* Bunu bilen Türk sömürgeciliğinin akıl hocalarının, Kürt toplumuna “HDP, BDP’yi ve Kürtleri bitirecek, Kürtlerin yürüttüğü bu kadar mücadele boşa gidecek” biçiminde bir propagandayla hitap etmeye çalıştığına dikkat çeken Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, bununla aslında Kürtlerin başarısızlığının hedeflendiğini söyledi.

* Bayık, HDP’nin başarılı olmaması için çok büyük çaba sarf edildiğini; bazılarının da buna alet olduğunu belirterek, şunların altını çizdi: “Bizim Türkiye toplumunu kazanmamız gerekiyor. Bu, HDP ile olacak. HDP’nin başarılı olması, Türkiye toplumu içerisinde önderliğin, Kürtlerin, PKK’nin onay bulması demektir. Kürt sorununun çözümü demektir.”


KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Türkiye toplumunun zihniyetini değiştirmeden, Türkiye demokratikleştirilmeden Kürt sorununun çözümlenemeyeceğini belirterek, bunun geliştirecek olanın HDP’nin örgütlenmesi, gelişmesi olduğunu söyledi. Bayık, bütün Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin, çevrecilerin, akademisyenlerin, sanatçıların, yazarların kısaca AKP’den memnun olmayan herkesin HDP etrafında Türkiye’de birleşmesi gerektiğini kaydetti.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Yüksekova Haber’den Neçip Çapraz’ın sorularını yanıtladı. http://www.yuksekovahaber.com sitesinde iki gün hem yazılı hem görüntülü olarak yayınlanan röportajın özetini paylaşıyoruz.

Ortadoğu’da çok hızlı değişimlerin ve gelişmelerin yaşandığı bir ortamda 36. yılına giren PKK nasıl bir değişimden geçiyor?

PKK, değişimi sürekli yaşayan bir harekettir. Diyalektiği bu temelde oluşturulmuş PKK, eskiyen yanlarını temizliyor, kendini yeniliyor. PKK, Ortadoğu’da bütün güçlerden daha fazla bu gelişmelere hazırlıklı bir harekettir.

Sayın Barzani ile Sayın Erdoğan’ın buluşmasını nasıl gördünüz?

Sayın Barzani’nin Türkiye’ye gitmesi, görüşmeler yapması, ilişkiler geliştirmesi doğaldır. Fakat bu ziyaretin zamanlaması, gerçekleştiği zemin, orada sergilenen tutumlar da çok önemlidir.
Erdoğan’ın ve AKP’nin geleceği bu seçimlere bağlı. Diğer taraftan Türkiye, Kürtlerin iç sorunlarını derinleştirerek, mümkünse burada çatışmalı durumlara yol açmak istiyor. Sayın Barzani tecrübelidir; bunları bilebilecek bir durumdadır. Umarım bunlara fazla zemin sunmamıştır. Çünkü endişeler var.
Rojava konusunda anlaştıkları iddiası tekzip edilmedikçe herkes ‘Rojava konusunda anlaşmışlar’ diye anlayacaktır. Bu da Barzani açısından da Kürtler açısından da iyi sonuçlar yaratmaz.

Devlet sizinle ‘silah bırakmayı’ mı yoksa ‘Kürt sorununu’ mu görüşüyor?

Kürtlerle PKK’yi birbirinden ayırmak mümkün değildir… Önder Apo’nun tek yanlı geliştirdiği adımları AKP çökertmiştir. Müzakereye geçmesi gerekirken geçmemiştir. Bütün attığımız adımları yok saymıştır. Biz hala tek yanlı buradan çıkarmaya çalışıyoruz. Buradan çıkarıp çıkamayacağı da AKP’nin atacağı adımlara bağlıdır, o da müzakere adımıdır.

Böyle giderse ne olur?

Böyle giderse elbette ki Türkiye’de savaş olacaktır. 


Bekleme süreniz, belirlediğiniz bir tarih var mı?
Biz, bahara kadar süre tanımışız.

