HDP, tüm yapı ve bileşenleriyle gerçekleştirildiği topllantıda yeni döneme dair yol haritasını belirleyecek olan deklarasyon açıklayarak, sine-millet dayatmalarına da nokta koydu, kazanımlarını korumayı esas alacağını vurguladı.
Savaşa, sömürüye, darbelere karşı demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk ölçeğinde üçüncü yol siyaseti olan Demokratik Cumhuriyet paradigmasını sonuna kadar savunacağını vurgulayan HDP, erken seçim çağrısı yaptı.
HDP’nin kayyumlara karşı tutumunu açıkladığı deklarasyonda “kazanımları korumanın” AKP-MHP ittifakına kaybettireceğini belirtildi. İktidara erken seçim çağrısı yapılan deklarasyonda, muhalefet de erken seçim talebi etrafında birleşmeye davet edildi.
HDP, tüm yapı ve bileşenleriyle gerçekleştirildiği toplantıda yeni döneme dair yol haritasını belirleyecek olan deklarasyon açıklandı. Deklarasyonda, kayyumların demokrasiye vurulmuş açık bir darbe ve faşizme giden yolda yeni bir ivme olduğu belirtilerek, “Savaşa, sömürüye, darbelere karşı demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk ölçeğinde üçüncü yol siyaseti olan Demokratik Cumhuriyet paradigmamızı yüzyıldır biriken sorunları çözmek için sonuna kadar savunacağız” denildi. Günlerdir süren sine-i millet tartışmalarına dair bir ifadenin bulunmadığı deklarasyonda, AKP-MHP ittifakına kaybettirecek olan “kazanılmış mevzileri koruma” tutumu olduğunu vurgulandı. AKP-MHP ittifakına “erken seçim” çağrısı yapan HDP, bütün muhalefete de bu erken seçim talebinin etrafından birleşme ve hareket geçme çağrısında bulunuldu.
HDP Eşbaşkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli tarafından açıklanan deklarasyon şöyle:
Kayyum rejimi yönetiyor
- Türkiye’nin artık bir kayyum rejimi ile yönetildiği bütün çıplaklığı ile ortadadır. 15 Temmuz darbe girişimini (devlet içi çatışma) fırsata çevirerek Olağanüstü Hal ile bir siyasi darbe yapan AKP, daha sonra yanına aldığı MHP ile oluşturduğu iktidar bloku, ilk işlerden biri olarak yerel yönetimlerde irade gaspına girişti Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de siyasi darbe ve kayyum zihniyeti üzerine inşa edilmektedir.
Ortak yaşamın temeline dinamit
Kayyum politikası ortak yaşamın temeline konulmuş bir dinamittir. Bununla birlikte 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının tanınmaması ile başlatılan ve sürdürülen kayyum politikası, sadece sandıktaki halk iradesinin yok sayılması ile ifade edilemez. Aynı zamanda toplumsal meşrutiyetini yitiren AKP-MHP iktidarının zor ve baskı yöntemleri ile kendini sürdürme politikasıdır. 31 Mart seçim sonuçlarını tanımayan AKP, toplumsal meşrutiyetinin kalmadığını kabul etmiştir. Kayyum zihniyeti üzerine kurulmuş bir iktidar, demokrasi fikrine ve demokratik gelecek umuduna en büyük tehdittir.
Düşman hukuku uygulamasıdır
- Kayyum uygulaması, Kürtlere karşı düşman hukuku uygulamasıdır. 31 Mart seçimlerinden sonra da tam hız devam ettirilen kayyum politikası herkesten ve her şeyden önce Kürt halkının ve bölgedeki diğer seçmenlerin siyasi iradesinin çiğnenmesi, yok sayılmasıdır. Kayyum politikaları hem hukuku hem de hukuk devleti temelinde toplumsal barış inancını yok etmeye yöneliktir. Kurulmak istenen rejimin prototipidir. İktidarın içeride ve dışarıda yürüttüğü diğer politikalara da bakıldığında, bu tutumun Kürt halkına yönelik açık bir düşmanlık olduğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır.
