
Kuzeydeki en büyük legal Kürt örgütü, "Halkların Demokratik Partisi" (HDP)’nin, 4. olağan büyük kongresi, Pazar günü Ankara’da toplanıyor.
Gözler kongre üstünde şimdi. Kulaklar, oraya dayalı.
Çünkü HDP, “kimsesizlerin kimsesi“, dili kesilmiş, lal edilmiş ve soykırım seferleri ile ayak altı edilmiş, bir halkın “avukatı“ olarak karşılanmış ve o gözle kucaklanmış, rejim nezdindeki yasal Kürt siyasal hareketinin başlangıcı değil, ama devamıdır.
Misyon yüklü, sorumluluk taşıyıcı bu hareketin başlangıcı ise 1980’lerin sonlarına dayanıyor. Türk devletinin, 1920’lere dönüşle, yeniden terör devleti zeminine oturması üzerine, buna tepki gösteren bir grup Kürt Milletvekili, SHP’den ayrılıp Haziran 1990’da Halkın Emek Partisi (HEP)’i kurdular. Bu Kürtlerin, gür bir sesle legal sahaya çıkışlarıydı. Kürtler, bu çıkışı heyecanla karşılandılar. Büyük destek verdiler.
Türk devleti, vesile yaratıp önlerini kestikçe, halkın desteğiyle yenisi kuruldu: DEP, HADEP, ÖZDEP, DTP, DEHAP, BDP ve HDP gibi...
Bu arada, her yalpalanmadan sonra, bazı kavramlar flulaştı. Ama halk, “bunlar konjönktüreldir“ diye oralı olmadı. Umutla, desteği çoğalttılar. Arka durdular.
Son seçimde, 6 milyon oy aldı HDP. Neredeyse, ergin yaştaki Kürtlerin tamamını karşılıyordu, bu oran...
Ancak, bu desteği abartmamak gerekiyor. Kürt siyasal örgütlenmeleri, dünya örnekleri arasında bir ilk değildir. Kısacası, bu soy duruşlar evrenseldir. Yer yüzünün bütün onurlu halkları, ulusal kurtuluş söz konusunda olduğunda, dik durdular. Örgütlenerek öncülerine arka çıktılar.
Yakın zamandan örnek vermek gerekiyorsa eğer, Katalonya (Bask) kurtuluş hareketinin kitle tabanı, Batasuna partisinin çatısı altında toplandı. Batasuna, İspanya tarafından kapatılıncaya kadar iç hukuka uygun olarak faaliyet gösterdi. Hindistan’ın, ötede Güney Afrika’nın Kongre Partisi adındaki örgütleri, kurtuluşun başat güçleriydi. Sinn Fein hareketi de, İrlanda‘nın...
Özetlersek, bütün ulusal kurtuluş hareketlerinin ardında, güç kaynağı birer legal siyasal parti vardı; vardır. Bu partiler, mücadele sürürken, toplumsal dayanışmaya aracılık ettiler. En azından maddi ve hukuki yardıma muhtaç düşenlere el uzattılar.
Ancak, Kürtler birçok halktan farklı olarak, hiç bir beklenti içine girmediler. Sadece özveride bulundular. Dara düştüklerinde de başlarına geleni çektiler....
Kürt siyasi hareketi böyle yürüdü. En büyük örgütlenme olan HDP, şimdi kongreye gidiyor. Bu vesileyle, medyada bazı yorumlar, kritikler yayımlanıyor.
Ben, bu konuya girmek istemiyordum. Yıllar var ki, bazen olanların hüzün ile kederini de yüreğime gömerek, eleştirel bakıştan uzak durdum. Olanları sessiz izledim.
Ama şimdi kongreye gidiyor ve Eşbaşkanlar Pervin Buldan ve Sezai Temelli de, uzatılan mikrofonlara konuşuyorlar.
Pervin Buldan, br demecinde “askeri darbeye karşı, canımızı ortaya koyarız“ diyordu.
Ne güzel. Elbette, üstün değerler uğruna ölesidir. Ama ve ama...
Pervin hanımın, can feda bir öz veriyle savunmaya hazır durduğu yapı, bir darbe rejimidir. Evrenin hukuku bir yana, kendi yasalarını da tanımayan bir diktatörlük...
Mehmet Yılmaz’ın deyimiyle diktatörün dünyasında “seçim denilen milli irade onun içindir, ama Kürtler için geçerli değil“dir.
Onun için, Kürt seçilmişler ayak altıdır. Bu rejim, bütün Kürt kurumlarını hedef almış, kazanımlarını tahrip etmiş ve köküne kibrit suyu dökmüştür. HDP’nin Kürt liderleri en başta, her kademeden 10 bin elemanı zindanlara doldurulmuştur. Seçimle kazanılan Belediye yönetimlerine el konulmuş, Başkanlar hapsedilmiştir.
Öte yandan yer yüzünün diz çökmemiş, bütün Kürtler bu mafya düzeneğinde teröristtir. “Terörle mücadale“ adı altında, Türk hava ve kara orduları seferber edilerek 10 Kürt şehri kuşatılmış, topa, tanka, füzeye tutularak yakılmış, yıkılmış, yüzbinlerce Kürt ana yurdunda mültecileştirilmiştir.
Ve bu soydan bir rejimin uğrunda ölmek. Ah ne ala!..
Ve dahası bunlar olurken, tekmil Türk siyasi partileri kör baktı. Hiç bir cinayeti görmedi, iktidar için koşan bu partiler. Burunları, bodrumlarda yakılan gençlerin et kokusunu algılamadı. Dilsiz, dilleri kesik, kulakların amil dökülmüş gibi sağır durdular.
Ama Sezai Temelli, yeni dönemde ulaşılması hedeflenen ufukları anlatırken, “hedef demokrasi ittifakıdır“ diyordu. Ama kiminle ittifak kurulacağını söylemiyordu. Beyaz Toroslar kraliçesi Merak Akşener’le mı ittifak yapacaktı? “Kürdistan Arjantin’de kurulsa, oraya da gideriz“ diyen AKP Recebi mi, yoksa Kürdistan’da taş üstünde taş bırakılmamasını emreden Devlet Bahçeli ile belli değildi.
Öte yandan siz, hiç bir Türk’ün partisini, “Türk partisi değiliz“ diye tarif ettiğini duydunuz mu? Veya “işçinin, Çerkez’in, Gürcü, Pontuslunun veya körlerin partisi, hatta nefret ediyoruz ama Kürtlerin de partisi değiliz“ dediğini duydunuz mu?
Hatta, Kiziroğlu Toledo Ahmet Kürtleri kandırıp dolandırmak için, bir Kürt’ü ile almış partisine.
Gelgelelim HDP’in tüzüğünde “Kürt partisi değiliz“ ibresi.
“Bu ne hala Mirim?“ demeyeceğim ben. Dahası da var çünkü. Yeni sürece “Türkiyelileşme“ diyorlar.
Bu kertede susuyorum ben. Sözü, sürgün Barış Akademisyenlerinden Çetin Gürer’e bırakıyorum. Bir zamanlar Kürt legal siyasetine de katkılar sunmuş Çetin Gürer şöyle diyordu:
“Bu söylem (Kürt partisi değiliz söylemi), herhangi bir dönemde, bu kadar net ve açık biçimde söylenmemişti. Böyle bir söylemin, Kürt seçmenlerde yaratacağı kırılmanın boyutları, her zaman hesap edilirdi.“