
ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜNDE ALMANYA DURAÐI
Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK), örgütlenme formu lokal sorunlara ve ihtiyaçlara göre bir miktar biçim değiştirerek Avrupa’da da örgütlenmeye çalışılıyor. Bir süredir devam eden tartışma süreci, “HDK-Avrupa Girişimi” yapısını doğurdu ve bu yapı, paneller ve toplantılarla süreci HDK-Avrupa’nın kuruluşuna taşımaya çalışıyor.
HDK-A çalışması, her ne kadar yürütücüleri tarafından “kritik önemde” olduğu söylense de, henüz Avrupa’daki demokratik çalışmaların gündemi haline gelebilmiş değil. Bu tablo, HDK-A Girişimi öncülüğünde, hem de HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit’in de katılımıyla düzenlenen panellerde de görünür oldu. Hamburg’daki panele yüz kişi, Hildesheim’dekine yaklaşık iki yüz kişi, Frankfurt’takine ise yalnızca otuz kişi katıldı. Görüştüğümüz birçok insan ise çalışmanın içeriğinden, niyetinden (hatta bazıları, varlığından!) haberdar olmadığını söylüyor. Mesela HDK Eşsözcüsünün katılımıyla HDK-A paneli yapılan Frankfurt’ta birçok kişi, panel öncesinde yerel katılım mekanizmalarında (meclisler, komisyonlar, dernekler, platformlar vs.) HDK’nin tartışılmadığını söylüyor.
Peki HDK-A, hangi esaslarla, nasıl bir hatta çalışmalarını sürdürmeyi hedefliyor; kapsamı, biçimi nasıl olacak? Merak edilen soruların bir kısmını, HDK-A Girişimi yürütücülerinden, aynı zamanda HDK-Berlin Eşsözcüsü Erkin Erdoğan’a sorduk.
Herkesin kafasındaki sorulardan biri, sanırım şu: HDK-Avrupa’nın ülkedeki HDK ile farkı ne olacak?
Avrupa’daki Türkiye ve Kürdistanlı göçmenlerin yaşayışları, sosyolojik, ekonomik durumları, hikayeleri, Türkiye’den tabii ki biraz daha farklı. Dolayısıyla Avrupa’da yürütülen mücadelenin verili şekillenmesi de Türkiye’deki şekillenmeden biraz daha farklı. Bu somut farklılılığı bir veri olarak alarak HDK-Avrupa kendi örgütlenmesini oluşturacak. Farklılıklar da bu anlamda olacak.
Somut bir örnek üzerinden söylersek, İzmir’deki bir HDK örgütlenmesiyle, atıyorum İstanbul Bağcılar’daki bir HDK örgütlenmesi de birbirinin aynı değil; her yerelin farklılıkları var. Çünkü farklı politikleşmeler, farklı toplumsal kesimler var. Avrupa’da da tam bu şekilde aslında. Dolayısıyla biraz kendi özgünlükleri olacak.
Burada biz esas olarak göçmen toplumunun taleplerini ve Türkiye ile Kürdistan’a dair siyaseti üzerine kurulan bir yönelime gitmek istiyoruz. Ama aynı zamanda Avrupa’da sürmekte olan büyük sosyal mücadeleler de var; bunların parçası olmak gibi de bir işimiz olacak.
Yani buradaki hangi boşluk, hangi ihtiyaç HDK’yi dayatıyor? Zaten bir sürü farklı kurum çalışıyor, neden HDK’ye ihtiyacımız var?
Buradaki özellikle Kürdistanlı kitle, genel olarak örgütlü. Var olan örgütlerin toplumu teslim etme konusunda büyük bir belirleyiciliği olduğunu söyleyebiliriz. Ama Türkiyeli örgütler açısından baktığımızda, böyle bir durum yok. Bunu seçim kampanyaları döneminde de gördük. O dönemde, örgütlü olmayan, geçmişte örgütlü olmuş ama şu anda örgütlü olmamayı tercih eden veya yeni politikleşmiş ve kendini belli bir örgüt çatısında ifade etmeyen ama bir şeyler yapmak isteyen çok büyük bir kesim olduğunu gördük. Dolayısıyla bu kesim, var olan halde, şu anda kendini bir yerde ifade etmiyor.
