Modern dünyanın yaşayan en güçlü yorumcularından biridir Patti Smith. Bob Dylan'a Nobel Edebiyat Ödülü'nün verildiği törende sahne aldı. Tüm Nobel ödül törenlerinde olduğu gibi salona "kusursuzluk” hakimdi. Tören tüm ihtişamı ile başladı. Smith gençliğinden beri hayranı olduğu Dylan'ın "A Hard Rain’s A-Gonna Fall” şarkısını seslendirmeyi tercih etmişti muhtemelen ustaya saygı babında. Başta kraliyet ailesi olmak üzere salonda bulunanlar hayranlıkla Smith’i seyrediyor-dinliyorlardı. Kusursuz bir yorumla devam eden Smith birdenbire sustu. Biraz bekledi. Ardından bir hamle yaptı. Olmadı. Sesinin tıkandığı, çıkmadığı hissedildi. Ardından gelen denemesi de başarısız oldu. Çok mahcup bir tonla dinleyenlerden özür diledi. Adeta bu arada kazandığı zaman zarfında sesini yeniden akort ederek şarkıya kaldığı yerden devam etti.

Punk rock'ın yaratıcısı olarak anılan Smith, 19. yüzyıl Fransız şiirini ABD müziğine taşımayı başarmış olması ile anılıyor. Sadece bir yorumcu değil politik tavrı ile de öne çıkıyor. Ayrıca yazarlıktan, şairliğe hatta oyunculuğa kadar birçok alanda varlık göstermeyi başarmış gerçek anlamda çok yönlü bir sanatçı. Yaptığı hiç bir şeyin tesadüfe dayanması düşünülemeyecek kadar donanımlı bir entelektüel. Nobel komitesinin Dylan’ın ödülünü alacağı törende sahne alması için Smith’i seçmesinin nedeni bu olsa gerek. Ancak nedeni resmi olarak açıklanmasa da kesin olan Dylan’ın ödülünü almaya gelmediği.
Dylan katılmadığı için meraklıları açısından büyük hayal kırıklığı yaşanan gecenin ardından Smith'in seslendirdiği şarkıda verdiği beklenmedik es de oldukça çok konuşuldu. Aceleciler ve profesyonalizm meraklıları Smith'in şarkı sözlerini unuttuğuna hükmettiler hemen. Onun yıllardır şarkı söylediği, hatta kusursuz yorumculuğu unutuldu adeta.
Geçtiğimiz günlerde ABD’de yayınlanan New Yorker Gazetesi’ne bir mektup gönderen Smith Nobel ödül töreninde yaşadıklarını anlattı. İsmi anons edildiğinde "kral kraliçe ve dünyanın en muhteşem beyinleri karşısında kendisini bir masaldaymış gibi” hissettiğini söyleyen Smith o anı ise şöyle anlatıyor: "Ardından kendimi şarkı söylerken duydum. İlk dizede biraz heyecanlıydım ancak sakinleşeceğimden emindim. Ancak duygular birden çok yoğunlaştı. O kadar yoğunlaştı ki onlarla tartışamaz duruma geldim. Göz ucuyla televizyon kameralarını ve salonda oturanları gördüm. Sinirlerimin bu ezici haline alışık olmadığım için devam edemedim. Şu an da benim bir parçam olan o kelimeleri unutmadım. Sadece onları içimden çekip çıkaramadım.”
Fakirin sosyal medya olarak adlandırılan mecrada hemen hiç varlık göstermediği malumunuzdur. Smith’in mektubunu okuyunca kısa süre önce tesadüfen Twitter’de gördüğüm sevgili Eren Keskin’in "Kimse kusura bakmasın ama, HDP Sine-i Millet e dönmek için ne bekliyor acaba? Tüm vekillerin Tutuklanmasını mı?” notunu hatırladım.
Hala piyasanın anladığı anlamı ile profesyonel olamayan Smith unuttuğumuz son derece naif bir şeyi hatırlatıyordu, "Sinirlerimizin bu ezici haline alışık olmamak”. Böyle bir ruhsardayken çok iyi bildiğimiz kelimeleri de içimizden çekip çıkaramayacak noktaya gelebilmek.
Her şart ve koşulda profesyonelliğini yitirmeyen, dünya yıkılsa işini en kusursuzca yapan, işini yaparken dış dünyanın dinamiklerinden etkilenmiyor resmi veren profesyonellik yerle bir oldu Smith’in sessizliği ile.
Erdoğan iktidarının adım adım inşa etmeye çalıştığı Kürt karşıtı yeni paradigma karşısında Smith’in üslubuna bir şans vermek gerekmez mi? Aksi zulmün tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmesini bir nebze de olsa perdelemiyor mu?
HDP de tüm bu olup bitenler karşısında hala TBMM’de kürsüye çıkıp konuşarak, başkanvekili olarak TBMM oturumlarını yöneterek siyasette ne kadar profesyonel olduğunu kanıtlamanın dışında hangi mevzi ve mevzuyu ayakta tutuyor? Bunu sormadan edemiyor insan. Zira muhatabınız indinde sözün bir anlamı kalmamışsa her koşulda o kürsüden bir ses çıkarmak değil yeri geldiğinde o kürsüden konuşmayı reddetmek siyasetin kendisine dönüşür.
Hukuk ortadan kaldırılıp özürlü demokrasi de askıya alınırken Erdoğan’la işbirliği yapan TBMM'de durarak bu kötü demokrasi oyununa ortak olmanın siyaseten bir karşılığı yok. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin selam verdiği milletvekillerine dönüşmenin siyasal bir anlamı olmayacağı gibi. Siyasal bir soykırımın iktidarın günlük siyasal faaliyetine dönüştüğü bir yerde parlamenter siyaset işliyormuş gibi kürsüye çıkmak siyasal bir eylem olmaktan çıkar.
Erdoğan’ın seferberlik çağrısı ile AKP ve MHP’li güruhların başta HDP binaları olmak üzere hemen tüm Kürt kurumlarına yönelik saldırılarının kısa süre sonra sokak linçlerine dönüşeceği anlaşılıyor. HDP yönetiminin yarın böyle bir olay karşısında meclis kürsüsünden faillerin yakalanmasını temenni etmenin dışında bir duruşu şimdiden belirlemesi HDP’nin tarihi misyonuna en uygun davranış olacaktır.