Yerel seçimlere bir ay bile kalmadı. Ama siyaset arenasına ve medyaya bakarsak kasetlerden başka bir şey yok. Şantaj, montaj, dublaj, tehdit, hakaret ve küfür dolu hummalı bir faaliyet var. Bu yazı yayınlanana kadar ve sonrasında daha kaç kaset çıkar bilinmez. Türkiye siyaseti mafya çetelerinin kavgasına dönüştü. Sen çok çaldın, ben az çaldım kavgası büyüyor. Utanmazlık o dereceye ulaştı ki bazıları vatandaşın “Günah işleme özgürlüğü vardır” diyor. Yani istediğin kadar çalıp çırpma, röntgencilik, şantaj özgürlüğü savunuluyor. Her yolla halkı susturma ve sistemi sürdürme kavgası yapılıyor.

Bu hengamede siyaset yapan bir tek HDP-BDP var. HDP-BDP halka siyasetini ve temel sorunlara çözüm önerilerini açıklıyor. HDP-BDP halka “Bize oy verin, sizi kurtaracağız” demiyor. “Şehir senin, kent senin, ülke senin” diyor. “Kentimizi de kendimizi de kendimiz yöneteceğiz” diyor. “Demokratik cumhuriyet- demokratik özerklik” anlayışını anlatıyor ve örgütlenmesini yapıyor. İşte bunun için HDP-BDP’ye saldırılar artıyor. Sadece HDP-BDP binalarına ve mitinglerine değil, üniversitelerdeki Kürt gençlerine, devrimcilere yönelik saldırılar da artıyor. Yani, hırsızlık-uğursuzluk vb. her türlü günah işleme özgürlüğü var ama halkın siyaset yapma özgürlüğü yok. Bu nedenle, dinleme kayıtları hukuken delil sayılmadığı halde on binlerce Kürt siyasetçi sadece bu kayıtlarla KCK sanığı olarak yıllardır zindanlarda. Taşlar bağlanırken köpekler salınıyor.
Medya, faşist saldırılara kibar bir isim takmış: HDP gerginliği.
Sanki durup dururken HDP gerginlik yaratıyor. Halkın yasal siyasal haklarına saldıran çeteler masum da, miting yapan HDP suçlu. HDP Ankara’da genel merkez binasından hiç çıkmasa hiçbir şey olmayacak. Anadolu’ya özgürlük çağrıları duyulmayacak ya da Anadolu’nun özgürlük çığlıkları Ankara’ya ulaşmayacak.
Biz bu oyunları daha cumhuriyet kurulmadan, TKP liderleri olan Mustafa Suphi ve Ethem Nejat önderliğindeki Onbeşler’in katledilmesinden beri iyi biliriz. Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri halk galeyana geldi deyip saldırıya geçer ve onların Anadolu’ya gelmesini engeller. Sonra da Karadeniz’de hançerlenirler. Çünkü Ankara’dan Erzurum’a gelen şifreli emir öyledir. Böylece TKP doğmadan boğulur. Sosyalist siyasetin halka ulaşması kanlı bir katliamla engellenir.
Bugün sömürgeci sistemin çürümüşlüğü ortaya çıkmışken, tek gerçekçi seçenek halkların demokratik özerkliğine dayanan bir demokratik cumhuriyettir. Bunu da HDP savunmaktadır. Öyleyse HDP her yolla susturulmalıdır.
Trakya, İzmir, Aksaray derken saldırılar Kürdistan’a kadar her yerde hız kazanıyor. Saldırganlara bakarsak sadece MHP’liler değil, yerine göre BBP, CHP, AKP, İP, Hizbullah-Hüda Par gibi örgütlerin elemanları da yer alıyor. Bu partiler ortak bir karar almadıklarına göre, bu saldırılar doğrudan kontrgerilla saldırılarıdır. Sistemin gizli-açık bütün kolları HDP-BDP’ye karşı saldırıya geçmiştir.
Halk galeyana geldi palavralarına inanacak değiliz. Böyle denilen bütün saldırılarda, adına ne derseniz deyin gizli devlet vardır. Kontrgerilla, gladio, Ergenekon, derin devlet, paralel devlet vd. fark etmez. Organizatörü devlettir. Bu nedenle de devleti yönetenler sorumludur. AKP Hükümeti bu saldırıları engellemezse bütün sorumluluk üstünde olacaktır.
HDP-BDP, toplumun yarısı olan kadınlara parti yönetiminde ve adaylıklarda en yüksek oranda yer vererek kadın köleliğine darbeyi indirdi. Meydanlarda haykıran, mücadele eden kadınlara en güzel 8 Mart armağanı bu oldu.
HDP ezilenlerin temel haklarını, özgürlüğünü, eşitliğini savunarak sistemi hedef aldı. Bu nedenle bütün statükocular korkuyorlar ve saldırıyorlar. Korkularının ecellerine faydası olmayacağını hep birlikte göreceğiz.
Her türlü yolsuzluğa, hırsızlığa, soygunculuğa, katliamcılığa batmış olan çürümüş sistemin ömrü bitmiştir. Gelecek kadınların özgürlüğüne, halkların eşitliğine, kardeşliğine ve barışa dayalı demokratik-özgür toplumundur. 8 Mart eylemleri, Newroz kutlamaları bunun habercisi olacaktır. 30 Mart seçimlerinde bu gerçek bir daha görülecektir.