Seçim döneminde yakaladığımız dinamizmin önemli nüvelerinden biri, birlik içinde çeşitlilik ruhuydu ve bu sayede de daha önce ulaşamadığımız birçok toplumsal kesime ulaştık. Onların da katkısıyla büyük bir potansiyel oluşturduk. HDK Avrupa da buna seslenebilirse, bu şahsiyetleri de katarak bir örgütlenme yürütebilirse, o zaman bence büyür. Hem Türkiyeli ve Kürdistanlıların buluştuğu, farklı eğilimlerin bir araya geldiği... Böylece temsil noktasındaki boşluğu da doldurabiliriz.
Ama birçok insan diyor ki, şimdiye kadar zaten ABDEM vardı, Demokratik Güçbirliği vardı, zaten biz bunlarla bir araya gelip birlikte eylemler yapıyorduk; şimdi HDK nereden çıktı...
ABDEM üzerine somut olarak yanıtlayamam, detaylı olarak o çalışmayı bilmiyorum; ama tabii ki burada HDP öncesinde de tonlarca çok iyi, çok olumlu işler var; bir araya gelme deneyimleri var. Bunların hepsi büyük başarılar da elde ettiler ve olumlu tabii ki. Ama şu anda HDK ve HDP üzerinden yeni bir siyasallaşma, yeni bir dinamizm yaratıldığını düşünüyorum. İşte HDP’nin oylarının yüzde 10’u aşması, kısa bir zaman içinde oylarımızı iki katına çıkarabilmemiz, barışın hakim olduğu bir ortamda yüzde 30’un “Oy vermeyi düşünebilirim” diyebileceği kadar büyük, ana siyasi akımlardan biri olmaya aday bir siyasi özne olması bu sürecin, bence işi diğer bütün çalışmalardan farklı kılıyor.
Yani HDK Avrupa’yı da bu eksende mi tanımlıyorsunuz? Türkiye’deki HDK imajı üzerinden mi?
Bunun sadece bir imaj değil, realite olduğunu düşünüyorum. Mücadele içinde bu kesimler, bir araya gelmeyi başardı. HDK ve HDP’de gördüğümüz bence bu. İnsanlar sadece seçimlerde gidip oy kullanmadı, başka birçok ortaklık da yapıldı.
Avrupa’daki göçmenler de sonuçta Türkiye’den etkileniyorlar. Bu insanlar, kendisini Türkiye’deki siyasallaşma üzerinden hala var eden insanlar... Dolayısıyla burada biz, HDP ve HDK üzerinden gittiğimizde daha fazla sayıda insana seslenebileceğimizi düşünüyorum.
Sormak istediğim şu: Mesela Demokratik Güç Birliği Platformu’ndaki birliktelik halinden, eylem birliğinden farkı ne olacak HDK’nin?
Berlin açısından söyleyeyim... Berlin’de ne Güç Birliği, ne de ABDEM, doğrusunu isterseniz, yoktu. Belki daha öncesinden girişimler yapılmıştı, hiçbir şekilde onları olduğundan az görmek istemem; ama reel olarak var olan durum, bu örgütlenmelerin olduğu bir siyasi atmosfer değildi. Şöyle bir siyasi süreç oldu: Büyük bir seçim kampanyası süreci... 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde başlayan, aktivizmi temel alan, gençleri bu işin motoru yapmayı hedefleyen, yeni türden siyaset yapma araçlarını, sosyal medyayı, gönüllü aktivizmini odağa koyan bir iş yapıldı.
Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nden sonra Genel Seçimler’e hazırlanmaya başladık ve o süreçte Avrupa’nın birçok yerinde büyük bir kampanya yapıldı. Dolayısıyla burada, HDP çalışmaları üzerinden yaratılmış bir dinamizm var. HDP ve HDK’nin de siyasal anlamda aynı özneye seslenen örgütlenmeler olduğunu düşünürsek, ben bu sürecin devam ettirilmesi gerektiğini, bu büyük dinamik dolayısıyla düşünüyorum. Burada yaratılan büyük sinerji, büyük politikleşme, ortak çalışma ruhunu devam ettiren bir ruh olabilir. Bence ABDEM’deki, Güç Birliği’ndeki veya diğer yerlerdeki arkadaşlarımıza, bu tarafta büyük bir aktivizm olduğunu, çok sayıda insanın burada politikleştiğini anlatmalıyız ve beraber yürümenin önemine işaret etmeliyiz. Bu, başka örgütlenmeleri gereksiz ya da faydasız işler yaptığını göstermez; tam aksine, zaten var olan bu örgütlenme, onların deneyimleri, birikimleri ve somut çalışmaları üzerine gelmiş bir şeydir.
Peki tam olarak nasıl bir forma sahip olacak HDK? Güç Birliği gibi dönem dönem bir araya gelip eylem organize eden bir grup örgüt mü olacak, yoksa bunun kendine ait büroları filan mı olacak? Tam olarak nasıl örgütlenecek?
Aslında öncesinden beri devam eden bir tartışmamız var. Bunu da epeyce geniş bir kesimle, bir danışma süreciyle, akılları birbirine çarpıştırarak güçlendirmeye çalıştık. Nasıl bir form altında bu örgütlenmenin devam etmesi en çok faydayı, en çok örgütlenmeyi sağlar diye tartıştık. Şunu düşünüyoruz: Kongre tarzı örgütlenme, tam olarak ihtiyacımıza karşılık gelne bir örgütlenme... Tam olarak da öyle yapacağız.
Bundan kasıt şu: Birincisi, bir kongre olacak. Örneğin Berlin açısından söylersek, bir HDK-Berlin olacak ve yılda bir kez toplanacak. Amaçlarımızı, hedeflerimizi, tüzüğümüzü benimseyen herkes bu kongrenin üyesi olabilecek. Berlin’de şu anda, HDP dönemindeki üyeliklerin de devam edeceğini düşünürsek, 450’ye yakın üyemiz var. İşte bu 450 kişi, yılda bir kere bir araya gelip, var olan siyasal konumlanma, mücadele, hedefler, yapılması gereken işler üzerine kararlar alacak. Bu kongre, örgütleri, çevre derneklerini, siyasal kurumları ve bir dizi başka örgütlenmeleri ve aynı zamanda bireyleri içeren bir kongre olacak. Aynı zamanda kongre, iki tane eşsözcüyü seçecek.
Buralardan bir meclis oluşturacağız. Bu meclisin sayısı daha sınırlı olacak ve yarısı bireylerden, yarısı da örgütlerden temsil edilecek. Sayısı muhtemelen 50-60 civarında olacak diye düşünüyoruz. Hangi örgütten kim geliyor, onu da bildiğimiz; dolayısıyla somut olarak bir liste halinde ifade edilebilecek olan bir örgütlenme formu olacak, meclis. Yıllık olarak görev yapacak. Ayda bir, belki iki ayda bir toplanmasını öngörüyoruz. Bu toplantılarda daha somut olarak neler yapacağız, nerelerde boşluklar var, katkı koymamız gereken yerler nereler, tartışıp somut görevleri tanımlamaya çalışacağız, görevlendirmelere gideceğiz.
Meclis üzerinden daha sonra, ilçeler bazlı örgütlenmelere gitmeyi düşünüyoruz. Her yerde tabii aynı değil göçmenlerin yaşayış şekli ama Berlin’de mesela, belli ilçelerde göçmen yoğunluğu var. Örneğin Neukölln’de, Kreuzberg’te ve Wedding’te ilçe meclislerimiz de olacak.
