HDP ve HDK değerlendirilirken birbirinden ayrı değerlendirmek yanlış olur. HDK’siz HDP, HDP’siz HDK değerlendirilemez. HDK ve HDP Türkiye'deki toplumsal örgütlenme ve siyaset tarzında klasik ve elit tarzı aşmak için gündeme gelmiştir.
Kürdistan ve Türkiye'de ilk önce örgütlü toplumların kongresi olan DTK ve HDK’nin kuruluşuna gidilmiştir. Şu anda dünyanın en temel sorunu toplumsallığın dağıtılması, bu temelde örgütlü toplum gerçeğinden uzaklaşılması söz konusudur. Kapitalizm toplumsallığı dağıtmakta, bireyciliği tek değer haline getirmektedir. Öyle ki insanlar örgütlülükten kaçmaktadır. 20. yüzyılda örgütlülüğe en yatkın topluluk olarak görülen işçilerin örgütlenme oranı ve düzeyi bile bugün çok aşağılara düşmüştür. Toplum örgütlülükten kaçmakta, bu da sömürücülerin, egemenlerin kendi iktidarlarını ve hakimiyetlerini sürdürmeye imkan vermektedir.
Kapitalist modernite koşullarında özgür ve demokratik yaşam ve bu yönlü mücadele açısından toplumun örgütlendirilmesi ve örgütlü toplulukların bir araya getirilmesi çok önemlidir. Toplum örgütlenmeden, örgütlü topluluklar bir araya getirilip mücadeleye yöneltilmeden sömürücü güçler, egemen güçler aşılıp özgür ve demokratik yaşam gerçekleştirilemez. Bu açıdan Türkiye ve Kürdistan'da örgütlü toplulukların bir kongre içinde bir araya getirilmesi çok önemlidir. Toplum örgütlü kılınmadan, örgütlü topluluklar bir araya getirilmeden özgürlük ve demokrasi mücadelesi verilemez.
Toplum çok farklı topluluklardan oluşur. Örgütlü toplum derken çok farklı örgütlenmelerin bir araya geldiği toplum olarak anlamak gerekir. Toplum çok zengin bir bileşimden oluşur. Sadece siyasi örgütlenmeler yoktur; kadın, gençlik, emek, ekolojik, köylü, engelliler, esnaf ve zanaatkar örgütlenmeleri, küçük üreticiler, üretim ve tüketim kooperatifleri, birçok komün örgütlenmeleri, mahalle ve kasaba meclisleri ve daha birçok toplum örgütlenmeleri olabilir. Eğer toplum kapitalist modernitenin saldırısına karşı kendini koruyacaksa, toplum olarak var olacaksa, sömürücüler ve egemenler karşısında güç olacaksa kendini bir topluluklar kongresi olarak örgütlemelidir. Toplum olarak ayakta kalma, kültürel değerleriyle yaşama, özgürlükçü demokratik siyaset yapma açısından böyle kongreler şarttır. Toplum ancak her bakımdan böyle “ben varım” diyebilir. Bu açıdan her şeyin başı örgütlü toplumdur demek önemlidir. Örgütlü topluma dayalı olmayan hiçbir çalışma topluma ait olmaz. Ancak sömürücülere ve egemenlere hizmet eder. Hele hele Kürdistan ve Türkiye gibi özgür ve demokratik yaşam ihtiyacı duyulan yerlerde bu örgütlemeler yaşamsaldır, olmazsa olmazdır.
HDK ve DTK örgütlenme
mevzileri olarak görülmeli
Kapitalizm toplum düşmanıdır. Kapitalizm toplumu dağıtarak yaşayabilir. Kapitalizm bireyciliği ve tüketiciliği yaratmadan yaşayamaz. Bunlar için de toplumu dağıtmak gerekir. Hem kapitalizm olacak hem de toplum korunacak diye bir durum olamaz. Toplumu dağıtılmış birey ise güçsüz bireydir. Toplumu dağıtılmış, toplumu olmayan hiçbir birey özgür olamaz. Toplumsuz bireysel özgürlükten söz etmek safsatadır, demagojidir. Toplumsallığı olmayan, örgütlenmeyen hiçbir birey ve toplum özgür ve demokratik yaşama kavuşamaz.
