YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ


Ordu yolunda işe muhteşem politik değerlendirmelerle başlıyoruz. “Eski ‘aşırı solcu’ şimdi koyu MHP’li” şoförümüzün uçak sandığı midibüsümüzde “ezelden MHP’li” muavin abimizle laf kaynatıyoruz. 50’li yaşlardaki muavin sövüp sayıyor AKP’ye, hırsızlık, yolsuzluk filan. Ama en çok da PKK ile yaptığı ‘işbirliği’ne kızıyor. Gerçi bu, Kürtlerin bir türlü hissedemediği bir “işbirliği” ama olsun, yine de kızıyor MHP’li abimiz. Kulağıma eğilip arada “Tayyip bu bizim hemşerimiz İdris Naim’i indirip Muammer Güler’i nasıl getirdi, biliyon mu yeğenim” diyor; sonra sesini iyice alçaltıp sır veriyor: “Karayılan emretti!” Aklım tavana vuruyor, bu kadar büyük bir gazetecilik başarısı insanın ayağına hayatta kaç kere gelir? Ben de sesimi alçaltıp, “Hakkatten mi dayı?” diyorum. O zaman bunun bir Karadeniz fıkrası olmadığını anlıyorum; adam vallahi çok ciddi! “Kesin bilgi yeğenim” diyor; “sağlam yerden duydum!”
Komik görünüyor ama son yıllarda komplo teorisyenliğinin memleketimizde ne kadar geliştiğini ve nerelere kadar indiğini göstermesi bakımından ilginç. Öte yandan bu, bir tür ruhsal şekillenme aslında. Bir yandan asker cenazelerine yönelik öfke varken, bir yandan da bu işin bir şekilde çözülmesi konusunda, (üstelik fiilen var olmayan bir çözüm süreci bu) tuhaf bir alerji var. İki ucu da karışık bir değnek gibi...

Başarılı olabiliriz, olmalıyız

Ordu’da sohbet, AKP’nin geldiği son noktayla başlıyor. Başkan Adayı Vedat Şensoy, yine aynı soruna, halkın alternatifsizliği konusuna değiniyor ve insanların aslında fena halde bunaldığını ama son derece çaresiz olduğunu anlatıyor. “AKP’nin cilası döküldü tamam, boyaları akmaya başladı ama, yine sağdan bir alternatif arıyorlar şimdi. Ve bir biçimde onarmaya çalışıyorlar. Bu anlamda bu seçim bir referandum gibi olacak ve çok belirleyici olacak” diyor.
Bu koşullarda BDP’nin eski oy oranını HDP ile birlikte ciddi bir rakama ulaştırmanın, önemli bir başarı olacağını, bunun gelecek seçimlere iyi bir maya bırakacağını, bir umut ve yığınak yaratacağını söylüyor Şensoy; bu seçimlerin en başarılı blokunun BDP-HDP ittifakı olacağı yolundaki yaygın görüşün doğru olduğunu ifade ediyor. “Sonuçta siyaset bir üstüne koyma işidir” diyor. Geçmişteki kendisinin ÖDP deneyimini anlatıyor ve bir araya gelerek sinerji yaratmanın önemini vurguluyor ve şöyle diyor: “Türkiye’de binlerce insan çıkışsızlıktan kendilerine sığınak olarak CHP’yi buluyorlar. Ama ben inanıyorum ki iyi bir noktaya gelirsek durum değişecek.”

Kendi meşruiyetine güvenmek

Giresun’da kendileri açısından çalışma konusunda bir sorun olmadığını söylüyor Vedat Şensoy, burada da yerli olmanın avantajları var. “Burada yaşayan esnafız, işçiyiz, bu sokakların insanıyız. Yani insanlar ‘Komünisttir ama bizim uşaktır’ diyor sonuçta” diye ifade ediyor. Milliyetçi-faşizan kışkırtmaları ve yönlendirmeleri reddetmiyor ama insanın kendi meşruiyetine kendisinin inanmasının önemini vurguluyor. “Sokağa çıkarken ‘bir şey olur mu’ diye çıkıyorsan zaten iş kaybedilmiş oluyor. Sen kendine güveneceksin önce” diyor.
HDP seçim bürosu olarak kullanılan yerde kalabalık bir ortamda konuşuyoruz. Ama genel olarak meşruiyete güvenme konusu ortaklaşıyor gibi. Vedat Şensoy, “İşte tam da bu, Kürtler orada, şunlar şurada kalsın siyasetine karşı Kürdün, Lazın, Alevinin ve herkesin kendini ifade edebileceği bir proje olarak ortaya çıkıyor. Fırat’ın doğusuyla batısını kucaklaştıracak bir proje ve bunu küçümsememek gerekir” diye vurguluyor: “Bölge Partisi diyorlardı, işte değiştiriyoruz bunu. Elbette bu, başka bir yerden değil tam da buradan başlayacak. Yola çıkıp birbirimizle kucaklaşacağız. Hedefimiz bu. Ama iyi bir oy oranı alırsak, o da başımızın tacı olur!”