Bunlar yanında Gençlik Meclisi, Kadın Meclisi, ayrı çalışmalar yürütüyor olacak.
Meclisin kuracağı çeşitli komisyonlar olacak. Hem daha önceki komisyon yapımıza benzer olacak; hem de güncel bazı gelişmelere göre yeni komisyonlar olacak. Mesela Anti-AfD kampanyası başlatılması düşünülüyor, onun bir komisyonu olabilir veya bizim başlatmayı düşündüğümüz girişimler de var, onların komisyonları olabilir.
HDK’deki özgün çalışma da, Çözüm ve Uzlaştırma Kurulu olacak. Bir disiplin kurulu tarzında değil ama HDK içindeki bireyler, örgütler arasında doğabilecek çeşitli sıkıntıları, sorunları çözmek noktasında harekete geçecek.
Amacımız, tabii ki kendimize ait mekanların da olması. Ama zaten bileşenimiz olan örgütlerin mekanları da doğal olarak HDK’nin kendi mekanları olarak kendilerini var edecek. NAV-DEM’in bürosu, aynı zamanda HDK’nin bürosu olacak. Fakat Berlin’de yine de HDK için bir merkez açmayı düşünüyoruz.
HDK-Avrupa’nın kuruluş tartışmalarında da vurgu yapılan bir noktaydı: Buradaki kurumların çoğu, çalışmalarını hep ülkeye dair yapmakla eleştiriyorlar. Deniliyor ki, buradaki insanların günlük sorunları, mücadelenin temel bir konusu değil. HDK-Avrupa bu meseleye nasıl deva olacak?
Somut olarak, dünyanın geldiği aşamaya bakalım... 2008 ekonomik krizi, kapitalizmin giderek kendisini eski refah dönemi gibi devam ettiremeyişi, SYRIZA Yunanistan’da hükümete geliverdi, PODEMOS İspanya’da büyük bir zafer kazandı... Krize hala çözüm bulunabilmiş değil. İşsizlik, çok ciddi bir sosyal problem haline geldi. Bu durum, Avrupa’daki birçok siyasal yapıyı, temelinden sarstı.
Bunun karşı tarafında, karşıdevrimci rezonanslar da tabii ki oluştu. İşte Yunanistan’da Altın Şafak’ın yüzde 7-8 oy alması, burada AfD gibi bir olguyla karşı karşıyayız... Altın Şafak ilk çıktığında “Almanya’ya gelmez, Almanya geçmişiyle yüzleşti” diyordu birçok liberal yazar; ama şu anda bazı eyaletlerde yüzde 20’yi geçtiğini görüyoruz, bu ırkçı partinin... Tamamen göçmen ve mülteci karşıtı söylemle bu oyları alıyor. Dolayısıyla bu tehlikenin kendisi, bence geçmişteki Alman soluyla hareket etme sıkıntılarını aşmak noktasında çok önemli bir görev sunuyor. Var olan siyasi kompozisyondan doğan görevleri hakkıyla yerine getirmek için aşmak durumundayız. Somut olarak şöyle söyleyeyim: Bu örgütlerle beraber iş yapıp AfD’yi sokakta yenmek zorundayız. Dolayısıyla bir kulağımızın açık olması lazım. Var olan siyasi kampanyalara daha rahat girebiliyor olmamız lazım.
Bu noktada gençlerin özellikle aktifleştirilmesi çok önemli. Tamam, belki burada yaşlı jenerasyon, birinci-ikinci kuşaklar Alman siyasetine, Almanca’nın kendisine ya da diğer Avrupa dillerine de çok hakim değildi ama yeni jenerasyon, bunun içinde büyümüş insanlar. Aslında onların çok da önem verdiği konular... Biraz bence onlara inisiyatif vermeli ve onları takip etmeliyiz. Jenerasyonlar arası işbirliklerinin yoluna bakmamız hem de onun ötesinde somut kampanyalar tariflememiz gerekiyor.
