Uluslararası ve bölgesel güçler, kadim Mezopotamya Ortadoğu coğrafyasında at koşturmak, zengin maddi-manevi değerlerini kendi çıkarları için kullanmak ve bölgeyi yeni baştan dizayn etme adına oluşturup, destekledikleri vahşi DAİŞ çetesini genelde Ortadoğu halkları, özelde ise Rojava’ya musallat ettiler.
Ama yüreği yüzölçümünden daha büyük olan Kobanê, uygulanan ambargo ve imkânsızlıklara rağmen göğsünü siper edip tüm saldırıları gerisin geriye püskürttü ve gerici, barbar çetelerin maskesini düşürdü. Dahası Ortadoğu ve tüm dünyaya umut ve kurtuluş kapılarını araladı.
Kürdün Zerdeştlerden, Kawalardan süre gelen direniş ruhu, Kobanê ve genç Kürt direnişçilerin şahsında sürekliliğini bugün bir kez daha kanıtladı. Asurlar gibi korkunç bir hükümdarlığı yerle bir edip insanlığı vahşetten nasıl kurtardıysa, bugün de Rojava direnişi vesilesiyle insanlığa ışık tutan özgür yaşamın habercisi oldular. Tüm gerici güçlerin saldırılarına karşı gelişen bu görkemli direniş şarkıların, şiirlerin, yeri göğü saran ağıtların, ciğerimizi ve boğazımızı yırtarcasına çıkan zafer çığlıklarının, umudun, sevincin ve heyecanın en baş döndüren, en can alıcı, etkileyici olanıdır. Özcesi Kobanê, Arînlerin ve daha onlarca yoldaşımızın büyüleyici ve bir o kadar da mütevazı mücadelesinin, fedaililiğin ruhudur.
Bu ses, dört parça Kürdistan’da ve bütün dünyada yankılanırken, bunu zindanların duymaması mümkün değildi ve nitekim öyle de oldu. Zindanların derin karanlığında bir ses yankılandı, dünyanın en güzel melodisi. “Güneşin sofrasında bana da yer açın, kavganın bir neferi, haykırışın sesi ve habercisi olmak istiyorum” diyordu Ahmet (Brûsk) yoldaş. Şimdi kulaktan kulağa fısıldanır: “Arînlerin yoldaşları zindanlardan ses vermiş; Kobanê düşmeyecek, Kobanê onurdur, insanlık onuru kazanacak” diye.
Zindanlar onurun, tüm işkence, zulüm ve ihanetlere karşı şaha kalkmışlığının timsali olmuştur. Bugün Kobanê’nin feryadına kulak verip, görev ve sorumluluğunun, misyonunun bilinciyle bu efsanevi duruşun bir parçası olduğunu dost-düşman herkese göstermiştir. Bu haykırışa kulak tıkamanın ihanet olduğunu, eğer mücadele zaferle taçlandırılmazsa, tarihin tekerrür edeceği gerçekliğinin bilinciyle Ahmet Aslan (Brûsk Ezman) yoldaş Arinlerin direniş bayrağını dalgalandırmış ve gencecik bedeniyle çok soylu ve de yüce bir yüreğin sahibi oldu.
Küçük bir yerde büyük bir irade, kararlılık ve bağlılıkla fedai bir eylem geçekleştirdi. Mazlum, Kemal, Zilan, Viyan ve Arînlerin direniş bayrağını devraldığını haykırdı. “Koşullar ne olursa olsun, bu direnişte biz de varız” demiştir. İşte bu çığlık, bu duruş, gözleri kör, dilleri lal, kulakları sağır olanları sarsıp ürkütmüş ve tüm gözleri Kobanê’ye çevrilmiştir. Kobanê’de direnen insanlık onurudur. Şehîd Ahmet yoldaş kendi “Bu mücadeleyi yükseltmek, onura sahip çıkmak gerek” deyişini 17 Ekim 2014’de pratiğe dökmüştür. Yiğit Kürt gençleri zindanların karanlığında, dağların doruklarında ve şehirlerin meydanlarında, sokaklarında büyük bir özveriyle, cesaretle nasıl direnileceğini, Anka Kuşu misali küllerinden nasıl doğacağını, ölümden özgür bir yaşamın nasıl yaratılacağını fedai duruşlarıyla kanıtladılar.
Kırk yıllık mücadele tarihimizin gerçekleştirmiş olduğu fedai ruhları direniş bayrağını daha da yukarılarda dalgalandırıp, halkımızın ve dolayısıyla Kobanê’nin yalnız ve çaresiz, alternatifsiz olmadığını gözler önüne sermiştir. Bütün yaşanılanların gerçekleştirmiş olduğu anlam yoğunluğuna yüreklerimizde hissedip, Şehîd Ahmet yoldaşın bir kez daha bize hatırlatmış olduğu büyük irade, inanç ve bağlılığı yaşamımız boyunca unutmayacağız!
Erzurum H Tipi Cezaevi