HDK ve DTK kapitalizmin toplumu dağıtmasına karşı toplumun örgütlenme ve toplumu savunma hamlesi ya da mevzileri olarak görülmelidir. Hele Kürtler gibi ulusal varlığı, dili ve kültürü tehlikede olanlar için var olma koşuludur. Kürtler toplumsallığı dağıtıldığında tüm direnme mevzilerini kaybederler. Savunmasız ve dirençsiz kalırlar. Nitekim bugün kültürel soykırımcı sömürgecilik Kürdistan'da kapitalizmi derinleştirip toplumsallığı dağıtarak Kürt’ü savunmasız bırakıp yok etmek istiyor. Kürt ve Kürdistan gerçeğinde kim bunu görmüyorsa intihar ediyor demektir. Bu açıdan Kürdistan'da örgütlü toplum olmak, var olma mücadelesi olarak görülmelidir.
HDK Türkiye'deki tüm örgütlü toplulukların ve siyasi grupların içinde yer aldığı bir demokratik toplum kongresidir. Adı gibi, halkların demokratik kongresidir. Türkiye bir demokratik devrim yapacaksa böyle bir kongreye, böyle bir örgütlü toplum hareketine ihtiyaç vardır. Bu kongre hem bir mücadele gücüdür, hem de üzerinden siyaset yapılacak örgütlü bir zemindir. Eğer Türkiye'de gerçek bir demokratik devrim yapılacaksa, toplum ayağa kalkacaksa böyle bir kongre ve bu temelde gelişecek bir mücadele gücüne ihtiyaç vardır.
HDK demokratik devrim
siyasetini güçlendirir
HDK her türlü örgütlü toplumu içinde barındıran bir örgütlü topluluklar kongresidir. Örgütlü toplumun gücüdür. Kuşkusuz yerelden başlayarak örgütlenmelidir. Bazı yönleriyle Sovyet örgütlenmelerine benzese de ondan daha kapsayıcı bir örgütlü toplum kongresidir. Farklı siyasi güçlerin örgütlediği topluluklar yanında çok çeşitli sosyal ve kültürel toplulukların örgütlenmeleri de bu kongrenin içinde yer alabilirler. Tüm bu örgütlenmelerin amacı köyden ve mahalleden başlayarak il ve ilçelerde toplum yaşamını birçok boyutta inşa etmek olmalıdır. Komünler, meclisler ve kooperatifler toplumun tüm yaşam alanlarında örgütlenip toplumun kendi kendini yönetmesi sağlanmalıdır.
HDK sadece bir üst kongre olarak kalırsa rolünü oynayamaz. Bölgesel meclisler ve bu meclislerin oluşumunu sağlayan sokak, mahalle ve ilçe örgütlenmeleri olmazsa tabi ki HDK istediği rolü tam oynayamaz. Toplumsal işlevi olmaz. Sadece bir siyasi ittifak temeli olarak kalır. Böyle bir boyut da olabilir, ancak esas olarak her yerde örgütlü toplumun gücü olmak ve örgütlü toplumu harekete geçirme rolü olmalıdır. Kapitalizm ve kapitalist moderniteye karşı ancak örgütlü toplum gücüyle karşı konulabilir, örgütlü toplum gücüyle ayakta kalınabilir. Örgütlü toplum, örgütlü toplulukların kongresi ve hareketi haline gelinmeden hiç kimse, hiçbir topluluk kapitalizm karşısında ayakta duramaz. Biz kendi örgütümüzle kendi örgütlenmemizle sınırlı kalarak ayakta kalırız diyen herkes ve her topluluk yanılır ve kapitalizm karşısında yenilmeye mahkum olur.
HDK’yi topluluklar topluluğu olarak görmek gerekir. Yerellerden başlayarak örgütlenmesi tüm siyasi, toplumsal, kültürel ve diğer tüm toplulukları kapsarsa böyle bir kongre önemli bir toplum gücü haline gelir ve siyasal gelişmeleri de etkiler. Demokratik devrim siyasetini de güçlendirir.