Almanya’daki bu ırkçı tehdite karşı çok bir şey de şu anda yok, yeni yeni oluşmaya başladı. Şimdi biz buralarda, en baştan yer alıp, şekillenmelerinde renk olabilir. Benim Alman solundaki arkadaşlarımdan edindiğim izlenim şöyleydi: Bizim yürüttüğümüz seçim kampanyası, buradaki sol örgütlere, demokratlara da moral verdi. Büyük, neşeli, katılımcı, çok sayıda insanın kendini politik sloganlarla ifade ettiği bir dinamiğin birdendire oluştuğunu fark ettiler. Bunun çok farkında değillerdi doğrusu... Bizim sadece Kürdistan ve Türkiye’ye yönelik iş yapmamız, onların da bu dinamiği yeterince görmemesine neden olabiliyordu. İşte bunu aşmanın, şu anda hem siyasal gerekliliği hem de somut olanakları var. Çünkü gençler politikleşiyor ve kendilerine siyasal alan sağlandığı oranda örgütleniyorlar, mücadelenin ön açıcısı haline gelebiliyorlar. Somut kampanyalar da oluşmaya başladı. Bunlar, bu sorunu aşmamız noktasında beni umutlandırıyor.
Peki, son soru... Güç Birliği bileşenlerinden DİDF ve ATİK, süreç daha başlar başlamaz, HDK’nin faydalı bir girişim olmayacağını düşündüklerini söylediler. Siz bu tutuma ilişkin ne düşünüyorsunuz?
Benim düşüncem şu: Bazı durumlarda ilk baştan tam olarak anlaşamayabiliriz. Bir dizi başka sebebin de muhtemel olduğunu düşünüyorum. Belki geçmişteki bazı güvensizliklere dayalı sıkıntılar olabilir, belki Avrupa’da yeteri kadar iş yapma pratiğimiz yok.
Şunu unutmayalım: HDK, Türkiye’de de kurulurken pat diye kurulmadı, arka planında 10 seneyi aşan ittifak ve uzlaşma arayışı var. Somut işbirlikleri oldu, seçim ittifakları oldu, bunlar daha öteye taşınmaya çalışıldı. Bu arada da bence o güvensizlikler aşıldı, birlikte nasıl çalışabiliriz sorusuna daha iyi yanıtlar verilmeye başlandı. Avrupa’da da bu sürecin biraz başındayız diye düşünüyorum.
Ortak yaptığımız, bizi bir araya getiren bir seçim çalışması dönemi oldu. Dolayısıyla yeni bir araya gelen örgütlenmeleriz. Bazı kaygıların olmasını normal karşılıyorum. Bizim bence açacağımız yol, her zaman katılıma açık olmalı, ileride işbirlikleri açık olmalı. Şu anda katılmamış olan, belki şu anda gözlemci olabilecek olan ama ortak birçok iş yapabileceğimiz örgütlenmelerin de katılmasına olanaklar tanımalıyız. Şu an bazı örgütler gözlemci olabilir ama gözlemci de olsalar bence somut pratikler üzerinden bir arada yürümeye devam edebilmeliyiz.
Kimseyi geride bırakma lüksümüz yok. Dolayısıyla ben, bunları tartışmaya bir katkı olarak görüyorum. Şu anda, “Nasıl birlikte çalışabiliriz” sorusuna verilmiş yeterince güzel cevaplar olmamasından kaynaklanan açıklamalar olduğunu düşünüyorum. Ama yaptığımız örgütlenme, katılıma açık olmalı; ileride katılabilirler, başka türden girişimlerimiz devam edebilir. Bu, biraz eşyanın tabiatı gereğidir; ama tabii ki verilecek mücadele ortak verilmeli. Birçok ortak değeri de paylaştığımızı bildiğimiz arkadaşlarla ortak hareketin zemini yaratılmalı, genişletilmeli.
OSMAN OÐUZ