Politik evrenin yeni görünümünün kabul edilmesi yeni bin yılın başında ulus-devletçi ve kapitalist modernistler için öyle hiç de kolay olmayacaktır. Eski politik değerler dizisi ve zihniyet onları, herhangi bir tutarlı politik analiz yapmaktan alıkoyuyor. Lakin analitik olmayan rasyonaliteleri ve geleneksel katı dogmaları buna engeldir.
Onların sorunları yalnız zihni dünyalarıyla sınırlı değil, şiddetli bir taassuba varan, hatta başka bir deyişle varoluşsal bir bunalımdır. Bu bunalımın atlatılması onların uzun zamanını alacağa benziyor, fakat sonuçta maddenin yapısı ve bunun insan zihniyle ilişkisine dair derin kavrayış ve tarihin devindirici yasası kaçınılmazdır. Bundan kaçınmak mümkün değil.
Bugün toplumun bir bütün olarak kendisini benzer bir bunalımın içerisinde bulduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Bunun sayısız belirtilerine her gün şahit olmaktayız. Bunun için günlük gazetelere bakmak bile yeterli olabilir. Yüksek bir enflasyon ve işsizliğin olması, enerji bunalımı, toplumsal sağlığın korumasındaki bunalım, nüfus ve öteki çevresel felaketler, kadına yönelik katliamlar, yükselen şiddet ve suç dalgası ve daha sıralayacağımız diğer sorunlar. Deyim yerindeyse artık yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediği bir zamandayız.
Kısaca ifade etmek istediğimiz sistemin, yaşamış olduğu krizin yapısal olduğu açığa çıkıyor. Yapısal krizlerin çözümünün de palyatif yol ve yöntemlerle olmayacağı aşikardır. HDP projesini doğru okumak ancak mevcut paradigma ve zihniyet dışına çıkılarak anlaşılabilir. Klasik sosyoloji ve pozitivist bilim metodolojisiyle (Descartesçi, Newtoncu bilimin mekanistik dünya görüşünün) HDP’nin siyasal tahayyülü, felsefesi ve paradigması anlaşılmaz. Bundan dolayda HDP’nin siyaset yapma üslubu ve üzerinde oturtulduğu paradigmaya ilişkin kelam edenler bu hakikati bilerek konuşmalılar.
Dolayısıyla Kapitalist modernite ve ulus-devlet odaklı yaşam ve zihniyetten kopmadan HDP ve özgürlük hareketine ilişkin doğru bir analiz yapmak ve anlamak zordur.
Ulus-devlet paradigması klasik sosyoloji ve pozitivist bilimciliğe dayanır. Ulus-devlet; kan ve yalana dayalı, şişirilmiş, iktidarı kutsamış, hastalıklı, çevreden kopuk, insanı cüce haline getire ve kanserleşmiş bir anlayış ve zihniyete dayanır. Bu eksende politika yürütenler klasik paradigmayı aşamazlar, dolaysıyla HDP’nin eksen aldığı paradigmayı da doğru anlayamazlar.
Bu “aşırı şehirleşmiş, savaş ve kıyımlara dayalı, doğal felaketlere yol açan, tepeden tırnağa otoriter ve totaliter devletli toplumdan kurtulmanın yolu; komünal demokratik ve özgür-eşit” yurttaşlığa dayalı, “hayvanlarla dost, doğayla barışmış, kadınlarla dengeli güç yapısına dayanan, barışçıl, özgür-eşit, aşklı yaşam, bilim ve tekniğin gücünü savaş ve iktidarın oyuncağı olmaktan çıkarmış ahlaklı politik bir kişilik” ve toplum yaratmakla mümkündür. Bu kadar şişirilmiş iktidar ve güç odaklı bir yapıdan başka da kurtulmanın yolu yoktur. Bu aynı zamanda “başka bir dünya mümkün”nün de tezahürüdür.
Bu yazıyla anlatmak istediğimiz şey, temelinde bir algılama ve zihniyet bunalımı olan; aynı bunalımın değişik biçimlerde tezahür ettiği toplumsal sorunlardır. Bu bunalımlar sistemsel ve yapısaldır. Ortaya çıkan bunalımın modası geçmiş bir dünya görüşü ve kavramlarla, bu kavramların terimleriyle anlaşılması mümkün değildir. Bugün tamamen birbirine bağlı biyolojik, psikolojik, toplumsal ve çevresel sorunlar çerçevesinde topyekün ve birbirine örülmüş bir dünya anlayışıyla sorunları ele almaya ihtiyaç vardır. Bu anlayışı dile getirmek için demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir perspektif gereklidir. Bunun siyasal formu da demokratik ulustur.
HDP’nin geliştiği düzlem, demokratik ulus perspektifidir. Demokratik ulus kültürel temelli bir ulus anlayışıdır. Demokratik ulus sömürüye, baskıya, dışlamaya ve ötekileştirmeye gelmeyen demokratik bir modelidir.“ Demokratik ulus, özgürlüğe ve eşitliğe en yakın ulustur. Bu tanım gereği özgürlük ve eşitlik arayışı olan toplumların ideal ulus anlayışıdır.”
“Çözümleyici bir model olarak demokratik ulus modeli devlet-ulusçuluğunun paramparça ettiği toplumsal ilişkileri yeniden demokratikleştirir; farklı kimlikleri uzlaşıcı, barışçı ve hoşgörülü kılar. Devlet ulusunun demokratik ulusa doğru evrilmesi muazzam kazanımları beraberinde getirir. Demokratik ulus modeli öncelikle şiddet yüklü toplumsal algıları doğru bir toplumsal bilinçle yumuşatıp insancıl (akıllı ve duygulu, empatisi olan insan) kılar. Şüphesiz şiddet içerilmiş sömürü ilişkilerini tümüyle ortadan kaldırmasa bile epeyce azaltarak, daha eşit ve özgür bir toplum olanağını ortaya çıkararak bunu gerçekleştirir.”
Bu nedenle yeni değerler dizisi, gerçekliğin yeni bir tasarımı; düşünme, algılama, zihniyet ve değerlerimizde kökten değişimlere gitmeye ihtiyaç var. Gerçekliğin mekanistik kavranışından bütüncül kavranışına doğru yönelen bu değişim hemen bütün alanlardan görülebilir ve muhtemelen içinde bulunduğumuz yılları belirleyecek temel yaklaşım olmaya adaydır.