Savaş koşullarındayız.
Öcalan tecritte.
Hükümet masayı devirmiş.
Her gün karşılıklı ölümler oluyor.
Tam bu koşullarda "diyalog" bitti derken…
HDP devreye giriyor. Ve Demirtaş’ın ağzından, "taraflar ellerini tetikten çeksin" çağrısı geliyor.
Eğer bu "çağrı"ya şöyle ya da böyle yanıt verilirse, "savaş koşullarında diyalog" başlamış olacak. Verilmezse, ne zaman duracağı bilinmeyen, ama büyük olasılıklı Türkiye’yi tam bir felakete doğru götürdükten sonra duracağı kestirilen savaş gitgide tırmanarak devam edecek…
Şimdi durum ne?
Bana sorarsanız, "savaş koşullarında diyalog" başladı bile.
KCK, HDP’nin "çağrısına" çok ciddi bir açıklamayla yanıt verdi. KCK bu açıklamada, özetle, "ateşkesi" AKP’nin bozduğunu, artık geçmişte yaptıkları gibi "tek taraflı" ve karşılıklı hiçbir bağlayıcı resmi anlaşmaya dayanmayan, verilen sözler temelinde yürüyen ve sonunda da yürümeyen, "üçüncü bir gözün" sürekli denetlemediği bir "ateşkes" yapmayacağını kamuoyuna bildirdi.
Buna karşılık, "diyaloga", "anlaşmaya" hazır olduğunu da dile getirdi. Buna göre KCK aşağıdaki "çerçeveyi" hükümete, TBMM’ye sunmuş oldu:
"Ateşkes ve çatışmasızlıkların kötüye kullanılmayacağı ve kalıcı barışı sağlayacak tutumlara ihtiyaç vardır.
Bunun için her şeyden önce de Önder Apo'nun özgür koşullarda siyasi müzakere yapacağı, bu müzakere sonuçlarının Mecliste anayasal ve yasal normlara dönüştürüleceği bir siyasi irade ve çözüm süreci gereklidir. Bunun için de tutuklamaların olmayacağı; karakol, kalekol, askeri amaçlı baraj ve yolların yapılmayacağı, demokratik örgütlenme ve bu karakterli mücadelelerin önlenmeyeceği tahkim edilmiş bir ateşkes gereklidir. Böyle bir tahkim edilmiş ateşkese dayalı müzakere ve bu temelde gelişecek çözüm süreci ortaya çıkarılmadan çatışmaları ve savaşları önlemek mümkün değildir. Çünkü tüm çatışma ve savaşlar Kürt sorununun çözümsüzlüğünden ve çözümü talep eden güçleri tasfiye etme politikasından kaynaklanmaktadır.
Bu açıdan hiç gecikmeden Önder Apo ile özgür koşullarda müzakereler başlatılmalı; bunun için de 2013 Newroz’undan bu yana tutuklanan tüm siyasi tutuklular serbest bırakılarak tahkim edilmiş ateşkes yapılmalıdır. Bu müzakereyi gözetleyecek üçüncü bir gözle tahkim edilmiş çatışmasızlığı izleyecek, çatışmasızlık kurallarına uymayan eylem ve tutumları ortaya çıkaracak bir izleme komitesine de ihtiyaç vardır."
Şimdi bütün siyasi partiler ve yeni oluşan TBMM, bu çerçeve ile ilgili kendi tutumunu ortaya koymalı…
Evet, savaş sürüyor. "Savaş sürerken konuşmak olmaz" ya da "savaş sürerken barış olmaz" diyenler, ne dediklerinin farkında değiller. "Savaş sürerken konuşma, görüşme ve barış" olmaz diyenler, ebediyen savaş sürecek demiş olurlar.
Soru şu: Savaş nasıl sonlandırılacak?
Bunun iki yanıtı var: Birincisi, savaş, savaşla sonlandırılacak. Yani PKK açısından TSK’nın, TSK açısından PKK’nin yok edilmesiyle. İkincisi ise, savaş konuşmayla ve görüşmeyle sonlandırılacak. Böylece ne PKK, ne TSK yok olmayacak, barış olacak…
HDP’nin yaptığı çağrı karşısında KCK konuştu.
Acaba AKP de konuşacak mı?
CHP de konuşacak mı?
MHP de konuşacak mı?
Başkalarını da sayabiliriz: Yazarlar, aydınlar KCK’nin "taraflar ellerini tetikten çeksin" diyenlere verdiği yanıta ne diyorlar?
PKK Önderi Öcalan "özgür koşullarda" müzakere sürecinde yer alsın mı?
Bu "müzakere süreci" "MİT’in Öcalan’a" verdiği, sonra da geri aldığı "sözlere" değil de, TBMM’de hukuki bir temele bağlı olarak sürdürülsün mü?
Savaş hazırlıklarının durdurulması ve 2013 Newrozu'ndan bu yana tutuklananların serbest bırakılması temelinde bir "tahkim edilmiş ateşkes" yapılsın mı?
Bu "ateşkes""üçüncü göz" tarafından denetlensin mi?
Ben bir gazeteci olarak, yukarıdaki "ateşkes çerçevesini" makul, gerçekçi, sağduyuya dayalı bir çerçeve olarak görüyorum.
Siz ne diyorsunuz?
Buyurun işte durum ortada; devletin silahlı güçleriyle PKK’nin silahlı güçleri kıyasıya savaşırken, biz siviller de bu ve benzer konuları kendi aramızda konuşalım ve sonuçta bu konuşmayı TBMM’de, bir "barış iradesine" dönüştürelim…