Devlet burnunu sokmazsa...
Arada, Eşbaşkan Adayı Şehnaz Gül geliyor, sohbete katılıyor. Kendisini “gönüllü bir vatandaş” olarak tanımlıyor. Eşbaşkanlık işinin burada nasıl karşılandığını soruyorum; “Hiçbir olumsuz yanıt almadım” diyor, “sen de kimsin” diyen olmamış.
Ayrıca, hiç kışkırtılmadan, yani tamamen vatandaşın kendi özelliği olarak bölgede bir ırkçılık olup olmadığını soruyorum. Herkes, bunun aslında olmadığını söylüyor. Yani alerji olabilir, kızgınlık olabilir ama sokağa dönük bir saldırganlığın kendiliğinden mevcut olmadığı görüşünde herkes hemfikir. Genel olarak da halkın ayrımcı bir ruh haline sahip olmadığını, başka kültürlerden insanları kabullendiğini belirtiyorlar. “Devlet parmağını sokmazsa, o düzeyde bir kalkışma olmaz” diyor Vedat Şensoy; geçmiş seçimlerde HADEP-DEHAP adına Pazar yerinde slogan ata ata bildiri dağıtıldığı zamanlar da olmuş ve ciddi bir problem yaşanmamış. “Ulusalcı kesim daha önyargılı” diyor Şehnaz Gül, “hatta bildiğimiz milliyetçilerden daha çok ulusalcılar besliyor önyargıları.”
Arada, Vedat Şensoy, devreye girerek, Ordu Belediyesi’nin şu anda CHP’nin olduğunu ama bu seçimlerde sonucun iki-üç bin farkla belirleneceği yolunda bir izlenimin de doğduğunu anlatıyor. “Yani” diyor, “bu kritik durum CHP kanadından bize yönelik alerjiyi tetikleyebilir önümüzdeki günlerde.”
CHP’yi bilmem ama HDP için bu seçim gerçekten de bir zemin yaratmak açısından önemli görünüyor.  

Ordu’nun dereleri...

Laf dolanıp Ordu’daki betonlaşmaya, derelerin bile betona hapsedilmesine, TOKİ’ye ve doğanın katledilmesine geliyor. “İnsanların, çocukların toprakla ilişkisini kestiler kentleşme adına. Ordu turizmde iddialı bir kent ama deniz manzaralı çöplük buranın da sorunu. Yağmur çöpü denize sürüklüyor, deniz de getirip kentin caddelerine atıyor” diyor Vedat Şensoy, uzun uzun Ordu’da katların nasıl yükseltildiğini ve kentin betonlaştırıldığını anlatıyor. İşin ilginci Ordu’da buna mimar ve inşaat mühendisleri odaları da itiraz etmemiş, almış başını gitmiş her şey. Boztepe’yi anlatıyor oradakiler, HES’ler giriyor işin içine, “yayla yolu” projesinin sadece rant sorunu olmadığı, devletin Karadeniz’e güvenlik bakımından da hakim olmak istediği art arda söyleniyor. Karadeniz’in neresine dokunsan zaten çevre sorunlarıyla karşılaşıyorsunuz.

Her yere ayağımızı basacağız


Bir zaman hesaplaması yanlışlığından ötürü geç varabildiğim Samsun’da, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Başkan Adayı İlhan Cüre karşılıyor beni. Cüre ile aslında, çok eskilerden, Ankara ve öğrencilik yıllarından tanışıklığımız var, daha doğrusu aynı ortamlarda bulunmuşuz. Annesi ise Metris önünde direnen kadınlardan ve birçok ortak tanıdık çıkıyor sohbet ederken.
Oturduğumuz kafenin hemen karşısındaki boş arsayı gösteriyor Cüre, şimdi yıkılmış artık ama birkaç ay öncesine dek Samsun’daki demokratik kurum ve partilerin kümelendiği yermiş. Aynı bina, geçen yıl HDP heyetine karşı düzenlenen provokasyonda kuşatılan, önünde faşistlerin gösteri yaptığı yermiş.

