HDP 7 Haziran 2015 seçimlerine parti olarak girme kararı aldı. Bu kararı olumlu bulanların yanı sıra iktidar ve ana muhalefet partisinin olumlu baktığını söyleyemeyiz. Hükümet HDP'nin barajı aşması durumunda Anayasa'yı yapma çoğunluğunu elde edemeyecek. Baraj korkusu ve kaygısının ortadan kalkmasıyla birlikte AKP ve CHP tabanından HDP'ye oy geçişkenliği yaşanacağı kaygısını her iki siyasal parti de yaşıyor. Psikolojik bir duvar olan bu baraj yıkılmasına dair işaretlerin alınmaya başlamasıyla bu kaygı her iki partide daha da artıyor.

Bu seçimlere gittikçe sağa kayan bir aday profiliyle girmeyi hedefleyen CHP'de bu kaygıyı gözlemlemek mümkün. CHP'nin 2011 seçimleriyle başlattığı ve 2014 yerel seçimlerinde devam ettirdiği sağ çizgiye yaklaşma gayreti bu seçimde de devam edecek. Çünkü CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu siyasete girdiği günden bu yana merkez sağın eski liderlerinden Süleyman Demirel'in tavsiye ve telkinleriyle yürümektedir. Bu ilişki yeni bir ilişki değil, CHP liderinin SGK Genel Müdürü olduğu dönemden bu yana bu ilişkinin devam ettiği de yakın çevresi tarafından çok iyi biliniyor. Muhtemelen bu seçim, CHP liderinin partinin başında gireceği son seçimde olabilir. Diğer yandan barajın aşılması durumunda AKP'nin seçim sonrasında hedeflediği başkanlık sistemi, onlar için bir hayal de olabilir.

Seçimlere bağımsız adaylarla değil, siyasal partiyle girmeyi hedefleyen HDP'nin son kamuoyu anketlerinde barajın altında kaldığı gibi, barajı aştığı da görülmektedir. Kısacası HDP için bıçak sırtı bir durum. Bu durumda HDP'nin seçimlerde var gücüyle asılarak, barajı aşmayı hedefleyecek çalışmalar yürüteceği görülüyor. Fakat 7 Haziran seçimlerinin barış ve hoşgörü iklimi içerisinde geçmeyeceğine ilişkin sinyaller de gelmeye başladı. 

Geçtiğimiz hafta HDP'nin Trabzon'da açacağı iddia edilen il binasına yönelik faşişt saldırılar, Eskişehir ve Kayseri il örgütlerinin taşlanması, Ankara Etimesgut ve Sincan ilçelerine saldırılari basite almamak gerekir. Bu saldırılar geçmişte de yaşandı. Kürtlere yönelik linç girişimleri Türkiye'nin birçok bölgesinde zaman zaman eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. 1996 yılında yapılan HADEP kongresi sonrasında Kayseri'de iki HADEP'linin öldürülmesi, 19 Kasım 1998'de Kocaeli HADEP il binasında emekli öğretmen Metin Yurtsever'in ölümü, Samsun'da Ahmet Türk'e yönelik yumruklu saldırı, HDP'nin Sinop, Samsun Ordu gezisinin engellenmesi, Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü'ye yönelik provokatif saldırıları unutmak mümkün değil. Bu provokasyonları da sadece birer duygusal tepkinin sonucu olarak görmemek gerekir. Trabzon'da planlanıp İstanbul'da Hrant Dink'in öldürülmesine giden sürecin her aşaması da biliniyor. Bu saldırıların organize olmadığını kim iddia edebilir?

HDP'ye yönelik son dönemde yoğunlaşan bu saldırılara karşı ne hükümetin, ne de CHP'nin bir tutum belirlemediğini görmek mümkün. Çünkü her iki siyasal parti de kendisine demokrat. Kendi dışındaki siyasal partilere yönelen tehditler ve tehlikelere karşı suskun kalabiliyorlar. Bu suskunlukları "HDP Türkiye partisi" olsun yalanlarını da açığa çıkarıyor

Türkiye bıçak sırtında bir seçime doğru gidiyor. Bu seçimde HDP'nin barajı aşmaması ya da bağımsız adaylarla seçime girmesi konusunda başlatılan tartışmalar bitmeden HDP'ye karşı provokasyonlar açığa çıkmaya başladı. Son bir hafta içinde yaşananlar, seçim sürecinde HDP'ye yönelik provokatif organize saldırıların ortaya çıkacağını gösteriyor. Bu provokasyonlara karşı gereken adli ve idari önlemleri alması da gereken hükümetin kendisidir.