değil referandum olduğunu düşünüyorum. Ancak bur referandumdan sonraki gelişmelere bağlı olarak seçim meselesi gündeme gelecek. Dolayısıyla bu tip olası genel seçimden çok bu aşamada başkanlık için yapılan referandumda demokrasi güçlerinin daha etkili bir konum kazanmalarını sağlamamız lazım. Bu nedir? Bu Türkiye’nin başkanlık cenderesine sığdırılamayacak kadar büyük ve karmaşık sorunları olan bir ülke olduğu gerçeğidir.
Bunu anlatmak zorundayız. Ki başkanlığın Türkiye’de hakim olması AKP’ye oy verenler başta olmak üzere hiç kimsenin sorunlarını çözmeyecek. Türkiye’nin bütün topluluklarının ekonomik konumlarını daha kötüleştirecek, demokrasiyi daha imkansızlaştıracak. HDK’nin referandumda başkanlığa hayır denilmezse şayet Türkiye’nin sorunlarının daha da ağırlaşacağını anlatması gerek.
Hayır kampanyası nasıl örgütlenmeli?
Hayır kampanyasının Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, barışı için, dünyayla saygın ve eşit bir ilişki için şart olduğunu düşünüyorum. Başkanlık geçerse şayet iddiaların aksine Türkiye’de ekonomik istikrarın bozulacağı, sorunların derinleşeceği ve Türkiye’nin tecritinin daha da artacağını düşünüyorum. Bu boyutlarıyla da anlatmak lazım. Bu referandumun sonuçları sadece Kürtleri, kadınları, Alevileri, yoksulları ilgilendirmiyor. Referandum bütün bir Türkiye’yi, sermayedarından yoksuluna, Türkünden Kürtüne, Alevisinden Sünnisine herkesi etkiliyor. Bu kampanyadan hayır çıkması aynı zamanda HDK’nin de önünü açacaktır. HDK’nin gerek yurtdışında gerek Türkiye’de herkesin yüreğine dokunan bir kampanya yürütmesi lazım. HDK’nin büyümesinin buna bağlı olduğunu düşünüyorum.
Vekillerin, gazetecilerin, insan hakları aktivistlerin tutuklu olduğu, muhaliflerin sesinin kısılmaya çalışıldığı Türkiye’de ciddi manada hayır kampanyası yürütecek bir güç çıkabilecek mi?
Bu tip sorunlarda aslolan sizin doğru, kucaklayıcı söz üretip üretemediğinizdir. Kuşkusuz bu saydığınız şeyler bir gerçek ve bir siyasal faaliyeti ciddi anlamda zorlaştıran şeyler. Ama yine de eğer doğru bir söz, herkesi kucaklayan bir söz üretilirse, HDK sadece kendi kurucularının temel hassasiyetini değil bütün Türkiye’nin sorunlarını dillendiren bir yapıya dönüşürse, sözlerini sadece Kürt sorunuyla, Alevi sorunuyla, sosyalizmin sorunlarıyla sınırlı tutmaz, Türkiye’nin bütün sorunlarını kucaklayan bir sör üretirse ben kendi adıma emek açısından, Kürt sorunu, Alevi sorunu açısından da daha olumlu bir sonuç elde edeceğine inanıyorum.