Samsun’un öteki yüzü

Laf yine Urla’dan başlayıp, HDP saldırılarına geliyor. Ulusalcıların rolünden söz ettiğimde, Samsun’daki durumun biraz daha farklı olduğunu söylüyor Cüre; Samsun’da CHP’lilerin çeşitli kurumlarda, sendikalarda, vb. sürekli kendileriyle yüz yüze olduğunu ve doğrudan bir saldırı durumunda olamayacaklarını anlatıyor.  “İdeolojik olarak her zaman tehlikelidirler, İP’le de ortak işler yapıyorlar ki, bana göre zaten bir bölümü İP’lidir aslında. Yani bir zemin yaratırlar ama doğrudan karşı karşıya gelmekten çekinirler” diyor.
Geçen yıl, HDP heyeti geldiğinde faşist kitle toplanmış, eliyle gösterdiği şimdi boş arsa olan yerdeki binanın önüne gelmişler. Bu arada bütün otel ve salon rezervasyonları iptal edilmiş tabii. “Binanın önüne gelenleri polis dağıtsa dağıtırdı” diyor Cüre, “ama yönlendirildiler ve bu bilinçli yapıldı.”

Kendiliğinden ırkçılık yok

Laf yine, halka kendiliğinden bir saldırı eğilimi olup olmadığına geliyor. “Kesinlikle yok” diyor Cüre, “devlet, bir biçimde parmağını sokmazsa, vatandaş belki PKK ismini duyunca tüyleri diken diken olur, öfkelenir ama sen kahveye otur, soru sor seninle konuşur. Yani tartışma başka şey, sokak ve saldırı başka şey” diye vurguluyor.
DEHAP döneminde 6 bin 500 oy çıkmış Samsun’dan ve bu küçümsenecek bir rakam gibi gelmiyor bana. Aslında her dönemde aday göstermişler ve iyi kötü belli oranları tutturmuşlar. Ben Samsun’a gelmeden önce, yani o akşam, HDK gençliği Samsun’un en merkezi meydanında Roboskî için eylem yapmıştı. “Belki birkaç söylenen oldu sağda solda ama genel vatandaş kitlesinin bir tepkisi yoktu. Hiçbir zaman da basın açıklamalarında böyle bir şey olmadı” diyor. Aslında bu işlerin mekanizmasını anlatıyor biraz. “Vekiller geldiğinde özel bir çalışma yapılmıştı. On gün önceden yerel basın manşetler attı, köşe yazarları ‘barış yürüyüşü yapacaklar’ diye yazdı, bildiriler dağıtıldı; yani kendiliğinden bir şey olmadı o gün.”
Ahmet Türk olayında da aynısı olmuş, belli bir hazırlık yapılmış yine; rastlantı değil yani. Ama tam hazırlık değil. Olaydan sonra emek ve demokrasi güçleri hemen toplamışlar, kalabalık bir basın açıklaması yapılmış, karşılıklı sloganlar atılmış ama o kadar! “Genelde de biz basın açıklamalarımızı şehrin en merkezi yerinde yolu kesip yürüdükten sonra yaparız ve bir müdahale olmaz” diyor Cüre.

Bütün gücümüzle çalışacağız
Cüre, seçimden beklenti olarak belli bir oy miktarı telaffuz etmiyor ama belli bir eşik meselesi onun da kafasında var. Toplamda oyların ikiye katlanmasının ciddi bir sonuç olacağını düşünüyor. Çok düşük oranların artık genel olarak bir bezginlik yarattığını ve bunun kırılması gerektiğini söylüyor. Laf hep bunlardan açılınca belediyecilik arada kaynıyor. Derdimizi halka anlatıyoruz diyor Cüre, “halkla birlikte, katılımcı, denetlenebilir ve demokratik bir belediye hedeflediğimizi insanlara anlatıyoruz, kurumlara gidiyoruz. Çalışma kendi seyrinde yürüyor yani.
Bugünlerde Ertuğrul Kürkçü’nün de içinde olduğu bir HDP heyeti Karadeniz turundalar. Bu izlenimin baskıya girdiği saatlerde, Kürkçü ve HDP heyeti Samsun’dan Ordu’ya geçiyordu ve Samsun ayağı sevindirici biçimde canlı görünüyor. Belki de tarih biraz böyle yazılacak Karadeniz’de...

