
Fotoğrafları Hayri, kendi çektiklerinden gönderecek
SPOT 1: DİHA Ankara muhabiri Hayri Demir, katliam anında orada, Gar Meydanı'nda, haber peşindeydi. Tanıklığını yazdı...
SPOT 2: Telefona sarılıp ajansı aradım; "Bomba patladı bomba!" diyebildim sadece. Ne yapmam gerektiğini düşünebilecek bir durum da yoktu. Çığlıklar, gözyaşları, birbirine karışan kan ve barut kokusu... Parçalanmış bedenler, parçalanmış bir ülke, parçalanmış bir barış...
Tarih:10.10.16, saat:10:04, yer: Ankara.
Türkiye tarihinin en vahşi katliamı olarak hafızamıza kazınan, saatlerin barışta takılı kaldığı zaman.
Türkiye’nin adım adım iç savaşa doğru sürüklendiği, sokaklarda linç kampanyalarının siyasi iktidarca açık bir şekilde örgütlendirildiği o günlerde, halkların güçlü bir şekilde barışı haykırmak için bir araya gelmesi, barış ve demokrasi karşıtlarının en büyük korkusuydu.
Günlerce sokaklarda büyük linç kampanyaları geliştiren, kitapevleri yakan linç ettikleri yurttaşlara zorla heykel öptüren ırkçılara karşı bu kez Türkiye’nin dört bir yanından on binler, barış için bir araya gelecekti. Güçlü bir barış ve çözüm çağrısının yükseleceği yerin Ankara olarak seçilmesi, aynı zamanda siyasi iktidara da o günler açısından verilecek ciddi bir mesaj olacaktı.
KCK’nin çözüm için tarihi bir deklarasyon yayınlamaya hazırlandığı güne denk gelen bu buluşma, barış karşıtlarının uykularını da bu yüzden iyice kaçırmışa benziyordu.
Ülkenin o günlerde içinden geçtiği sürece bir müdahale anlamı taşıyacak bu buluşmaya, Ankara’dan yükselen barış ve demokrasi çağrısına karşı halkların tarihine vahşi bir katliamı daha yazdıracak kadar ürkmüştü onlar...
Barış iradesi toplanıyordu
Amed, Kobanê ve Suruç ile katliamların ardı ardına geldiği bir yıl içerisinde barışa bu denli bir katliamla yanıt veriliyor olması, o günlerde hiçbirimizin düşüneceği bir durum da değildi. Günlerdir hazırlıkları yapılan miting için sabahın, günün umut taşıyan o ilk ışıklarıyla birlikte binler de yavaştan toplanmaya başlamıştı.
İşçi, emekçi, kamu görevlisi... Kadın, erkek, genç, çocuk, yaşlı... Türkiye’nin tüm farklı renkleri günün o ilk saatlerinde bir araya gelmeye başlarken, heyecan da hepimizi sarmıştı. Bu tarihi buluşmaya tanıklık etme ve on binlerin duygusuna ortak arzumuz, bizi de sabahın ilk saatlerinde o meydana götürüyordu.
Katliamlar, acı ve ölüm, orada da gölge gibiydi ama barışın etrafında güçlü bir kenetlenme tüm bu karanlığı dağıtacaktı; o gün orada olan herkes, bunun farkındaydı. Karanlıkları parçalayacak olanlar da barışı en güçlü savunacak olanlardı.
Son sohbet
Yürüyüş için hazırlıkların yapıldığı kortejin en önünde, bu farkındalıkla bir araya gelenlerin yüzlerindeki o umudu ölümsüzleştirmeye başlamıştık bile. O an ta Amed’ten tanıdığım emekçi bir arkadaş da çektiğim bir karede ölümsüzleşti; katliamın geleceğinden bihaber, ayaküstü geçmiş günleri yad etmeye bile başladık.
Aylar sonraki bu tesadüfi buluşmayı, miting sonrası bir çay içerek sürdürme sözüyle yarıda kesip HDP’lilerin yoğunlukta olduğu kortejin ortalarına doğru adımlamaya başladım. Kalabalık, yürüyüşü zorlaştırsa da bir an önce hızlıca ajansa yetiştirilecek birkaç kareyi daha ölümsüzleştirip göndermeliydim.
