Diyarbakır’ın kalbi kent ormanı. Yerel Yönetimler 4-5 yıldır bu Kent Ormanı’nı korumaya çalışıyor. Ağaçlandırılmaya çalışılan bu alan çeşitli şekillerde talan edilmeye çalışılıyor. 2011 yılında mera alanları dahil Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından "konut rezerv alanı" olarak ilan edildi. Kent halkının yoğun tepkisi nedeniyle bu rezerv kaldırıldı. Bu alanın bir bölümü Büyükşehir, bir bölümü Kayapınar belediyelerine ait. Önemli bir bölümünün de mera ve hazineye ait olduğu biliniyor.

Diyarbakır Kadastro Mahkemesi’nde 29 Aralık 2014 tarihinde açılan bir dava, Kadastro Davası, 10 Haziran 2015 tarihinde sonuçlanıyor. Toplam 10 klasörlük bir dosya. Basit bir davanın bile yıllarca sürdüğü Türkiye’de 6 ayda sonuçlanan bu dava size belki normal gelebilir. Fakat dava dosyası incelendiğinde bir sürü hukuksuzluk da ortaya çıkıyor. Bundan daha vahimi devletin bir lirası için yüzlerce lira para harcayan hazine avukatları, bu yerel mahkemenin kararını temyiz etmiyor. Yerel mahkeme kararı kesinleşip, tapu tescilleri yapılmaya ve alanlar el değiştirmeye başlanınca Diyarbakır Defterdarlığı bunun farkına varıyor. Bir evrak memurunu, mahkeme kararını sümen altı ettiği gerekçesiyle görevden alıyor. Avukatlar ve diğer yöneticiler hakkında ne yapıldığı ise bilinmiyor. Dava tarihlerinin ve sonuçlarının avukatların cep telefonlarına geldiği bir sistemde bunun nasıl unutulacağını ise insanın aklı almıyor.

Diyarbakır Kadastro Mahkemesi’nin verdiği karara itiraz edilmemesi nedeniyle Diyarbakır’ın en rağbet edilen bölgesinde metrekaresi 300-700 dolar arasında değişen 1 milyon metrekare arazi 110 kişiye geçiyor.

Bu arazi incelendiğinde ise bu arazinin bir bölümü TOKİ tarafından parsellenip satılmış, bir bölümü hazine tarafından yeşil alan olduğu için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne satılmış, yine bir bölümü üzerinde Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yapımı başlanan ve 200 trilyona mal olması beklenen 30 bin kişilik stadın yapıldığı alan ile 5393 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile ilçe belediyeleri gözetimine verilen mera alanları bulunuyor.

Sıradan bir davanın yıllarca sürdüğü Türkiye’de dava açıldıktan sonra altı ay içerisinde jet hızıyla bilirkişiyi dinleyen, bilirkişilerin hazırladığı raporları inceleyerek 10 klasör dosya üzerinde karar veren bir başka mahkemeye Türkiye’de rastlamak mümkün mü bilinmez.

Bu davanın açılış şekli her yönüyle sakatlık içeriyor. Dava Hazine ve Mezopotamya Muhtarlığı’na açılıyor. 5393 Sayılı Büyükşehir Yasası’nın 16 maddesi, "Mevzuatla orman köyleri ve orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlar orman köyü iken mahalleye dönüşen yerler için devam eder. İlçe belediyesine katılarak mahalleye dönüşen köy, köy bağlısı ve belediyelerce kullanılan mera, yaylak, kışlak gibi yerlerden bu mahalle sakinleri ve varsa diğer hak sahipleri 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümleri çerçevesinde yararlanmaya devam eder” hükmü nedeniyle davanın direkt olarak usül yönünden reddedilmesi gerekir. Davanın Mezopotamya Mahalle Muhtarlığı üzerinden kabul edilmesi kuşkuları da artırıyor. Kısacası, ilçe belediyesinin muhatap alınması gerekirken, Mahalle Muhtarlığı üzerinden resmen hüküm kurulmuş. Mera alanları konusunda Tarım İl Müdürlüğü raporları olup olmadığına ilişkin ise gerekçeli kararda tek bir gerekçe yok.

İşin ilginç yanı ise bu mera alanlarının 70 yıl önce tescil edilmesi. 1970 yılında yapılan tapulama işleminde bu alanların önemli bir kısmı mera alanı olarak tescil edilmiş. Mahkemenin hüküm kurduğu karar ise 1966 yılında bir vatandaşın açtığı dava. Bu dava aynı bölgede bulunan Örfioğlu Vakfı’na açılmış, yerel mahkeme reddetmiş, Yargıtay bunu onaylamış, ya tutarsa diye mera alanlarının olduğu bölgeye yeniden dava açılmış. Dava açmak ve hak aramak herkesin doğal hakkıdır. Fakat ortaya çıkan ve onarılması güç sonuçlar doğuran bu karar ve hazine avukatlarının tutumu, sıradan bir memurun bunun günah keçisi sayılması işin ilginç boyutu.

Diyarbakır Büyükşehir ve Kayapınar İlçe Belediyeleri bunu yeniden yargıya taşımaya hazırlanıyor. Yine Tarım Bakanlığı’nın mera alanlarını yeniden yargıya taşıma hakkı bulunuyor.

Bu karar yerel mahkemede temyiz edildiği için Adalet Bakanı’nın CMUK 343 maddesine göre "Kanun Yararına Temyiz” etme hakkı bulunuyor. 

Bu kararın kesinleşmesi ardından hazine avukatlarının resmi bir yazıyla bu konuyu Büyükşehir Belediyesi’ne taşıdıkları öğrenilirken, sonradan bilinmeyen bir nedenle bu resmi yazılarını geri çekmeleri ortada bir kumpasın varlığının olduğunu ortaya koyuyor.

 Ama bu karar ve sonrasında açığa çıkan gelişmeler , Diyarbakır Büyükşehir ve ilçe belediyelerinden bu davaların gizlenmesi Diyarbakır’ın yeşil alanlarına yönelik bir kumpasın kurulduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İşin ilginç yanı ise mahkemenin verdiği kararı temyiz etme gereği duymayanların, mera alanlarının ağaçlandırılması nedeniyle Diyarbakır Büyükşehir ve Kayapınar İlçe belediyesi yetkilileri hakkında soruşturma açmaları ise işin bir başka boyutunu ortaya koyuyor.