Aralarında aydın ve siyasetçilerin olacağın bir grubun Sayın Öcalan ile görüşebileceği, TMK’da değişiklik gibi konular konuşuluyor. Bunlar önemli değil mi?
Türkiye ve AKP iktidarı çok sıkıştı. Hem uluslararası planda hem de Türkiye’nin kendi içinde sıkıştı. Daha fazla bu tarzda yürütemiyor. Onun için diyor ki, işte bazı adımlar atabiliriz. Bunlar tamamen taktik hamleler. Belki akil adamlardan birkaç kişiyi gönderebilir. Belki 2 yıldır göndermediği avukatların tekrar görüşmesine müsaade edebilir. Bu bir şeyi değiştirmez.

Hükümetin çözüm sürecinde sizinle ilgili konuşma, hitap dilini nasıl buluyorsunuz, sizce barışçıl bir dil hakim mi?

Barış dili diyebilmemiz çok zor. Bunu çok arzuluyorduk ama maalesef dillerinde bile bir değişiklik olmadı.

Sayın Bayık, birçok konuşmanız medyaya yansıyor. Yaptığınız konuşmalarla ilgili Türk medyasında ve bazı siyasiler sizin bu konuşmalarınızı ‘kafa karıştırıcı’ ve ‘radikal’ olarak değerlendiriyor. Niye?

Psikolojik savaş merkezi yoğun çalışıyor. Birçok gerçeği ters yüz ediyor, saptırıyor. Toplumu etkileme, beklenti içerisine sokma, inandırma yanları çok güçlü. Onun için benim, önderlik, diğer arkadaşlarımız ve Kürt Özgürlük Hareketi hakkında birçok asılsız propaganda yayıyorlar. Eğer tutarsa tutar, tutmazsa izi kalır. O anlayışla bunu yapıyorlar. Türk devleti bir özel savaş rejimidir. Özel savaşı, psikolojik savaşı geliştirmeden bu rejimin ayakta kalma şansı çok zayıftır. PKK gerçeğinin ve yaptıklarının toplum tarafından anlaşılmaması için bunu yapıyorlar. Kürtlere, onun önderlerine, onun öncülerine öcü gibi yaklaşılsın istiyorlar. Gerçekten kafaları biz değil onlar karıştırıyorlar. Bizim radikalliğimizden, bazı arkadaşlarımızın radikal olmamasından, bizim önderliğe karşıt olduğumuzdan, önderliği dinlemediğimizden, bizim İran yanlısı olduğumuzdan ve daha birçok şey sayılabilir… Bunların hiçbirinin gerçekle alakası yoktur. Bunlar beyhude şeylerdir.

Son günlerde dershanelerin kapatılacağı veya özel okullara çevrileceği konusunda Gülen Cemaati ile Erdoğan arasında bir sürtüşme yaşanıyor. Sizce ne oluyor?
AKP ile Fethullah Gülen arasındaki çelişki hem iktidar kavgasından kaynaklanıyor hem de uluslararası güçlerin Ortadoğu/Suriye politikalarından kaynaklanıyor.
Fethullah Gülen’in Kürt sorununa yaklaşımı…
Fethullah Gülen Kürt sorununun çözümüne kesinlikle karşıdır. Televizyonlarına, ordaki dizilere, basınına ve konuşmalarına bakılırsa bu net anlaşılır. Gülen, PKK’ye karşı, Kürtlere karşı “kökü kazılmalıdır” demiştir. Son zamanlarda AKP ile kendi aralarında çelişkiler derinleştikçe bazı söylem değişikliklerine gidiyor. AKP’yi Kürt meselesinden vurmak istiyor. Gülen örgütlenmesi esas Kürdistan’daki örgütlenmedir. Kürtlerin desteğini alarak AKP’ye karşı durmak istiyor. Eğer son dönemlerde çözüm yanlısı gibi kendisini gösteriyorsa bundan ötürüdür. Bu da çok iğrenç bir politikadır.
Sadece bu değil. Kürdistan’da fuhuş, eroin, hırsızlık; her türlü ahlaksızlığın içerisinde kim var? En çok da Fethullahçı geçinenler geliştiriyor. Polis eliyle bilmem devlet memurları eliyle bunlar yaygınca Kürt kızları, gençleri arasında geliştirilerek Kürt toplumu ahlaken çökertilmek isteniyor. Bütün alanlarda Gülen cemaatindekilerin izlerine rastlıyoruz. Bu konuda Kürdistan’da MİT ve Emniyet ile Gülen’in iç içe çalıştığını biliyoruz.

