
Belli ki HDP kongresi çok önemli bir süreçte gerçekleşiyor. Bir yanda Lice olaylarında görüldüğü gibi Kürtlerin direnişleri var. “Artık sabrımız kalmadı” diyorlar. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın önerdiği demokratik çözüm projesinin kabul edilmesini ve bu temelde Kürt sorununun çözülmesini istiyorlar.
Diğer yanda “Irak Şam İslam Devleti-IŞİD” adlı örgütün geçen hafta içinde Irak’ın Sünni Arap bölgesini ele geçirmesi olayı var. Bu öyle bir olay ki, Birinci Dünya Savaşının Ortadoğu’da yarattığı siyasal statükoyu altüst etmiş bulunuyor. Adeta Ortadoğu’nun sınırları yeniden çiziliyor ki, bu da tüm siyasal güçleri derinden etkiliyor.
Kuşkusuz bu iki olay da çok ciddi ve ülkemizdeki sistemi adeta temellerinden sarsıyor. Türkiye’nin güneyinde sınırlar yeniden çiziliyor. Var olan devletler yıkılıyor ve yerlerine yenileri ve daha fazlaları kuruluyor. Mevcut haliyle Irak üçe bölünmüş durumda ve bunun eskiye döndürülmesi artık mümkün görülmüyor. Suriye’nin ise dört parçalı durumu devam ediyor. Bu durumda Türkiye ne yapacak? Güneyi paramparça olurken kendi bütünlüğünü nasıl koruyacak?
Sorun sadece Irak ve Suriye’nin parçalanması ve belki de tarihten silinmesi de değil. Bu parçalanma sonucunda her iki devletten de birer Kürdistan doğuyor. Mevcut haliyle şimdiye kadar Irak toprakları içinde sayılan Kürdistan parçası neredeyse ayrı devlet haline gelmiş durumda. Şimdiye kadar Suriye sınırları içinde olan Kürdistan’da ise tarihi bir özgürlük devrimi yaşanıyor. Maliki ve Esad yönetimlerinin dayanamadığı IŞİD güçlerini bir yıllık direnişle ilk kez Rojava Kürdistan halkı yenilgiye uğratmış bulunuyor. Şimdi herkes bu kahramanca direnişin büyüklüğünü ve Rojava Kürt halkının insanlığa yaptığı iyilikleri konuşuyor.
Peki bu gelişmeler karşısında hala Kürt halkının varlığını ve demokratik haklarını bile kabul etmeyen Türkiye sistemi ne yapacak? Herkes çok iyi biliyor ki, Kürt halkının yarısı Türkiye sınırları içinde yaşıyor. Bölünmüş Kürdistan parçalarının en büyüğü Türkiye sınırları içinde bulunuyor. Ve buradaki Kürtler de yıllardır bilinçlenmiş ve özgürlük için mücadele ediyor. İşte Lice direnişi en son ve somut bir örnek. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı yaptığı son açıklamada bu direnişi son bir uyarı olarak tanımlıyor ve PKK Lideri’nin demokratik çözüm projesinin mutlaka kabul edilmesini istiyor.
Açıkça görülüyor ki, kendi içindeki Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözemeyen Türkiye, sınırları dışında yaşanan gelişmelere karşı hiçbir varlık gösteremez. Dahası Irak ve Suriye’nin parçalanması temelinde iki Kürdistan ortaya çıkarken, Türkiye’yi yönetenler ne eskisi gibi Kürtleri inkar edebilir, ne de Kürt direnişlerini ezebilir.
Bu durumda geriye sadece Kürtlerin demokratik haklarını teslim etmek kalıyor. Ancak bunun için de şoven-milliyetçi zihniyetin aşılması gerekiyor. Kürt sorununu çözebilmek için demokratik bir zihniyet ve ülkeyi demokratikleştirmek gerekiyor. Bu da tarihi bir özgürlük ve demokrasi devrimi yapmak demek ki, bunun da ciddi bir devrimcilik gerektirdiği açık.