Telefona sarılıp ajansı aradım...
Ancak daha iki dakika bile geçmeden, 5 Haziran’da, Amed’te, İstasyon Meydanı’nda gözlerimizin önünde; 22 Temmuz’da ise Kobanê’deyken Suruç’tan yüreklerimize dokunan o ses, bu kez 30-40 metre gibi bir mesafede önümden yükseldi. Daha ilk patlamanın sesi kulaklarımızda çınlarken, birkaç saniye sonra biraz daha yakınımızda... Saat 10:04 donup kalmıştı; bu ses, bu manzara, yıllardır okuduğumuz, duyduğumuz, tanığı olduğumuz bir andı.
Meydanın o iradesinden korkanlar, bir kez daha katliamlara başvurmuştu. Bu kez insanların bedenlerini parçalayacak kadar da vahşileşmişlerdi üstelik.
Telefona sarılıp ajansı aradım; "Bomba patladı, bomba!" diyebildim sadece. Ne yapmam gerektiğini düşünebilecek bir durum da yoktu. Çığlıklar, gözyaşları, birbirine karışan kan ve barut kokusu arasında ilerken daha demin yaşanmış gibi capcanlı duran o korkunç manzara gözlerimin önündeydi. Parçalanmış bedenler, parçalanmış bir ülke, parçalanmış bir barış...
Kelimeler, fotoğraflar yetmez
Gözlerinin içine baktığım anda belki de son nefesini veren, son bakışındaki bir insanla göz göze gelmek...
Hani hep derler ya, "Anlatmaya kelimeler yetmez!" Değil kelimeler, fotoğrafa dökülen karelerin, hiçbir görüntünün dahi anlatamayacağı bir katliamdı, yanıbaşımızda bizi vuran. Meydandaki o ağır kan kokusu her yere sinmişti ve bu coğrafya gibi ölüm kokuyordu her yer. Bir kez daha vurulmuştuk. Hem de barış gibi bir kutsallığın peşinden koşarken.
İlk yetişen: TOMA ve çevik kuvvet!
Daha katliam şokunu üzerimizden atamamış ve halen ilk yaralılar dahi bölgeden hastaneye sevk edilmemişken polisin gaz bombaları ve tazyikli suyuyla 'kendimize geldik.' Genzimi yakan barut kokusuna gaz bombası karışıyordu; iki koku bir olmuş, bizden onlarca canı alıyordu. 'İlk yardımımıza' ambulans ve sağlık görevlilerinin yerine TOMA ve çevik kuvvet polisleri gelivermişti. Sedye yerine polis kalkanları 'koşmuştu yardımımıza!'
Oysa katliam yeri 'Hastaneler Bölgesi' denilen bir yere sadece birkaç dakika uzaklıktaydı. Nedense ambulanslar da bir türlü gelmiyordu ki bu, sonrasında çıkan GPS kayıtlarına da yansımıştı: İlk etkili müdahale, ancak 10:49’da, yani patlama anından 45 dakika sonra gelmişti. Ama polisin 'ilk etkili müdahalesi' dakikalar sonrasına yetişmişti! Yaralılar ellerindeki barış pankartlarının üzerinde hastanelere taşınmaya çalışılıyordu. Görüntü açıktı: Barışa kan bulaşmıştı.
O meydan hâlâ kanlı meydan
Bir yıl oldu. O meydan halen patlamadan dakikalar önce o alanda halaya duran gençlerin dediği gibi: Kanlı meydan. Orada barışa bulaşan kan, hiçbir zaman silinmeyecek. Neden mi? Çünkü o gün devletin tüm yetkili kurumları canlı bomba saldırısının olacağını, hatta saatini dahi bilecek kadar bilgi sahibiydi. Buna rağmen aylar sonra hazırlanan katliam dosyasında tek bir kamu görevlisi sanık olarak yer almadı.
Halen duruşmalarına dahi başlanmayan bir katliam, Ankara katliamı. ... Roboskî, Amed, Kobanê, Pirsus, Cizîr, Sûr, Hezex ve daha dün Dilok’taki katliamla yüzleşilmedikçe, o meydan kanlı meydan olarak kalmaya da devam edecek.
* Dicle Haber Ajansı (DİHA) Ankara muhabiri