Bütün muhalifleri birleştirebiliriz

Giresun’da da o iyimser hava pek bozulmuyor. Şehre indiğimde ilk uğradığım yer olan SYKP binasında bir gençlik toplantısı var. Yolsuzluklar için nasıl eylem yapacaklarını tartışan gençler bir ara dönüp bana soruyorlar, ilginç bir fikrim var mı diye; “Espri sizde, akıl sizde, Gezi’den sonra bizi tasfiye ettiniz ya” diyorum yanıt olarak.
Daha sonra Yeşiller ve Sol Partisi’ne, Başkan Adayı Bekir Şensoy’un yanına gidiyoruz. Aday tanıtım broşürleri matbaadan gelmiş onları katlıyorlar birlikte. Çalışmaları anlatıyor, bir yerel televizyon programı bile yapmışlar arada, bir de yemek planlıyorlar. “Aslında” diyor Bekir Hoca, “başka yerlerdeki sıkıntı burada da var tabii ama biz buranın insanı olduğumuz için biraz aşıyoruz. Ben doğma büyüme buralıyım, elli yıldır bu sokaklarda geziyorum.”
İnsanların aslında Kürtlerle ilgili gerçeği de bildiğini ancak belirgin bir çevre baskısı altında olduğunu düşünüyor Bekir Hoca.  

Potansiyeli zorlayabiliriz

“Ne bekliyorsunuz” diye soruyorum. Bekir Hoca, “Tahmin etmek zor” diyor; “ama biz burada belli bir oy oranı tutturalım sansasyon olur. Bu potansiyel var aslında. Oy verecek yer bulamayan çok insan var ama kırgın ve küskün. Onlarla barışabilsek çok şey mümkün ama şu halleriyle CHP bir mecburiyet partisi oluyor.” Daha önce DEHAP’ın şehir genelinde 4 binden fazla oyu varmış, bu seçimlerde de belli bir limitin aşılmasının herkese gayret getireceğini ve meşruiyet ve güve açısından ciddi etki yaratacağını söylüyor.

Tam da HDP zamanı

Giresun ve ilçeleri, geçmişte devrimci hareketin etkin olduğu yerler diye biliniyor ve her şeye rağmen belli bir süreklilik var. “Burada köklerimiz var, bir yerlerden ışınlanmadık. Bu bölgede böyle bir potansiyel hala var; önemli olan bu insanların böyle bir havayı ve adresi görmeleri, bizim onlara bunu anlatmamız” diyorlar. HDP ölü toprağını silkeleyip kabuğu kırmaya çalışıyor.
Kürtlerin zaten başlı başına bir risk olduğunu ama ortaya çıkan yeni durumun, yani çok değişik kesimlerin, inançların, grupların haklarını istemesinin riski iyice artırdığını söylüyor Bekir Hoca: “Hedef büyüyor şimdi. Sistemin muhalifleri, sistemin en militan muhalifleriyle buluşuyor. Sistem burada bu muhalif kesimleri birbirine düşürerek başarılı olabilir ama bu gerçekleşmezse, yani muhalifler HDP’de olduğu gibi bir arada yürümeyi becerirse, bu bir yönetme sıkıntısı doğuruyor onlar için. Şimdi, yeni bir muhalefet çıkıyor ortaya. Aslında CHP’nin kirli hali durumu bize kendimizi anlatma fırsatı da veriyor. Bize avantaj yaratıyor yani. Tam da bizim zamanımız.”
“Ayrıca barış da önemli” diyor Bekir Hoca, “bunu anlatmak zorundayız insanlara. Savaşı isteyenler çocuğunu askere göndermeyenler; bunu anlatmalıyız” diye belirtiyor.

Gurbet çocukları
Konuşma sürerken, Giresun’da okuyan Kürt öğrenciler giriyor içeri; broşürlerden alıp katlamak için gelmişler. Gündem’den olduğumu öğrenince sarılıyorlar; “kan çekiyor tabii” diyor Bekir Hoca gülerek. Ben onların gözünün içine bakıyorum eve davet etsinler diye onlar da beni gözlerine kestirmişler. Böylece gecenin bir vaktinde bir öğrenci evine vasıl oluyoruz ve benim üniversite günlerimden yaklaşık 30 yıl sonra öğrenci evlerinde hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu memnuniyetle müşahede ediyorum. Ama olsun, gurbet kuşlarının yuvasında bir an olsun kendilerini yabancı hissetmiyorum.

HAZIRLAYAN: M. ENDER ÖNDEŞ