Örgütlü topluma dayalı siyaset
DTK ise HDK’nin Kürdistan koludur. Türkiye'de HDK olarak yapılan örgütlenmeler Kürdistan'da DTK olarak gerçekleşmektedir. HDK ile Türkiye ve Kürdistan'daki örgütlü toplum gücünün birleştirilmesi sağlanmaktadır. HDP ise bu örgütlenmeler temelinde anlam kazanan bir partidir. HDP'nin kuruluş felsefesinde HDK ve DTK temelinde örgütlü topluma dayalı olma gerçeği vardır. Zaten HDP de HDK içinden çıkan bir siyasal partidir. Yani örgütlü topluma dayalı bir siyasal partidir. Diğer siyasal partilerden temel farkı budur. Kuşkusuz bir boyutu da Türkiye ve Kürdistan'da onlarca yıla dayalı demokratik devrim birikiminin bir araya getirildiği siyasal bir parti olmasıdır. Bu partiyle Türkiye'nin demokratik devrim gücüyle Kürdistan'ın demokratik devrim gücü birleştirilmektedir. On yılların birikimi HDP'de toplanarak Türkiye'yi demokratikleştirecek, Kürdistan'ı özgürleştirecek bir siyasal mücadele verilecektir. Bu yönüyle Türkiye ve Kürdistan'da şimdiye kadar yürütülen demokratik devrim mücadelesinin bileşik hale getirilmesi olmaktadır. Şu gerçek ortaya çıkmıştır, Türkiye Kürdistan’dan kopuk, Kürdistan Türkiye’den kopuk bir demokratik devrim mücadelesini başarıya götürmek kolay değildir. Tarih içinde böyle bir diyalektik bütünlük ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bu önemli bir boyuttur ancak doğru siyasi anlayışın yürütülmesi açısından örgütlü topluma dayalı olması, olmazsa olmaz olmaktadır. HDP'nin ortaya koyduğu siyasi proje ancak HDK ve DTK gibi örgütlü topluma dayandırılırsa gerçekleştirilebilir. HDK ve DTK’ye dayanmayan, ondan güç almayan örgütlü toplumun siyasal talepleriyle bütünleşmeyen, örgütlü toplumla sürekli nefes alıp vermeyen bir HDP kapitalist modernite sınırları içinde ve onun parçası olan bir siyasi parti olmaktan kurtulamaz. Kuruluş felsefesinden kopmuş olur. Kuruluşunda öngörülen çizgiden çıkıp liberal burjuva bir parti haline gelir. Bazıları buna liberal sol da demektedir. Böyle bir parti haline gelmek ise Kürtler için ulusal yok oluş ve ölüm, Türkiye için ise kapitalist modernite hegemonyasına boyun eğmek anlamına gelir. Toplumu kapitalist modernist yaşama mahkum etmek olur.
HDP iki temel doğrultuyu
kaybetmemeli
HDP'nin demokratik modernite, demokratik ulus, demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik çizgisinde kalabilmesi, yani bunları sağlayacak demokratik devrim partisi olabilmesi için iki temel doğrultusunu kaybetmemesi gerekir. Birincisi; Türkiye halklarının demokratik toplum partisi olma gerçeği, ikincisi; HDK ve DTK gibi örgütlü topluma dayanması gerçeği! Türkiye'den koptuğu an liberal milliyetçi bir parti olur ve çizgiden çıkar. İkincisinde ise toplumdan koparak batıdaki kapitalist modernitenin en temel bütünleyicisi olan liberal sol bir parti haline gelir. Aslında bunlar bir madalyanın iki yüzü gibidir. Bu açıdan hem Türkiye halklarının demokratik güçleriyle birleşirse hem de örgütlü topluma dayalı bir parti olursa HDP çizgisine oturur. Toplumsal tabanı ve siyasi doğrultusuna kavuşur. Bu iki gerçekliği esas almadan niyet ne olursa olsun kuruluş felsefesine ters düşülür. Farklı bir siyasi doğrultuya gider. Bu açıdan HDP'nin siyasi çizgisinden sapmaması için bu iki konuda hassas olunması gerekmektedir.