İşte hafta sonu yapılacak HDP kongresinin en başta bu olayları ve gelişmeleri değerlendirmesi ve bu temelde Türkiye için sorunlarını demokratik siyasetle çözecek kapsamlı bir demokrasi programı hazırlaması gerekiyor. Demokrasinin hem zihniyetini, hem programını, hem örgütünü ve hem de sorunların demokratik çözüm tarzını ortaya koyması gerekiyor. Yeni Demokratik Türkiye’nin teorik çerçevesini böylece çizmesi önem taşıyor.
Peki söz konusu kongre ile HDP bunu yapabilir mi? Kuşkusuz biz şimdiden evet veya hayır diyemeyiz. Fakat HDP’nin mevcut sistem partilerini aşabilmesi ve alternatif bir Türkiye’yi, yani yeni demokratik bir Türkiye’yi formüle edebilmesi için bunu yapması zorunlu. Bunu yapamazsa o zaman HDP’nin de diğer partilerden fazla bir farkı kalmaz ve sistemin ancak sol ucu olabilir.
HDP’nin alternatif yeni demokratik Türkiye’yi yaratabilmesi için sadece teorik kurgulama da yetmez. Daha şimdiden alternatif demokratik sistemi ortaya çıkarması gerekir. Yeni Demokratik Türkiye alternatifini kendi parti sistemiyle ortaya koyması gerekir. Bunun için de HDP’yi yalnız başına ele almamak, Halkların Demokratik Kongresi-HDK ile birlikte düşünmek gerekir.
Nitekim kongre hazırlıklarının da bu temelde yürütüldüğü, kongre tartışmalarının buna göre ele alındığı gözlenmektedir. Yeniden yapılanma kongresinin böyle kapsamlı bir çerçevede ele alındığına tanık olunmaktadır. Büyük olasılıkla Eşbaşkanlar da dahil yönetimde ciddi değişiklik ve yenilenme yaşanacaktır. Yine yeni demokratik Türkiye alternatifi teorik olarak ortaya konacaktır.
Fakat daha önemlisi, HDK’nin yeniden yapılanması kapsamında alternatif Yeni Demokratik Türkiye sisteminin örgütsel bazda ortaya konacak olmasıdır. Bu çerçevede HDK’nin bundan böyle iki meclis biçiminde örgütlenmesi ve çalışması tartışılmaktadır. Birinci olarak yüz kişilik bir Genel Meclis öngörülmektedir. Bu meclisin birikimli uzman kişilerden oluşması ve sürekli hazırlayacağı demokratik projelerle sistemin inşa çalışmalarını beslemesi tartışılmaktadır.
İkinci olarak ise, ülkenin özgünlüklerini gözeten bir bölgeler meclisi öngörülmektedir. Bu çerçevede Türkiye’nin yirmi beş demokratik bölgeye ayrılabileceği ve her bölgeden gelecek delegelerle 4-5 yüz kişilik bir bölgeler meclisinin oluşturulabileceği tartışılmaktadır. Bu temelde de bölge özgünlüklerine göre bir meclis çalışmasının daha yararlı ve demokratik olacağı değerlendirilmektedir.
Kuşkusuz bu tartışmalar ve hazırlıklar büyük öneme sahiptir. Dikkat edilirse, HDP devlet iktidarını ele geçirerek onu idare etmeyi değil, kongreden itibaren alternatif Yeni Demokratik Türkiye’yi adım adım örmeyi öngörmektedir. Kendi alternatif demokratik modelini kongreden itibaren yaratmayı esas almaktadır. İçte Kürt sorunundaki çözümsüzlüğü ve dışta ise bölgedeki sınırların yeniden çizilmesini böyle bir demokratik çözüm modeliyle karşılamayı hedeflemektedir.
Elbette HDP’nin mevcut tartışma ve arayışları yenidir ve yepyeni bir demokratik sistem yaratmayı hedeflemektedir. HDP’yi diğer partilerden ayıran ve demokratik çözüm gücü yapan da işte bu olmaktadır. Bu temelde Türkiye’nin derinden ihtiyaç duyduğu yeni demokratik sistemi yaratırken, kuşkusuz en geniş demokratik birliği yaratmayı da esas alacak ve başaracaktır. Böylece HDP kongresiyle birlikte ülkemizde yeni bir demokratikleşme süreci başlayacaktır.