Toplumun iradesine hakarettir
- Seçme ve seçilme hakkı demokratik işleyişin en temel şartıdır. Evrensel insan hakları hukuku da Türkiye Anayasası da bunu kabul etmektedir. Seçme ve seçilme hakkının gaspı en başta bu gerçekleri tanımamak ve yok saymaktır. Tek bir ilde veya ilçede seçmen iradesinin gasp edilmesi, toplumun tümünün iradesine hakarettir.
Demokrasiye açık darbedir
- Yerel demokrasi, demokrasinin beşiğidir, yatağıdır. Yerel demokrasi, yerelden ve yerinden yönetim anlayışı bizler için vazgeçilmez bir ilke ve hedeftir. Her türlü despotizme karşı en sağlam güvencelerin başında gelir. Yerel demokrasinin olmaması durumunda hiçbir demokratik hak ve özgürlük gerçek anlamda gelişemez, siyasi yaşam vesayet girdabına sıkışır. Bu nedenle atanan her kayyum demokrasiye vurulmuş açık bir darbedir, faşizme giden yolda yeni bir ivmedir.
AKP, bu ülkede yaşanan OHAL, demokratik siyasete darbe ve kayyum darbeleri ile kendinden önceki askeri darbelerin bir parçasını olduğunu göstermiştir.
Eşbaşkanlık vazgeçilmez ilkedir
- Yerel demokrasi modelimizi biçimlendiren demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü anlayış, aynı zamanda eşbaşkanlık sistemine ve eşit temsiliyete imkân sağlayan evrensel bir modeldir. Kaynağını ve eşitlik ruhunu kadın özgürlük mücadelesinden alan eşbaşkanlık sisteminin algı operasyonlarının aracı haline getirilmesine asla izin vermeyeceğiz. Eşbaşkanlık ve eşit temsil sistemi, erkek egemenliğine, tekçiliğe, inkâr ve yok saymanın her biçimine karşı on yıllardır kesintisiz mücadele sürdüren kadınların, toplumu dönüştürmenin en önemli adımlarından biridir. Eşbaşkanlık mor çizgimizdir ve bizler için ilkeseldir. Yeni yaşam iddiamızın gerekli koşuludur. Kayyum gaspının ilk hedefi haline gelen eşbaşkanlık sisteminin kadın mücadelesi kazanımı olduğu bilinciyle, başta kadın hareketi olmak üzere geleceğini demokraside gören tüm demokrasi güçlerine, siyasi partilere, emek örgütlerine, meslek birliklerine, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına bu kazanıma yönelen saldırılar karşısında, kazanımımızı sahiplenme, eşbaşkanlık ve eşit temsil sistemine geçme çağrısı yapıyoruz.
Demokratik Cumhuriyet yürüyüşü
- Türkiye’nin bir kayyum rejimi ile yönetildiğini ve bu rejimin her alana yaygınlaştırılmak istendiği iktidarın temsilcileri de saklamamaktadır. İktidarın sürekli dile getirdiği 2023 hedefinin bu plandan bağımsız olduğu yanılsamasına hiç kimse kapılmamalıdır. 2020’de Meclisi, 2021’de Anayasa’yı tümden anlamsızlaştırmayı hedefleyen bu proje, 2023’te rejiminin başarısını açıkça ilan etmeye hazırlanmaktadır. Kayyum politikalarına karşı çıkmak güçlü Meclisi, halkların barış anayasasını ve nihai olarak demokratik cumhuriyeti savunarak bütün demokrasi güçlerinin birlikte yürümesi demektir. Savaşa, sömürüye, darbelere karşı demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk ölçeğinde üçüncü yol siyaseti olan Demokratik Cumhuriyet paradigmamızı yüzyıldır biriken sorunları çözmek için sonuna kadar savunacağız.