Dershanelerin kapatılması sizce uygun mu?

Sorun dershanelerin kapatılıp kapatılmaması sorunu değildir. Dershane meselesi işin perdesidir. Bu dershanelerin çoğu nerededir, Kürdistan’dadır. Aslında Gülen o dershanelerle Kürdistan’da kendisini örgütlemiş durumda. Devlet, Gülen’le kendisini örgütlemiş durumda. Kürtleri değirmen taşı gibi öğütüyor, bitiriyor, Türkleştiriyor… Onun için kapatılmasını istemiyor.

Geri çekilme sürecinden sonra birçok kentte ölümlerle sonuçlanan arazi kavgaları, aşiret, aile kavgaları yaşandı. Bu sayı artmaya başladı. Siz bu sonucu neye bağlıyorsunuz?

Bu bir devlet politikası; aynı zamanda AKP’nin de seçim politikasıdır. Kürdistan’da Kürt halkının birliği bu tarzda önlenmek isteniyor. Özgürlük mücadelesinin başarıya gitmesi önlenmek, Kürt toplumu birbirine düşman haline getirilmek, kan davaları ile otomatikman bir kesim oy deposu haline getirilmek isteniyor. Halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Sorunlar olabilir, halkımız kendi sorunlarını oturarak çözebilmelidir. Köyün büyük insanları vardır, toplumda sözü dinlenen insanlar vardır. Bunlara başvurarak adaletli bir çözümün geliştirilmesini esas almalıdır. Hiçbir arazi yüzünden, hiçbir ağaç yüzünden, hiçbir sorun yüzünden kesinlikle birbirlerini kırmamalı, birbirleriyle dövüşmemeli, birbirlerini vurmamalıdırlar. Hepsi bu toprakların çocuklarıdır. Eğer gerçekten kavga edeceklerse birbirleriyle değil kendilerini bu duruma düşüren sömürgeci partilerle ve devletlerle kavga etmelidirler.

