Tekçi baskı sistemine karşı, kimliğine sahip çıkan Kürdistan halkı büyük bir direniş başlattı. Devletin, bu direnişi kanlı baskı ve imha yöntemleriyle bastırma girişimi 30 senelik bir savaşa yol açtı. Bu savaşın yarattığı maddi ve manevi yıkımı, can ve mal kaybını, feda edilen nesilleri hepimiz biliyoruz. Bundan daha da önemlisi, bu soruna demokratik-barışçı bir çözüm bulunmadığı takdirde savaşın varabileceği boyutlar ve yol açabileceği yıkımlardır. Bu konuda fazla düşünmeye gerek yok. Türkiye'nin dört tarafına bir bakmak, son yirmi yıldır yaşananları görmek yeter. Türkiye yönetimi eskide inat ettikçe, daha büyük felaketlerle karşılaşılması kaçınılmazdır.
Devrimci ideolojisi gereği, bütün bunları çok önceden gören Kürdistan Özgürlük Hareketi, demokratik-barışçı çözümü tercih etmiş ve bunun için her fırsatı değerlendirmiştir. Ne var ki devlet kanadı, bunu anlamak yerine tasfiye etmek için yararlanma yoluna başvurmuştur. Barışçı çözüm tercihini bir zaaf olarak görmüştür. Bu nedenle sorun 22 yıldır hala çözülememiştir.
2013 Newroz'unda yeni bir diyalog süreci başladı. 28 Şubat 2015, Dolmabahçe toplantısıyla bir müzakere süreci başladı. Bu müzakere süreci aynı zamanda bir mücadele sürecidir. Bu müzakere süreci, Şengal ve Kobanê'ye yönelik işgal ve katliamlar, Rojava Devrimi, 7 Haziran seçimleri hepsi de iç içe geçmiştir ve hepsi de birbirine bağlıdır. Diyalog ve müzakere sürecinde büyük rol oynayan HDP, seçimlerde kazanacağı başarıyla çözüme de önemli bir katkıda bulunacaktır. Tekçi sistem tarafından ezilen, sömürülen işçiler-emekçiler, kirli imha savaşına karşı olan tüm sınıf, milliyet, mezhep, cins ve diğer sosyal kesimler HDP etrafında birleşiyor. Tercihimiz silahlı mücadele yerine siyasi mücadeleyi yükseltmek, demokratik ve barışçı mücadele ile yeni bir anayasa ve yeni bir toplumsal sistem kurmaktır.
Ne yazık ki bazıları hala kafalarındaki paslı kalıpları kırmıyor, kıramıyor. Onların kölesi oluyor.
Onlar HDP'yi kimlik siyaseti yapmakla suçluyorlar. Kendilerinin ise sınıf-emek eksenli siyaset yaptıklarını iddia ediyorlar. Hatta bu nedenle açık ya da gizli olarak CHP'yi desteklemeye kadar gidiyorlar. Tek kimlikli devletin kurucusu ve muhafızı bir partiyi destekleyip bu diktaya karşı çıkan, herkese eşitlik ve özgürlük isteyen HDP'yi de kimlik siyaseti yapmakla suçlamak akıllara zarar bir çarpıtmadır. Bu çevreler HDP'nin demokratik -barışçı bir çözüm çabaları başarısız olur da savaş yolu yeniden açılırsa ne yapacaklarını hiç düşünmüyorlar mı? İşçi sınıfının savaştan ne karı var? O zaman bırakalım sınıf-emek eksenli siyaset laflarını, o kargaşada kayan-kaybolan eksenlerini bile zor bulurlar ama iş işten geçmiş olur. Tarih tanıktır ki, "Dar ve sözde sınıfçılık" en çok da sınıfa kaybettirmiştir. İşçi sınıfının gücü, toplumun tüm ezilenlerini kurtuluş için birleştirebilmektedir. Toplumun tüm ezilenlerini birleşmeye değil de dağılmaya çağıranlar acaba hangi sınıfın değirmenine su taşıyor?
Evet, HDP kimlik siyaseti yapmaktadır: Tüm ezilenlerin kimliğini, eşit ve özgür yaşamını, kardeşliğini ve barışını savunmaktadır. Buna karşı çıkanlar acaba hangi kimliğin siyasetini yapıyorlar? İşçilerin de, farklı milliyet-din-mezhep-cins kimlikleri olduğuna göre, sadece "Türk sınıfı"nın mı?
Birçok sol çevrenin, tanınmış aydınların, Alevi örgütlerinin, ezilen milliyet, din, mezhep mensuplarının, kadınların HDP etrafında hızla toplanması geleceğimiz için umut veriyor. Bu sadece oy almak, barajı aşmak meselesi değildir. "Tekçi statükoya hayır, Yeni Yaşam'a EVET!" demektir. Bu mücadele seçimler için başlamadı, seçimlerden sonra da bitmeyecek. Yeni Yaşam'a merhaba!