Rejim, HDP’li belediyelerde deniyor
İktidarın yasaları yok sayan ve kendi saray rejiminin kalıcılaşma hedefi olarak başvurduğu kayyum politikası tek adam sultasına dayalı bir ‘Atanmışlar Rejimi’ anlamına gelmektedir. Halkı sistematik olarak dışlayan bu yönetim zihniyeti, halksız bir yönetim hayalinin peşindedir. Bu anlayışın cumhuriyeti ve demokrasiyi tümden imkansızlaştıran bir yol olduğu açıktır. İçişleri Bakanlığı Müfettişlerinin Eylül 2019’da hazırladıkları Mardin raporunda bu açıkça görülmektedir. Raporda, belediye meclislerinin seçimle gelebileceği fakat belediye başkanlarının Cumhurbaşkanınca atanması gerektiği önerisi yapılmıştır. Belediyelerin idari özerkliğinin ortadan kaldırıldığı ve ‘Saray Rejimi’ne doğrudan bağlandığı bir sistemin ilk adımları belediyelerimizde denenmektedir.
Sorun sadece HDP’nin değil
- Kayyum politikalarını sadece HDP’ye, belediyelere ve Kürt halkına bir saldırı olarak görmek, iktidarın stratejik planlarının farkında olmamak demektir. Bu zihniyetin başarıya ulaşabilmesinin yolu toplumsal ve siyasal muhalefetin tümünün etkisiz hale getirilmesidir. İktidarın planlarının önündeki en büyük engel HDP ve Kürt halkının mücadelesi olduğu için saldırıların odağına bizleri oturtmaktadır. AKP-MHP ittifakı tek adam rejimine dayalı faşizmi kurumsallaştırmak için yerel yönetimleri hedef almaktadır. HDP’li belediyelere atanan kayyumlar da bu zihniyetin en önemli adımlarından biridir. Bu nedenle sorun sadece HDP’nin ve Kürt halkının değil, bu ülkede yaşayan ve demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet ve barış isteyen herkesin sorunudur.
Olağanüstü Hâl kalıcılaşırken, kayyım rejimi kurumsallaşırken, bu politikalara seyirci kalınırsa AKP-MHP ittifakı, merkezi iktidar gücünü kullanarak kendi politik ve rant alanlarını sınırlayan bütün belediyelerin en önemli yetkilerini ellerinden alacağı ve Saray’ın uzantısı haline getireceği açıktır.
Rejimin ekonomik gücü için
- Kayyum rejimi aynı zamanda bir rant paylaşımı üzerinden yandaş sermayeyi palazlandırma rejimidir. Kayyumlar, kamu kaynaklarını kendi vakıflarına, kuruluşlarına, derneklerine aktarma ve bu sayede 2023 rejiminin ekonomik gücünü yaratma projesidir.
Ancak savaşla devam eder
Böyle bir rejim ancak savaş politikaları ve milliyetçi hamaset üzerinden kendi durumunu ve tahakkümünü sürdürmeye çalışır. Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik gerçekleştirilen savaş bu çerçeveden bağımsız düşünülemez. Kayyum rejimi, savaş rejimidir. Kayyuma karşı mücadele barış mücadelesidir.
Bu cendereden çıkmanın yolu
- HDP’nin belediyelerden ve Parlamento’dan çekilmesi yönündeki görüşler çeşitli alanlarda ifade edilmektedir. Bu çağrı aynı zamanda, kayyum politikalarını sadece HDP’nin ve iradesi gasp edilen Kürt halkının bir meselesi olarak görme sonucunu doğurmaktadır.
Unutulmamalı ki HDP elde ettiği bu kazanımları kolay elde etmedi. Bedeller ödeyerek gelinen bu noktadan çekilmeyi en fazla bu zorba Saray rejimi istemektedir. Demokratik siyasetin alanı çok fazla daralmış olsa bile yakın zamanda birlikte hareket etmenin başarı getirdiğini tüm Türkiye halkları gördü. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri, AKP-MHP ittifakı dağılmaz denilen bir zamanda gerçekleşti ve bu zorba iktidara yenilgi yaşatıldı. Şimdi AKP-MHP iktidarı Kürt düşmanlığı üzerinden muhalefeti sindirmeye çalışmakta, topluma milliyetçilik üzerinden kutuplaşmayı dayatmaktadır. Bu cendereden çıkmanın yolu demokrasi mücadelesini yükseltmekten ve kazanılmış mevzileri sonuna kadar korumaktan geçer. AKP-MHP iktidarına kaybettirecek olan budur.
