AKP-MHP ikilisinin bula bula bulduğu “anneleri HDP önünde oturtma” cinliği Soylu’nun merdivende boynunu büküp oturmasıyla tam “zirve” yapmışken, tırmandığı gibi kıç üstü oturması bir oldu.

Beyaz Tülbentli annelerin AKP’nin Amed İl Başkanlığı önünde toplanmasıyla birlikte, göz altına alınmaları HDP önündeki provokasyonunun “anaların hissiyatıyla” ilgisiz olduğunu gösterdi.

Derken defalarca ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Hava Harp Okulu öğrencilerinin anneleri ve babaları AKP önüne gelir gelmez, başlarına polisler üşüştü, zorla oradan uzaklaştırıldı. Anneler “HDP önünde oturanlar ana da biz neyiz?” diye sorunca, Soylu’nun oynadığı oyunun perdesi “yuh” sesleri ve çürük yumurta yağmuru altında kapandı.

Nihayet HDP önüne gelen bir anneye, hepsi polise ve MİT’e çalışan uyduruk TV’ciler “çocuğunu HDP mi kaçırdı” diye sorup, onay alamayınca, polis hemen annenin GBT’sini araştırdı, sonra onu HDP’nin önünden uzaklaştırdı. Böylece HDP önünde oturanların, belki aradan bir ikisi polisin gözünden kaçmıştır, Emniyet ve MİT kayıtlarında “güvenilir” şahsiyetler olduğu da ortaya çıktı.

Bunlar olurken, çocukları HPG tarafından esir alınan polislerin, askerlerin ve MİT’çilerin aileleri tam “HDP esir çocuklarımızı bize ver” diye bağıracakken, HPG komutanı Mahir Deniz, ellerindeki esirlerle ilgili kapsamlı bir açıklama yaptı. Meğer bu esirlerin annelerine göz yaşı döken Erdoğan-Soylu-Bahçeli üçlüsü, MİT Müsteşarı Fidan’a “esirlerin yerini ajanlarınla bul, tümünü öldür” emrini vermiş, gece gündüz esirlerin olduğu muhtemel yerler bombalanıyormuş. HDP ne yapsın? En fazla “bombalamayın” diyecek. İyi de o esirlerin anneleri ne diyecek?

Gelişmeler böyleyken bir de ne görelim? PKK düşmanı yazarlar da işin bir ucundan tartışmaya girmemiş mi? Uğur Dündar’ın Sözcü gazetesindeki yazar, kimin “çocukları” kaçırdığını, kimin “kaçıranları” koruduğunu hayret verici bir açıklıkla ortaya koyuverdi. Dündar şöyle yazdı:

“Arena’ya ulaşan bir ihbar üzerine arkadaşlarımız, Güneydoğu’dan getirilen 10-12 yaşlarındaki çocukların, Tekirdağ’ın Kumbağ yöresindeki tuğla fabrikalarında kaçak olarak çalıştırıldıklarını belgeledi.”

“Çocukların gün boyu toz toprak soludukları yetmiyormuş gibi, geceleri de koğuşları istilâ eden tahtakuruları başta olmak üzere, her türlü zararlı, küçücük bedenleri üzerinde cirit atıyordu. Yani gerek çalışma koşulları, gerekse sosyal yaşam ortamları, hayvan bağlasanız durmayacak kadar berbattı…

Okul çağındaki küçük kölelerin kaçmaları da mümkün değildi.

Zira onları memleketlerinden buraya getirip zorla çalıştıran simsarlar, daha yolculuklarının başında kimliklerine el koyuyorlardı!”

“Tuğla fabrikasına geldiğimizde tam görüntü almaya başlamıştık ki, fabrika, jandarmalar tarafından basıldı. Ben safiyane duygularla kaçak çocuk işçi çalıştırılan işyerinin sahibi ile yönetici ve simsarların gözaltına alacaklarını düşündüm! Ama yanılmışım! Onlara hiç dokunmadılar. Aksine o kişilere çok saygılı davranıp, sadece beni gözaltına aldılar!”

İyi mi? Sonra? Sonrası özetle şöyle: İlgili AKP’li Bakan Dündar’ı satmış. Çocuk kaçıranları korumuş. Dündar yazıyor:

“Küçük çocukları ağır işlerde hem de kaçak olarak çalıştırmak suç olduğuna ve bu gerçek izlediğimiz belgeseldeki görüntülerle de ortaya çıkarıldığına göre; fabrika sahipleri, yöneticiler, çocuk simsarları ve köle tacirleri cezalandırılmadılar mı?”

– Hayır, cezalandırılmadılar, bir kişi hariç!..

“Kim?..”

– Ben!.. Belki inanamayacaksınız ama ben hapse mahkum oldum!..”

“Köle”... Kürdistan’dan kaçırılan 10-12 yaşındaki Kürt köle çocuklar. Onları ölümüne istismar eden vurguncu kapitalistler. O kapitalistleri koruyan ve kollayan AKP iktidarı. Ve “kölelerin hayatını” belgelediği için hapse mahkum edilmiş “vatanına milletine sadık, sonuna kadar PKK düşmanı” bir Türk gazeteci...

Manzara böyle.

Hadise 2005 yılında yaşanmış. O tuğla fabrikasında hiç bir sağlık önlemi alınmadan ciğerleri tuğla tozlarıyla dolu o çocuklar bugün ne durumda? Kimisi akciğer kanserinden hayatını kaybetmiş... Kimisi hala kaçak ve ölümcül işlerde çalışıyor, aralarında inşaat iskelelerinden düşüp ölenler kimbilir kaç kişi. Kimisi duvara bir yazı yazdığı için hapiste. Ve kimisi de “dağa” çıkmış.

Çıkmasın mı?