Türk devleti, Kürdistan karşıtı stratejisi ile kendisini yeniden dizayn ederek başlattığı topyekün saldırısı devam ediyor. Halklarımız bu saldırıya güçlü katılım, nitelikli sahiplenme ile kongrede cevap vermiştir. Halkın bu sahiplenmesi sadece HDP ve onun politikalarıyla açıklanamaz. Kürt Siyasal Hareketinin kırk yıllık mücadelesinin ülkede ve tüm dünyada yarattığı büyük itibar ile Kürt Halk Önderinin demokratik ulus projesinin bu sahiplenmede büyük payı vardır. Tek tek bireylerin ve parti organlarının kollektif emeğininde payı yadsınamaz.

Siyasi soykırım operasyonları kayıp, boşluk ve yetmezlikler daralmaya, örgütsel boşluk ve bozulmalara yol açmıştır. HDP bu süreçte etki- tepki ikileminde kalmış, merkeze yerleşme ve iktidar olma siyaset dilini geliştirmiş, seçimlere endeksli temsiliyeti esas almıştır. Merkeze yerleşme, iktidar olma tarzı siyaset üretmemeye neden olmuştur. Halbuki demokratik siyaset reaksiyoner değil, siyasal öncü olmanın siyaset tarzı ile hareket etmeli. Eşit bireylerin ve yurttaşların temsiline ve eşitliğine dayalı toplumsallığı inşa etmek yerine seçimi kurtuluş yolu olarak göstermek, ikbâl ve iktidarı vaad etmek kastlaşmaya yol açar. Bürokratik kastlaşma ise değişim ve dönüşüm yerine statükoculuğa neden olur.

Kriz halinin yaşandığı bu süreçte demokratik siyasetin temsilcisi HDP, daha nitelikli ve yoğun bir politik hatı örmeli, sonuç alıcı ve kazandıran eylemselliği üretmelidir. Faşist iktidar bloğunun Kürdistan’daki yayılmacı, işgalci politikasına; kadın kırımına, toplumsal ve kültürel kırıma, ekolojik kırıma ve Kürt iradesini tanımayan Şark Islahat Planı’nın kayım politikalarına karşı öncü politik duruşu ve devrimsel eylemsellik tarzını esas almalıdır.

Günün temel gündemi “tecriti kırmak, faşizmi yenilgiye uğratmak” dolayısıyla en geniş ölçekte demokrasi cephesini örgütleme görevidir. Türkiye halkları ve ezilenleri adına hareket edenlerin siyasal demokrasiyi geliştirmek ve toplumsal kurtuluş için üçüncü yolu ete kemiğe büründürmek esas olmalıdır.

Faşizm ile sorun yaşayan emekçileri, Kürtleri, Alevileri, kadın hareketini, gençlik hareketini, ekoloji, inanç ve kimlik mücadelesi veren toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesine ihtiyaç vardır.

Türkiye, demokratik, hukuk devleti geleneğine sahip değildir. Parlamento ve yerel yönetim seçimleri, inkârcı, katliamcı zihniyet sahibi rejime meşruiyet kazandırmak için yapılır. Anti demokratik anayasa, faşist seçim ve siyasi partiler yasası hiçbir şekilde değişim ve dönüşüme fırsat vermez. Partilerin yasama faaliyetine MGK’nın ‘siyaset belgesi’nce izin verilir. Kürt sorununun eşit, adil ve kolektif haklar temelli çözümü, hak ve özgürlüklerin eldesi ancak direnişle ve direniş odaklarının özgüce dayalı örgütlü mücadelesi ile mümkündür. HDP bu mücadeleyi örgütleyecek radikal demokrasi programıyla ekonomik ve siyasal krizin neden olduğu ve halklarımızı açlık ve yoksulluğa mahkûm eden, siyasal, toplumsal yıkıma karşı tüm direniş odakları ile yan yana gelerek, eylem ve dayanışma içinde, örgütsüz toplum kesimlerine öncülük yaparak inisiyatif geliştirmek durumundadır. Bugün için demokratik siyasetin doğru öncülükle inisiyatif geliştirmesine, örgütsel genişlemeye, politik eylemselliklerle toplumsal mücadele dinamikleri ile buluşmaya, ortaklaşmaya ve birlikte mücadeleye ekmek kadar, su kadar ihtiyaç vardır.

Bu ihtiyacı karşılamada HDP sistem partileri gibi sıradan yaklaşamaz. Sistemin siyasal partileri; kitleleri devletçi sisteme razı olmaya, yığın olarak gördükleri toplumsal kesimleri yönetilmeye ikna etmek için hükümet/ iktidar olmayı vaad ederler. Ancak HDP propaganda ve ajitasyon araçlarına bu düzeyde yaklaşmamalıdır. Anti demokratik anayasanın sınırlarında kalarak, faşist seçim ve siyasi partiler kanunu üzerinden demokrasiye erişim ve toplumsal kurtuluş için seçimleri işaret etmek umut kırılmasına neden olmaktadır.

HDP için esas olması gereken yaşanan siyasal ve toplumsal sorunlara çözüm gücü olabilmektir. Sistemin elit siyasi partileri çözüm üretme gücünde değildirler. Onlar toplum yerine, kutsadıkları devletin ala çıkarlarını topluma karşı korumak için vardırlar. HDP, devlete karşı toplumu ve özgürlüklerini koruma misyonu gereğince sistem içi çözümü esas alan partilerin stratejisi yerine, devlet ve iktidar dışı toplumun özgücünü esas almalıdır.

HDP bir yandan ajitasyon ve propaganda araçlarıyla toplum dinamiklerini devlete ve iktidara karşı örgütlerken, diğer yandan da toplumsal devrim inşa çalışmalarını yürütmelidir. Demokratik siyaseti esas alan, radikal demokrasiyi amaç edinen HDP’nın asıl olarak toplumsal devrimi inşa çalışmaları temel siyasal faaliyeti olmalıdır. Yaşanan sorunların nedeni ve kaynağı devlet ve iktidarcı zihniyettir. Çözüm iktidara eklemlenmekle, ona yedeklenmekle değil, her tür iktidarı ve hiyerarşiyi ret eden, insan toplumsallığının dikey olmayan yatay örgütlülüğünü esas almaktan geçer. Binlerce yıl devletçi sistemin yanı başında dikey olmayan yatay insan toplumsallığıyla siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan, toplumun ahlâki ve politik değerleri ile sorunlarını çözüme kavuşturan demokratik moderniteyi esas almak demokratik çözüm yolu olmaktadır. Bu yol iktidara erişme ve bulaşma yerine, köyde, sokakta komün, mahallede ve kentte meclisleşme yoludur. Toplum dinamiklerinin özgüce dayalı, demokratik kurum ve organlarında eşit ve özgür bireylerin söz, karar ve yetki sahibi olacakları siyasal sistem ile özgürlük ve toplumsal kurtuluş mümkün olacaktır. Bunu başarmak bugünün entellektüel, ahlâki ve politik görevi olmaktadır.

Savaşın ve hegemonik yayılmacılığın neden olduğu ekonomik ve siyasal krizin yaşandığı bu politik atmosferde elit siyasetin siyasal partileri çözümsüzlük ve seçeneksizlik üretmektedirler. Çözümsüzlük, seçeneksizlik toplumda itiraza ve alternatif arayışlara neden olmaktadır. HDP, bu çözümsüzlük ve seçeneksizlik sürecinde toplumu ileriye taşıyan, direniş çizgisi ile buluşturan siyasetin öncü partisi olmalıdır.