Önce rolünün gereğini yapacak
Halkın tüm baskı ve zulme rağmen canı ve emeği ile elde ettiği kazanımları korumak bizlerin boynunun borcudur. Bu konuda yaşanan eksiklik varsa kazanımların yeterince korunamamasıdır. Sorumluluk ise başta bizler olmak üzere, bu tekçi kayyum rejimine karşı sesini yükseltmeyen herkese aittir. HDP, bugünden sonra öncü rolünü her zamankinden fazla üstlenmeye hazırdır.
Kazanımlarından vazgeçmeyecek
- Konu bu şekilde tartışılmadığı müddetçe kararımız nettir: HDP, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının büyük acılar çekerek, ağır bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlardan vazgeçmeyecektir. Yerel yönetimler dahil, yaşamın bütün alanlarında kapsamlı, sistemli ve çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya olan HDP, hiçbir mücadele alanından çekilmeyecek, demokratik ve meşru zeminlerde mücadelesini büyük bir kararlılıkla sürdürecektir. Hedef demokratik siyaseti büyütmektir, söndürmek değil.
Bizler bu anlayışımızda ve kararlı demokrasi mücadelesinde ısrarlıyız. Yarın yeni bir seçim olsa bizler Kürt halkının kendi iradesine amasız, fakatsız ve daha güçlü bir şekilde sahip çıkacağından kuşku duymuyoruz. Kayyumlar belediye binalarını, araç ve gereçleri gasp edebilir ama halkın iradesini ve düşüncesini ele geçiremez. Bu uygulamaları halkımız asla kabullenmeyecektir. Seçilmişlerimiz de halkın kendilerine verdiği görev ve sorumlulukları kayyum gasplarına aldırmadan bütün imkanları ile yerine getirmeye çalışacaktır. Halkımız, daha önceden olduğu gibi iradesine, seçilmişlerine, partisine sahip çıkacaktır. Halk bizlerle beraber mücadeleye, fiilen çalışmaya devam edecek ve adaletsizliğe karşı mücadelesini yürütecektir.
Birlikte mücadeleyle mümkün
- Kamuoyuna çağrımızdır: Demokrasiyi inşa etmek, kazanımlarımızı korumak, yeni kazanımlar elde etmek ancak ve ancak demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesiyle mümkün olabilir. Son yerel seçimlerin gösterdiği gibi hep beraber, kayyım rejimini ve tek kişi yönetimini durdurabilir ve engelleyebiliriz. Topyekûn demokratik mücadeleyi ve sivil itaatsizlik ile direnişi büyütebiliriz.
Kötülüğü bulaştırma potansiyeli
- Uluslararası kamuoyuna: Erdoğan’ın kurmak istediği otoriter rejimin ilk uygulamalarını sürekli Kürtler üzerinde yaptı. Önce güvenlik algısı üzerinden Kürtlerin seçilmiş temsilcilerine ve diline yönelik saldırılarında muhalefeti sessizleştirdi. Sonrasında baskı araçlarını tüm Türkiye’ye yaydı. Bu anlamıyla demokrasi dışı uygulamalar Kürtlerle sınırlı kalmadı, ülkenin hemen hemen her yanına sirayet etti.
Türkiye’nin bugünkü siyasi fotoğrafı, kötülüğü yaygınlaştırma ve farklı coğrafyalara bulaştırma potansiyeline sahiptir. Suriye savaşının büyümesine neden olanlardan biri olarak Erdoğan, yerinden yurdundan edilen mültecileri şantaj olarak Batı’nın üstünde kullanması bunun en büyük kanıtıdır.
Beklentili tutum, demokratik siyasetin değil iktidar güçlerinin tutumudur! Türkiye’yi daha fazla istikrarsızlaştırmaya çalışanlara karşı uluslararası kamuoyunu demokratik değerleri korumak için yardımcı olmaya ve HDP’ye yapılanlara karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz.
Meydan okuma çağrısı
- AKP-MHP İttifakına çağrımızdır: 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşrutiyet zeminini yitirmiş bu iktidar, kayyumlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasp ederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için ‘erken seçim’ diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz! Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.