Seçim süreci başladı. Türkiye’de hızlı gelişmeler yaşanıyor. BDP ve HDP ile seçimlere girilmesi kararı var. Bu sürece karşı olanlar var, kadın kotası ile ilgili gelişmeler sürüyor. Bu konularla ilgili genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Bu seçimler herkes açısından stratejik bir değer taşıyor. Bu seçimlerin yol açacağı siyasal sonuçlar olacak. Eğer Kürtler oy oranlarını ve belediye sayılarını arttırırlarsa bu Önder Apo’nun ve Kürt toplumunun sorununun özgürlük temelinde çözümüne hizmet edecek. Bütün Kürtlerin, (adaylar kendilerine göre olmayabilir de, mümkündür, doğru tespit edilmeyen adaylar da olabilir. Bunu sorun yapmamaları gerekiyor) adayların etrafında birleşip adayların kazanması, partilerinin kazanması için olağanüstü bir çaba göstermeleri gerekiyor. Burada sorun adaylar değil, partilerdir. Bunu bilmeleri gerekiyor. Ev ev dolaşmaları, toplum üzerinde etkisi olan insanları harekete geçirip seçimleri kazanmak için çalışmaları gerekiyor.
Türkiye’de HDP ile seçimlere girildiği, Kürdistan’da BDP ile girildiği bri gerçektir. HDP’nin başarılı olmaması için çok büyük çabalar sarf ediliyor. Bazıları bunu bilerek yapıyor, bazıları da bilmeyerek alet oluyor. Bir kere HDP’nin başarılı olması demek, Türkiye toplumu içerisinde önderliğin, Kürtlerin, PKK’nin onay bulması demektir. Kardeşliğin eşit temellerde gelişmesi demektir. Kürt sorununun çözümünün, Türkiye’nin demokratikleşmesinin gelişmesi demektir. Türk devleti, Kürdistan’daki özgürlük ve demokrasi mücadelesini Kürdistan dağlarına hapsederek bu mücadeleyi çözümsüz bırakma stratejisi izledi. Bunda da önemli ölçüde başarılı oldu. Bu strateji Zap’la büyük darbe yedi. Arkasından Blok seçimleriyle bu daha da darbelendi. HDP projesiyle de bu strateji tümüyle mezara gömülmek isteniyor. Bunu bilen Türk sömürgeciliği, onun akıl hocaları, bu stratejinin mezara gömülmesini önlemeye çalışıyorlar. Bunun için de Kürt toplumuna hitap ediyorlar. İşte, “HDP, BDP’yi ve Kürtleri bitirecek, Kürtlerin yürüttüğü bu kadar mücadele boşa gidecek” biçiminde bir propagandayla bazı çevrelere hitap etmeye çalışıyorlar. Bu çevreleri buna inandırmaya çalışıyorlar. Bununla aslında Kürtleri başarısızlığa uğratmak istiyorlar. Bizim Türkiye toplumunu kazanmamız gerekiyor. Bu, HDP ile olacak. Türkiye toplumunun zihniyetini değiştirmeden, Türkiye demokratikleştirilmeden Kürt sorunu çözümlenemez. Bunun geliştirecek olan HDP’nin örgütlenmesi, gelişmesidir. Bütün Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin, çevrecilerin, akademisyenlerin, sanatçıların, yazarların kısaca AKP’den memnun olmayan herkesin HDP etrafında Türkiye’de birleşmesi gerekiyor.



Öcalan yıllarca Rojava’da kaldı. Onun oradaki rolü nasıl değerlendiriliyor ve “Rojava’da devrim yoktur” diyenler bunu neden söylüyor?

Rojava’da bugün eğer görkemli bir devrim yaşanıyorsa, bunun temelinde Önder Apo gerçekliğini görmek gerekiyor. Önder Apo, yıllarca o zeminde bütün yurtseverlerle çalıştı. Rojava halkını Önder Apo’dan koparmak mümkün değildir. “Orada devrim yoktur” demek, o devrime, direnişe, halka, şehitlere hakarettir. Hiç kimsenin buna hakkı yoktur.
Rojava bir turnusol kağıdı gibidir. Herkesin gerçeğini ve kaderini belirliyor. Rojava bugün sadece kendisi için direnmiyor, bütün Kürtler, Ortadoğu halkları ve insanlık için direniyor. Ancak buna saygı duyulabilir. Buna güç, destek verilebilir. Bunun karşısında durmak, AKP’nin/Türk devletinin orayı boğmasının yanında yer almak demektir. Hiçbir Kürt, Türk devleti ve destelediği çetelerin yanında oradaki Kürtlere karşı duramaz. Durursa, kaybeder.

PYD’nin Cenevre-2 toplantısına katılmasını engellemek ne anlama gelir?

Dikkat edilirse Rojavalı Kürtler, ikinci Lozan’a müsaade etmeyeceklerini söylüyorlar. PYD, Cenevre’nin dışında tutularak, güya Kürtler, Cenevre dışına itilmek isteniyor. İnkarın sürdürülmesi isteniyor ki, bu mümkün değil. Rojava halkı kendi direnişiyle bütün bunları yerle bir etmiştir. PYD’yi Cenevre’nin dışına hiç kimse itemez. Kabul etmeyebilirler ama PYD ve diğer Kürtler yine bir biçimde Cenevre konferansına katılacaktır.

