Bu yazıyı yazarken HDP 4.Olağan Kongresi devam ediyordu.             Oylama ne olacak, eşbaşkanlıklara kimler seçilecek, merkez yönetim organlarının bileşimi nasıl gerçekleşecek, ne gibi kararlar alınacak, bunları bilmiyorum. Hepsi önemlidir önemli olmasına da, ben hiç merak etmiyorum.

Üç kişinin bir araya gelemediği faşizmin karanlığında, otuz bini aşkın HDP’li “Kongre” adı altında örgütlendi, seçilecek olanları oylamalardan çok önce seçti, alınacak kararları son kelimesine kadar Kongre başlamadan onayladı.

Bu halktır.

Halk Kongrenin kendisidir. Salondakiler halkın delegeleridir. Eski yöneticiler ve yeni seçilecek olanlar halkın seçtikleridir.

HDP Kongresinin dün gerçekleşmesi kendi başına bir tarihi mucizedir. Dünya siyasi tarihinde böylesine kitlesel tutuklamalarla, zorbalıklarla karşılaşıp da, üstüne üstlük savaş ve faşizm koşullarında, diktatörün, militarist kliğin, istihbaratın başkentinde öyle yeraltında ve bir avuç delegeyle değil, onbinlerin katılımıyla düşmanın gözünün içine baka baka Kongre yapan bir partiye rastlanmamıştır.

Bunun anlamı çok açıktır: Faşist rejim HDP’nin, HDP’ye gönül veren halkın karşısında yenik düşmüştür.

Bu rejimin kaderi 26 Ocak 2015’te Kobanê zaferiyle yazılmıştı. Çöküşü başlatan bu zafer, 7 Haziran 2015 seçimlerinde olanca açıklığa ile ortaya çıkmıştı. HDP 80 vekil çıkarmış, faşist Erdoğan azınlığa düşmüştü… Erdoğan rejiminin çöküş süreci derinleşiyor ve işte HDP Kongresi faşizmin yıkılış sürecini müjdeliyor.

2014’te PKK’yi ve HDP’yi “çöktürme planı” iflas etmiştir.

Hiç kuşkusuz faşizmin çöküş sürecine girmesi onun çok daha saldırganlaşacağının da işaretidir.

AKP’yi boş verelim. Bugün Türk devleti ve Küresel güçler, Erdoğan “sonrasına” hazırlanıyor. Bu hazırlık, faşizmden “konrollü demokrasiye geçişi” PKK’siz ve HDP’siz, özetle “Kürtsüz” gerçekleştirmeyi planlıyor. Kürt Özgürlük Hareketinin kendini koruduğu koşullarda “Erdoğansız otoriter geçiş rejiminin” mümkün olmayacağını hepsi ezbere biliyor. Kürt Özgürlük Hareketinin var olduğu koşullarda Erdoğan’ın devrilmesi demek, Türkiye’de “gerçek demokrasiye geçiş” sürecinin başlaması demek. Böyle bir “geçiş krizi” patladığında, yapılacak ilk seçimde HDP’yi hiçbir güç durduramaz…

İşte bu gerçeklik, HDP sözcülerinin “iktidarı hedefleme” açıklamalarını, faşizm koşullarında yapılacak bir seçimde değil, bu anlamda “gerçekçi” kılıyor.

Buradan hareketle CHP’nin ya da “millet ittifakının” HDP’yi neden “dışlamaya” çalıştıklarının sırrı da anlaşılıyor. Bu partiler devletin ve küresel güçlerin “Kürtsüz” sözde “demokrasiye” geçiş planının organik parçalarıdır. Eğer böyle olmasaydı, sosyal açıdan Batı yanlısı sermaye çoktan harekete geçer, CHP parlamentodan çekilir, “Erdoğan sonrasını bekleyen” bürokrasi ve ordu geleneksel “darbe” rolünü oynar, Küresel güçler Saray’ı Erdoğan’ın başına yıkardı.

İşte bütün bu güçler HDP’nin 4. Olağan Kongresi’nin “olağanüstü” önemini şimdi bir kere daha görmüş olmalıdırlar.

O nedenle HDP sözcülerinin “demokratik ittifak” çizgisi, partinin mevzilerini koruma görevi ile, faşizme ve savaşa karşı çıkan metropollerdeki emekçi güçlerin ve demokratların, özgürlükçü dindarların aşağıdan yukarıya ittifakını gerçekleştirme çizgisi olarak karşımıza çıkıyor. Hiç kuşkusuz böyle bir “halk ittifakına” giden yolda, “sistem içi parti ve güçlerle” taktik işbirliklerinin dışlanması söz konusu olmaz.

Türkiye’nin Batısında halkın öfkesi birikiyor. Nevar ki CHP bu öfkenin örgütsel güce dönüşmesinin önünde bir engel olarak duruyor. Bunun en ağır sonucu, faşizme karşı “sistem içi” çözümün ülkeye dayatılmasıdır. Zamanında ya da erken yapılacak bir seçimi “bekleme” çizgisinin asıl içeriği “Kürt’ün ölümünü, HDP’nin tasfiyesini beklemekten” ibarettir. O nedenle ne kayyum faşizmine ve ne de HDP’ye karşı siyasi soykırıma sesleri çıkıyor. Bekliyorlar.

Onlar bekleye dursunlar HDP “hayat-memat” kavgasında dim dik ayakta durduğunu dosta düşmana gösterdi.

Eğer büyük yanlışlar yapılmazsa, Rojava’da ne olduysa Türkiye’de de o olacak. Tıpkı ABD’nin “Kürtsüz çözüm” derken, PYD’yi kabul etmek zorunda kalması gibi, AKP muhalifi sistem içi güçler de HDP’yi kabul etmek zorunda kalacak. “Üçüncü yol” bu ülkede de hayat bulacak: Ya faşizm ya da “Kürtsüz demokrasi” ikilemine karşı “üçüncü yolda” yürüyen HDP, özgürlükçü demokrasinin kurucu ögesi olarak kendisini dünya aleme kabul ettirecek.

HDP’yi korumak, var güçle örgütlemek, karamsarlığı dağıtmak, “gerçekçi iyimserliği” yaymak yolunda HDP Kongresi demokrasi mücadelesinde en önemli dönemeci aşmış bulunuyor.

HDP’ye, yeni yönetime başarılar dilemekten başka bir söze de gerek kalmıyor.