Tarihi sorumluluk almalıyız
Kuşkusuz ki, kimliği ve inancı ne olursa olsun her birimizin tarihi sorumluluklar alması gereken günün şafağındayız. Bu tarihi sorumluluk kısır siyasi tartışmalara, kimliklere kapanarak korunma kaygılarına ve ucuz siyasi hesaplara heba edilmeyecek kadar önemlidir. Bu ruh ve bilinçle, HDP olarak yaşadığımız coğrafyadaki her türlü baskıcı, faşist anlayışa karşı demokrasi, barış ve adalet diyen tüm yurttaşlarımızı, Meclis içindeki ve dışındaki tüm muhalefet partilerini, sivil toplum kuruluşlarını, sendika ve meslek birliklerini, demokratik dernekleri aktif dayanışmaya, birleşik mücadeleye ve demokrasi ittifakına çağırıyoruz.
ANKARA
HDK: Umut ayakta
HDP’nin kayyumlara karşı tutum belgesini açıklamak üzere Ankara’da düzenlediği toplantıya katılanlar da görüşlerini paylaştı.
Halkların Demokratik Kongresi Eşsözcüsü Sedat Şenoğlu: HDP umudun adresi umut dimdik ayakta. Kazılmış en derin yerdedir. Bunu yerinden alamazlar. Yok etmek istedikleri şey demokratik siyasettir.
DTK: İradeye sahip çıkacağız
Demokratik Toplum Kongresi(DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Türkiye’nin faşizmle yönetildiğini belirtti. Öztürk, ”Bu belediyeleri bize AKP Genel Başkanı bahşetmedi. Büyük emekler ve bedellerle kazandık. AKP- MHP faşizmi bizim belediyelerimizi onlara teslim etmemizi, halkımızın iradesini onlara teslim etmemizi istiyor. Bugün en büyük sorun Kürt sorunudur. Halkın seçilmişleri olarak halkın iradesine sahip çıkacağız. Mücadele edeceğiz. Biz mücadele ettikçe Türkiye halkları kazanacaktır” şeklinde konuştu.
Baydar: Mevzilerini bırakmasın
Gazeteci- yazar Oya Baydar, Kürt olmadığını HDP üyesi de olmadığını belirterek, bireysel vicdani ve ahlaki bir konu olarak gördüğü için bu toplantıya geldiğini vurguladı. Baydar, ”Ülkenin ve bölgenin yakın geleceği için HDP’nin mevzileri terk etmemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Nas: Sadece HDP değil
Siyasetçi ve ekonomist Nesrin Nas da Kürt sorunun çözümünün önemi vurgulayarak, şunları söyledi: “Umut etmek, meydan okumak, risk almaktır. Otoriter rejimler umudu öldürerek kendilerine alan açarlar. Kayyum atamaları sadece HDP’nin sorunu değil, başta ana muhalefet olmak üzere yerel yönetime son verecek bir deneme sürüşüdür. O yüzden bugün HDP’ye ve tüm haklarına sahip çıkmazsak yarın hiç birimizin savunacak hakkı kalmayacak.”
Çiftyürek: Çekilmeyelim
Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, çekilmeyi doğru bulmadıklarını ve böyle bir karar alınması halinde AKP-MHP’nin mutlu olacağını söyledi. Çiftyürek, ”Kurdistan’da ulusal ittifak konusunda önemli gelişmeler var. Kürt birliği için ikinci toplantımızı 5 Aralık’ta yapacağız. Bunu başarısızsak rüzgar bizimle. En geniş demokrasi cephesini kurarsak AKP rejimini kaybettireceğiz” dedi.
Türmen: Etik yükümlülüktür
Demokrasi İçin Birlik Girişimi Sözcüsü Rıza Türmen’in de toplantıya gönderdiği mesaj paylaşıldı. Türmen mesajında, şunları ifade etti: ”Demokrasiyi seçim sandığına indirgeyen AKP iktidarı demokrasiyle olan son bağlantısını da koparmıştır. Yapılan şey Anayasa 127’nci maddeye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına açıkça aykırı, keyfi bir tasarruftur. Demokrasiden yana olan bütün güçlerin buna karşı çıkması etik bir yükümlülüktür.”