Gazetemizin bir yazarı (Osman Oğuz) geçtiğimiz günlerde bu başlığa yakın bir ifade kullanarak seçimlere ilişkin güzel bir analiz yaptı. Avrupa’daki seçim sonuçlarının artı ve eksilerine dikkat çekti. Yüreğine sağlık! Seçimlerde bilindiği gibi HDP 400 bini hedef belirlemişti. Ancak 200 binlerde kaldı. Bazılarının ifadesiyle “İdare eder!” denilse de bu açık bir yetersizliktir. 

Karşıtların barikatlarına/ engellemelerine/hilelerine ve kullandıkları orantısız devlet olanaklarına sığınarak bu yetersizliği başarı olarak göremeyiz, görmemeliyiz! Asıl hedef nazara alındığında Almanya’da ikinci parti olmamız da yeterli değildir! Büyük seçmen tabanı ve ciddi bir seçim çalışması olmayan iki partinin (CHP/MHP) önünde olmamız da başarı sayılamaz. 

Şu bir gerçek ki HDP yurtdışı bileşenlerinin ciddi bir seçim deneyimi olduğu söylenemez. Bunu 18 Şubat 2015 tarihli “Geçmiş bir utancı telafi etme zamanı!” başlıklı yazımla da belirtmiştim. Bir seferberlik atılımı olan bu seçim kampanyasının sıradan bir festival çalışmasıyla yürütülemeyeceğine değinmiştim. 

Selahattin Demirtaş’ın aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimi ardından ilk milletvekili genel seçimiydi. Pek de başarılı olamadığımız cumhurbaşkanlığı seçiminin gerçek bir analizini yapabilseydik bu seçimlere eksikliklerimizi gidermiş ve deneyimli olarak başlamış olacaktık. Üst düzeyde bir değerlendirme olup olmadığını bilemiyorum ama potansiyele göre başarısız kalan seçim sonuçlarının halklarla paylaşıldığına tanık olmadım. 

Demokratik Güçbirliği Platformu şemsiyesi altında çok sayıda kitle örgütü temsilcileri zaman zaman bazen de sık sık bir araya gelerek, büyük aile fotoğrafı çekerek bir basın açıklamasıyla tabanlarına çağrı yaparlar. Tepeden yapılan böylesi çağrıların tabanı harekete geçirmediklerini bilmelerine karşın hep bu kolay yoldan yürümeği tercih ederler. 

Almanya’da 13 TC başkonsolosluklarından biri olan Essen Başkonsolosluğu seçim bölgesinde bir kadın arkadaşla HDP temsilcisi olarak bulunduk. Seçimler başlamadan önce adres değişikliği yapıldığı, sandıkların Essen’de değil, Dortmund Türk Kültür Merkezi’nde kurulacağı adresiyle birlikte duyurulduğu halde koordinasyon bunu seçimin başlamasından birkaç gün sonra uyarılarımız sonucu değiştirebildi. O arada Essen Başkonsolosluğuna gidip eli boş dönenlerin bir kısmının tepki olarak sandığa gelmediği de biliniyor. 

Yeni bir çağın destanını yazan ve dünya’nın namlı tarihlerine şan katan Kobanê zaferinden hareketle bir seçim seferberliğini yaygınlaştıramadık. HDP’ye gönül vemiş ancak birbirleriyle uyumlu/barışık olmayan herkesin geleceği bir seçim bürosunu hizmete sokamadık. Mahalle şöyle dursun semt/belde seçim komisyonlarını oluşturamadık. Seçim öncesinde ve seçim süresince büyük halk kesiminin katılacağı kitlesel dayanışma etkinlikleri/şölenler arzulamamıza karşın düzenleyemedik. Brüksel alanlara çıkmadı! Sadece bir iki kişiye ait 3/5 telefon numarasını hizmete sokmakla yetindi. Sandık başındaki temsilcilerinin telefon numaralarını bile seçmenin hizmetine sunmadı! 

