Elbette HDP her konuda ciddi olarak eleştirilmelidir. Bunda gocunacak bir şey olamaz. Bu iddialara karşı sözü olanlar ortaya çıkar ve eleştirileri yanıtlar. Eleştirinin bireyleri olduğu kadar, hatta onlardan çok daha fazlasıyla kurumları geliştiren ciddi bir manivela olduğunu biliyoruz. Ama bir eleştirinin geliştirici olabilmesi için eleştirinin gerçek yaşamlar, gerçek örnekler, gerçek bilgiler üzerinden biçimlendirilmesi gerekir. Gerçekdışı bilgiye dayanan bir eleştirinin, kendi üzerinden yanıtlanabilmesi mümkün değildir. Böylesi durumlarda yapılacak tek şey, iddianın gerçekdışı olduğunun kanıtlanmasına yönelik bir çaba olur ki, sonuçta bu çaba başarılsa da, bunun için harcanan emek ve zaman, her iki taraf için de bir kayıp olur. Yaşanan seçim sürecinde, daha çok CHP saflarından üretilip yaygınlaştırıldığı düşünülen HDP’ye yönelik bir eleştiri, yukarıda aktardığım yanlış eleştiri türleri için tipik bir örnektir. Yaygınca sürdürülen iddia şöyledir: "İmralı ve HDP, AKP ile başkanlık sistemi üzerinde anlaştı. Erdoğan’ın başkanlık projesini destekleyerek Kürtler için bir takım kazanımlar elde edecekler."
Elbette medya kaynaklarının önemli bir kesiminin AKP güdümünde hareket ettiği; muhalif basın üzerindeki iktidar baskısının ve devlet kontrolünün ancak savaş zamanlarında görülebilecek boyutlarda artırıldığı; haber alma, düşünce ve ifade özgürlüklerinin bütünüyle budanarak ‘yok’ noktasına çekildiği; sadece yürütme ve yasamanın değil yargının da bu kirlilik içerisinde iktidarın denetimine girdiği, demokrasi yoksunu bir ülkede, bilgi kanallarındaki böylesi bir kirliliğin seçim aracı olarak kullanılması ise, politikanın ahlaki ilkelerini bütünüyle kaybettiği gerçeğinin ilanıdır.
"HDP’nin AKP ile başkanlık sistemi üzerinde anlaşmalarının olanaksız olduğunu" hem Demirtaş, hem Kandil ve KCK defalarca açıkladılar. "Bunun, yaşanan süreçlerin tabiatına aykırı" ve "Kürt hareketi tarafından asla kabul edilemeyecek bir istek" olduğu gerçeği defalarca belirtildi. Geçmişte, "bütün halklar için bölgesel yönetimlerle tanımlanan demokratik özerklik gerçekleştirildiği takdirde, özgürlükçü çoğulcu bir demokrasiyle taçlandırılan böyle bir sistemde, yerel iktidarlar karşısında yetkileri çok fazla zayıflatılan merkezi yapının bölgeler ile arasında ‘koordinasyonu’ sağlayacak bir başkanlık sistemi" önerisi üzerine söylenen şeyler ise, bu düşüncenin AKP tarafından ısrarla reddedilen "demokratik özerklik" ilkesi ile birlikte bütünsel olarak ele alındığında, açıkça kan uyuşmazlığı ile malul olduğunu görürüz.
Kanıtlar üzerinden kafa yormak istemeyen sıradan vatandaş, "parti büyüklerinin" kendilerine anlattıklarını gerçeklik olarak kabul eder. Bu, "sürü" davranışının tipik tanımıdır da. Ve Erdoğan tam da bu toplumsal gerçeğimizi kullanarak kendi meşruiyetini kurarken, muhalefet partilerinin, kara propagandada ahlak-ilke sınırı tanımayan Erdoğan’ı buradan eleştirmeleri artık mümkün olamamaktadır. Çünkü aynı malzemeyi (kara propaganda) aynı yöntemle (yalan üretimi) kendileri de kullanmaktadırlar.
Söz konusu iddianın amacı daha çok varsayılan "CHP’den HDP’ye oy aktarımının" önüne geçmek. Üstelik bir seçimde bu tür bir kaygı elbette anlaşılabilir bir kaygıdır. Ama eğer bütün muhalefet "AKP’yi durdurmak ve geriletmek" hedefinde kenetlendiyse, hesaplar da bunun üzerinden yapılmalıdır. Erdem Yörük’ten aktararak: Varsayalım ki HDP CHP’den yüzde bir ya da iki oy alarak barajı aştı. Bunun AKP’ye vereceği büyük zarar, CHP’nin kaybının yanında bir hiç kalıyor. Şimdi tabloya bakalım: (Kaynak: "T24, Erdem Yörük.'HDP, AKP ile anlaştı' demek kimin işine yarıyor?")

Sonuç yakından irdelenirse:
1- En büyük kayıp, esas olarak Kürt topraklarında AKP saflarında yaşanmaktadır.
2- Eğer AKP’yi geriletmek ortak amaçsa bunu gerçekleştirebilecek tek seçenek bu oluyor.
Herkes taşın alına elini birazcık da olsa sokabilme cesaretine sahip olmalıdır.