HDK çok farklı eğilimlerin örgütlendiği bir demokratik toplum kongresi olabilir. Çünkü toplum çok zengindir, tekleştirilemez. Demokratik toplum ve demokratik ulusun tüm zenginliğini bağrında taşır. Ancak HDP bir siyasi çizgidir. Çok farklı siyasi kesimlerin ortaklaştığı bir siyasi programı temsil etmektedir. HDK’nin farklı bileşinlerinden gelinse de dışa karşı HDP’li gibi yansımak ve HDP’li olarak çalışmak önemlidir. Çünkü HDP çizgisi tüm HDK bileşenlerini güçlendiren, onların toplumsal ve siyasal taleplerini yansıtan bir partidir. Bir demokratik devrim partisidir. Köklü bir demokratik devrimi hedefleyen programa sahiptir. Tam demokratikleşmeyi hedefleyen bir partidir. Zaten Türkiye'nin temel sorunları tam demokratikleşmeden çözülemez.
HDP, HDK ve DTK’ye dayanmazsa, demokratik toplumla sürekli nefes alıp veren bir parti olmazsa elitist ve toplumdan kopuk bir parti haline gelir. Meclis’te düzenin yedeği ve tamamlayıcısı durumuna düşer. Bu açıdan Meclis dışında örgütlü toplum ve buna dayalı demokratik mücadele güçleriyle birlikte hareket etmezse, Meclis’te de hiçbir varlık gösteremez. Antidemokratik sistemi meşrulaştırmaktan öteye rol oynayamaz. Bu açıdan kendini Türkiye ve kapitalist modernite dünyasındaki partilerden farklı görmesi ve buna göre hareket etmesi önemlidir.
Yeni bir mücadele dönemi
Türkiye'de halen otoriter hegemonik bir sistem hakimdir. Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı sömürgecilik sürdürülmektedir. Türkiye'de eski sistem dağılmıştır. Eski zihniyet ve yapılanmayla Türkiye'yi yönetmek mümkün değildir. Yeni zihniyet ve yapılanma AKP'nin dayattıkları mı olacaktır, yoksa onlarca yıldır Türkiye ve Kürdistan'da yürütülen demokrasi mücadelesinin zihniyet ve yapılanmasına göre mi Türkiye şekillenecektir? Şimdi böyle çok yoğun bir mücadele sürmektedir. Türkiye'deki mevcut bu mücadele bir partinin gidip diğer partinin gelmesi mücadelesi değildir. Zaten AKP bunun bilinciyle hareket ederek demokrasi güçlerini yenilgiye uğratıp kendi zihniyet ve yapılanma gerçeğini yaratmak istemektedir. Daha doğrusu 12 Eylül’ün başaramadığını Tayyip Erdoğan ve AKP tamamlamak istemektedir. Türkiye'deki tüm demokrasi güçleri yeni bir 12 Eylül ile karşılaştıkları bilinciyle hareket etmezlerse doğru tutum takınamazlar. Bu açıdan HDK de HDP de kendini 12 Eylül’ün yapamadığını tamamlamak isteyen AKP iktidarına karşı hazırlamalı ve yapılandırmalıdır. Yeni 12 Eylül’ü nasıl başarısız kılıp, demokrasi güçlerini başarılı kılarız yaklaşımıyla hareket edip bu yönlü bir mücadele dönemine girmelidirler. Bu gerçeği görmez ve ona göre bir mücadele içinde olmazlarsa başarılı olamazlar.
AKP yeni siyasal duruma ve hedefine göre mücadele yürütmektedir. Ona göre kendisini her bakımdan konumlandırmaktadır. Söylemden politika ve mücadele araçlarına kadar yeni bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Demokrasi güçleri de kendi niyetlerine ve arzularına göre değil de içinden geçtikleri siyasal duruma göre ve mücadele ettikleri gücün karakterine göre bir duruş ve mücadele gücü gösterebilmelidirler.