Kürt Ulusal Kongresi toplanamadı. Son durum nedir?

PKK büyük bir çaba yürütüyor ve asla vazgeçmeyecektir. Bizler halkımızın beklentilerini gerçekleştirmekle yükümlüyüz. Sömürgeci devletlerden kaynaklı engeller var, bazı Kürtlerden kaynaklı engeller var. Biz bütün bunları aşarak bir Ulusal Kongre’yi gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Sorunlar nedir? Biz demokratik bir modelin oluşmasını istiyoruz. Eşbaşkanlık olmasını istiyoruz. Yine parçaların delege sayılarında sorunlar var. Bazıları Kuzey ile Güney delegelerinin eşit olmasını istiyor, biz bunu doğru görmüyoruz. Çünkü bunun mantığı yok. Biz bütün kararların oybirliği ile alınması gerektiğini söylüyoruz. Biz, var olan sorunları derinleştirme ve büyütme derdinde değil, olan sorunların çözümünü istiyoruz. Hiçbir parçanın ve hiçbir partinin de Ulusal Kongre’ye kendisini dayatmaması gerekir.

Diasporadaki Kürtlerin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Kürtler artık kabına sığmayan bir halktır. Özgürlük için mücadele eden bir halktır. Birçok zorlukları, engelleri aşarak belli bir düzeyi kazanan bir halktır. Öyle terörist listelerine almak, komplolarla bu halkın, bu hareketin, bu özgürlük davasının önüne geçmek mümkün değildir. Mümkün olmadığı da pratikteki gelişmelerden ortaya çıkmıştır. Artık o tür listeler anlamını yitirmiştir. PKK ve Kürtler mücadeleleri ile bu listeleri yırtmış atmıştır.

Türk Hükümeti ile Barzani arasındaki petrol anlaşması konuşuluyor. Bazı kesimler bu anlaşmanın sizin de bilginiz dahilinde olduğunu çünkü boru hatlarının PKK’nin denetiminde bulunduğu bazı bölgelerden geçtiğini iddia ediyorlar. Bu konuda çeşitli spekülasyonlar var, neler diyeceksiniz?
Türkiye ile Güney Kürdistan Hükümeti arasında büyük ekonomik anlaşmaların yapıldığı kamuoyuna yansımış durumda. Türkiye aslında Güney Kürdistan’ı siyasi, ekonomik, kültürel yönüyle kontrolü altına almaya çalışıyor. Bu tarzda etkisizleştirmeye çalışıyor. Güney Kürdistan da Türkiye ile yakınlaşarak kendini korumaya çalışıyor, kendi korumasını Türkiye’de görüyor. Bu temelde ilişkiler gelişiyor. İlişkiler gelişebilir ama bu ilişkilerin Güney Kürdistan’a zarar vermemesi gerekiyor. Bu tip ekonomik anlaşmaların Kuzey parçasındaki çözüm karşıtlığına hizmet etmemesi gerekiyor. 

Fethullahçı Bal’dan ilginç çıkış
Kesin ihraç talebi üzerine AKP’den istifa eden Kütahya Milletvekili İdris Bal, ilginç açıklamalar yaptı.
Meclis’te basın toplantısı düzenleyen Bal, AKP’den neden istifa ettiğini anlatarak AKP’ye eleştireler yönelten Bal, çözüm karşıtlığıyla biliniyor. Buna rağmen Bal, şunları söyledi: “Çözüm sürecinde gerçek göründü, ama örtülmeye, kapatılmaya çalışılıyor. Seçime kadar örtülmeye çalışılıyor, ama göreceksiniz, ortaya çıkacak. Bu bir zaman kazanmaydı. Keşke gerçek barış olsaydı. İleride bundan sıyrılmak için ‘Biz elimizden geleni yaptık’ diyecekler, suni bir Türk milliyetçiliği yapacaklar ve günah keçileri bulacaklar. Bir yere not edin bunu. Bakın çözüm sürecinde ne olacak!”

HABER MERKEZİ