Demokratik Güç Birliği Platformu içinde yer alan bir kısım kurumlar başta üyeleri olmak üzere küçük gruplara kahvaltı vermekle yetindiler. Hepsi olmasa bile Kürt kurumlarının büyük bölümü seçim seferberliğine mevcut çalışanlarıyla katıldı. Bu durum abartılı rakamların oluşmasına yol açtı. Elbette çalışanların emekleri kenara atılamaz ancak bir seçim seferberliği için yeterli olmadığı görüldü! 

AKP kadın çalışanları yurtsever ailelerimiz de dahil tüm kapıları zorlarken Kürt kadınlarının büyük bölümü kadın festivaline kilitlendi. Ayrıca zamansız planlanan Dersim Kültür Festivali seçim çalışmalarını arka plana itti. Gençlik, AKP’nin talan siperi olan barajı yıkmak yerine, vahşi kapitalizmi yıkmakla oyalandı. İnanç kurumlarının bir kısmı seçim başarısı için sadece dua etti. Aydınlarımızın büyük bölümü kapı kapı dolaşarak halkın içine katılmak yerine alışkanlıkları gereği nasihat/akıl vermekle yetindi. Basın ve yayınımızın müdavimleri olarak hep aynı şeyleri tekrarladılar. TV’lerde birbirinin deneyimlerinden yararlanacak yerleşik halk/seçmen arenası yerine bildik simalarla yapılan sohbetlerle sandık için gerekli heyecan yaratılamadı. 

Tek taraflı Alman vatandaşlığı olanların makul mazereti vardı. Oy hakkı yoktu. Ancak oy hakkı olan bir yakınını/dostunu/akrabasını/arkadaşını sandık başına getirmesi gerekliliğinde etkili olduk denilemez. Halbuki istenseydi, Alman vatandaşı bu kitle harekete geçirilebilseydi kenar/köşede kalmış yüzlerce/binlerce seçmen sandığa getirtilebilinirdi. 

Barikatları yıkmayı hedef koymuş bir siyasi hareket, AKP’nin yalan/dolan/talan ve seçim hilelerine hazırlıklıydı. Gerek ülkede ve gerekse bizim bulunduğumuz seçim bölgesinde her sandık için çifter gönüllü gözlemci (müşahit) bulundurarak gözle görebilecek çalıntıları engellemeye büyük çaba gösterdi. Hırsızın gündüzü de karanlık gecesi gibidir. Bunu bilen HDP seçmeninin epey bir kısmı sandıktan ayrılırken bizlere “Oyumu kullandım! Bir emanet gibi size teslim ediyorum!” dedi. Sandığa atılan bu oyların hırsızlardan korunması anlamındaki bu istem “Emanet oy!” olarak algılandı. Asıl istenen ise sandığa atılan oyların bir emanet gibi korunmasıydı. 

Bu sonuç şu an bizi tatmin etmese de bu seçimle oluşan birlik ve beraberlik en büyük kazanımımız olmaktadır. Yakın veya uzak bir seçimi beklemeden HDP bileşenlerinin ve dostlarının bu birlikteliğini yeni projelerle/şölenlerle daha geniş/farklı halk kesimiyle canlı tutmak gerekir. Bu seçimde ortaya çıkan başka bir tablo Almanya’da vatandaşlığa geçmiş binlerce seçmeniyle HDP hareketi bu ülkede de siyasi bir ağırlık gösterecek durumdadır. Bunu da görmek gerekir. 

Tekerlekli arabası, koltuk değnekleri ve bastonuyla sandığa gelenler başta olmak üzere emeği geçen herkese, bileşenlerin tüm renklerine, dostlarına, üç hafta boyunca seçim alanında nöbet tutan, özel arabalarını seçim hizmetine sokan, gözlemciler dahil gönüllü çalışanları yemeksiz bırakmayan tüm emek sahiplerine yürekten sonsuz sevgilerimi tekrarlamak istiyorum.