Bu daha başlangıç! Barış içinde demokratik ve özgür yaşamak isteyen, her türlü zulüm, baskı, inkar ve imhaya karşı olan herkese şimdiden kutlu olsun.

12 Haziran 2011’de yapılan Türkiye genel seçimlerinde, BDP öncülüğünde birbirinden farklı yirminin üzerinde siyasi-toplumsal bileşen bir araya gelerek Barış, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu oluşturmuştu. Bu blok, o dönemde de çokça işlendiği üzere sadece bir seçim itifakı değildi. Bugünkü HDK’nin demokratik çizgisini oluşturan, temel taşlarını döşeyen oldukça stratejik bir birlik ruhu oluştu.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Newrozla beraber "demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa” adıyla başlattığı yeni süreçte dört temel konferans önermişti. Bu konferansların en önemlilerinden biri de Ankara konferansıydı. Konferans zengin bir bileşimle ve farklılıkların demokratik birliği anlayışı temelinde gerçekleştirildi. Bu konferans, büyük bir demokratik birlik potansiyelini temsilen de olsa bir araya getirdi. Ankara konferansı, 12 Haziran’da açığa çıkan Barış Demokrasi ve Özgürlük ruhunu daha da pekiştirdi.
HDK, oluşan bu ruhu süreçle beraber siyasi parti gücüne kavuşturarak HDP’yi oluşturdu. Her iki oluşum da dönemsel yönetimlerini oluşturmuşlardı. Şimdi HDK ve HDP’nin içine girdiği yeni kongre süreci ile beraber, barış demokrasi ve özgürlük ruhunu kapsamlı bir programa, pratik planlamaya ve dinamik bir harekete kavuşturmasını hepimiz büyük bir heyecanla beklemekteyiz. Çünkü gerçekleşmekte olan bu süreç, Demokratik Türkiye’nin oluşum ve inşa süreci olmaktadır. 70’lerdeki gençlik hayallerinin bir anlamda gerçekleşmesidir. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin mirasının onurlu gerçekleşmesidir.
Rêber Apo’nun, demokratik toplumu kendi modernitesinin sahibi kılacak olan "demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa” çözümünün en önemli ayağıdır. Buna ‘kadük bir proje’ diyenleri çarpıp geçecek kadar büyük ve güçlü bir çözüm projesidir. Karşısında duranlar, günün birinde "keşke” deyip büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır.
Bu anlamda HDK ve HDP’nin zulme, baskıya ve haksızlığa karşı olan herkesi kucakladığı anlaşılmaktadır. Resmi kurucuları da böyle tanımlamaktadırlar zaten. Zulme karşı olan her kesin kendini içinde tanımlaması güzel ve isabetli bir çağrı olmaktadır.
Zulme kimler karşıdır?
Zulme başta kadınlar karşıdır. İster örgütlü feminist gruplar olsun, ister bilinen kadın şahsiyetler olsun, isterse evinde zulme karşı tepkili olan kadınlar olsun, tüm kadınlar potansiyel olarak zulme karşıdırlar. Kadınlığın doğasında zulme karşı olmak var. Bu açıdan kadınlığın özüne de hitap eden bir çizgidir bu. Bence gerek örgütlü yapılar halinde olsun gerekse de bireysel kimlikleriyle olsun tüm Türkiyeli kadınlar, HDK ve partisel ifadesi olarak da HDP’yi desteklemelidir. Desteklemekten çekinmemelidir. İçinde örgütlü bir biçimde yer almalıdır. İnanın kadınlar olarak kaybedecek bir şey yok zaten ama kazanacak çok şey olacak.
Çevreciler, ekolojistler, feministler, anarşistler, sosyalistler, antikapitalistler, demokratik inanç yapıları, kültürel etnik gruplar vs. herkesin, özgür ve demokratik bir geleceğe dair içinde kendini bulabileceği, çekinmeden kendini içinde ifade edebileceği yeni bir yapılanma oluyor. Zulüm rejimlerinin bastırdığı, etkisizleştirdiği, geriye ittiği potansiyel enerjinin, demokratik toplum enerjisinin harekete geçmiş halidir. Bileşenleri ne kadar geniş olursa, yelpazesi ne kadar kucaklayıcı olursa enerjisi o denli etkin olur. Sahiplenenleri, savunanları, sevdalıları, hizmet edenleri de o kadar çok olur. Yaşam bulma şansı o kadar yüksek olur. Barış, Demokrasi ve Özgürlük bir ruhsa eğer, HDK ve HDP’de Türkiye’deki beden olmaktadır bu ruha. Tıpkı şimdiye kadar Kürdistan’da inşa olan DTK ve BDP gibi...
Farklılıkların birlikteliği temelinde bu kadar tarihi bir oluşumu sistemleştirirken, programlaştırırken, planlarken, kurumlaştırırken ve bir an önce pratikleştirirken en temel birleştirici, buluşturucu ve birbirini kucaklayıcı yanlarını görmek büyük önem taşımaktadır. Ayrılan noktalardan ziyade buluşulan ortaklaştırılan müşterek yanlara duyarlı olunması işin doğası gereğidir. Bu işin demokratik doğasına göre bakmak, işitmek, düşünmek, konuşmak ve eylemek, bu yolda ilerleyebilmek ve güzel geleceğe doğru mesafe alabilmek açısından büyük bir ihtiyaçtır. İşin içinde olan her kesin biraz buna göre kendi öz disiplinini oluşturması önemlidir. Demokrasi kültürünün oluşması ve kendini ayakta tutabilmesi, kendi içinde kendini disiplinli kılmasına da bağlı kalmaktadır. Bu anlamda birbirinden farklı yapıların bir arada kalıcı birlikteliğinin sağlanması açısından oluşturacağı demokrasi kültürü ve sağlayacağı özgürleştirici disiplin önemli olmaktadır.
Tarihte bunun bolca örneği, tecrübesi ve anısı bulunmaktadır. Bu potansiyel enerjiyi hareketin enerjisine dönüştürecek olan temel dinamik de gençlik olmaktadır. Bu yanıyla Türkiye demokratik gençlik dinamiğinin, Mahirlerden Rêber Apo’ya devredilen bu mirası iyi, doğru ve iddiayla sahiplenmesi oldukça önemlidir.