7 Haziran seçimlerinin önemli gelişmelerinden biri de, ilk defa bir genel seçimde oy kullanılan yurtdışındaki atmosfer oldu. Objektif bir değerlendirmeyle tespit edilebilir ki, bu atmosfere hakim olan da HDP seçmenleriydi.

HDP, yurtdışında seçim çalışmalarına aylar öncesinden başladı. Avrupa merkezli yürüyen çalışmalarda, 2 milyon 809 bin seçmenin tamamına, tüm renklerine seslenme kabiliyeti olan bir seçim çalışması yürütülmeye çalışıldı. Çalışmalar, daha önce ABDEM ve Demokratik Güç Birliği Platformu ile oluşan birliğe yaslandı; fakat bu birliği de aşan sonuçlar ortaya çıkardı.

Türkiye ve Kürdistanlıların yurtdışındaki ilk oy kullanma deneyimi, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nde gerçekleşmişti. Fakat hem oy kullanma prosedürlerinin yarattığı karmaşa hem de seçim atmosferinin yansı(tıla)maması nedeniyle gerek katılım gerekse de sahaya yansıma açısından istenen verim alınamadı. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nde yurtdışında Recep Tayyip Erdoğan 143 bin 873'le oyların yüzde 62'sini, Ekmeleddin İhsanoğlu 64 bin 483'le oyların yüzde 28'ini alırken Selahattin Demirtaş ise 22.582 oyla yüzde onluk bir oran tutturdu. Bu seçimlere katılım oranı yüzde 8.3'te kalmıştı.

2015 Milletvekili Genel Seçimleri'nde ise yurtdışında katılım oranı nerdeyse dört kat artarak yüzde 37'ye çıktı; 1 milyon 54 bin oy kullanıldı. AKP oyların yüzde 49'unu alarak birinci parti; HDP, oyların yüzde 20.3'ünü alarak ikinci parti; CHP, 17.1'lik oranla üçüncü parti; MHP ise 9.2 ile dördüncü parti oldu. Diğer partilere ise yüzde 3.3 oy çıktı.

Bu tablodan elde edilecek ilk sonuç, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nde Selahattin Demirtaş'a verilen oylarla tespit edilebilecek HDP seçmeninin oy oranını iki katından fazlaya çıkardığıdır.

HDP, seçim öncesinde hedefini 400 bin olarak açıklamıştı. Bu hedefe bakılarak 211 bin oy alan HDP'nin başarısız olduğu sonucu çıkabilir ama katılım ve oy oranı ile HDP'nin sahada yarattığı tabloyla birlikte düşünüldüğünde seçim sonuçlarından bir "başarısızlık" çıkarmak doğru görünmemektedir. "İstenen düzeye ulaşılamadı" veya "Daha başarılı olunabilirdi" denilebilir; ama mevcut tablo -bazı ülkelerdeki ciddi sorunlara rağmen- büyük emeklerle ortaya çıkarılmış bir başarıyı ifade etmektedir.

 

Dört yanda oluşan birlik

HDP projesi, ülkede yarattığı atmosferin benzerini Avrupa'da da yaratmayı başardı. Daha önce Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi ve Demokratik Güç Birliği Platformu çatıları altında bir araya gelen ancak birlikteliklerini bir türlü uzun erimli, etkili bir mücadele birliğine dönüştüremeyen farklı kurumlar, kesimler, HDP'yle büyük bir heyecana, birlik atmosferine kavuştu. Her yerdeki Demokratik Kürt Toplum Merkezleri'nin motor gücünü teşkil ettiği çalışmalarda Avrupa 50'nin üzerinde kurum bir araya geldi. Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, Süryaniler, sosyalistler, göçmen örgütleri, kadın örgütleri... Çok farklı toplumsal kesimleri ve ideolojik yönelimleri temsil edenler, aynı politik amaç doğrultusunda el birliği yaptı. Bu çalışma, büyük bir değer ortaya çıkardı. Ortaya çıkan bu değerin korunması ve geliştirilmesi, seçimleri aşan bir düzlemde yeni kurumlar, mücadele kanalları yaratabilir; yurtdışındaki Türkiye ve Kürdistanlıları topraklarındaki siyasetin daha etkin, etkili unsuruna dönüştürebilir; ayrıca yaşadıkları ülkelerde birbirine sahiplik eden, dayanışma içinde olan insan nicelik ve niteliğini artırabilir. Zannediyorum ki HDP çalışmasını büyük fedakarlıkla omuzlayan kurumların gündemi de şimdi budur.

211 bin oy başarılı mı?

Yurtdışında 400 bin hedefine ulaşılamadı, evet. Ortada kamuoyuna açıklanmış bir hedef varsa ve ona ulaşılamamışsa beklenen, elbette hiçbir mazeret göstermeksizin yapılacak özeleştiridir. Muhatap kurumların bu yönlü özeleştirel açıklamalar yapacağını sanıyorum. Fakat biz, biraz daha "dışardan" bir gözle "hedefe" gerçekten ulaşılıp ulaşılamadığını sorgulayalım...

Öncelikle, şu tespit hala yerli yerinde: HDP bileşenleri, Avrupa'nın en mobilize kitlelerinden biri. Bu mobilizasyonun belirleyici etkisini en son Kobanê Direnişi esnasında görmüştük. Bu mobilizasyonun temel unsuru ise hiç kuşkusuz Kürdistanlılar... Dünyanın değişik kentlerinde, nüfusu Kuzey Kürdistan kentlerine kayıtlı 515 bin 872 bin seçmen bulunuyor. Bu rakam Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı Türkiye merkezleri de eklenince rakam 609 bin 731 kişiye ulaşıyor. Bu veriler bize, yurtdışında asgari 500 bin dolayında Kürt seçmen olduğunu anlatıyor.

Yine yurtdışındaki Türkiyelilerin de önemli kısmı, 80 Darbesi sonrasında politik baskılardan dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalmış devrimcilerden oluşuyor. Bu kesimlerin de potansiyel HDP seçmeni olduğunu, herhalde söylemeye gerek yok.

Dolayısıyla yurtdışında HDP'nin seslenme alanına "doğallıkla" dahil olan yüz binler bulunuyor. 400 bin hedefini ortaya çıkaran da bu oldu. Hedef, uçuk değildi, erişilmez değildi. Ancak belki de "günlük hayatına doğrudan etki etmeyen" gelişmelerle ilgili politik duyarlılığın geniş halk kesimlerinde oluşturulmasının zorluğu nedeniyle seçimlere genel katılım da çok düşük kaldı. Bu tablo, HDP oylarına da yansıdı.

Başta söyledik: Buradan "yetersiz bir başarı" çıkar ama "başarısızlık" çıkmaz. 211 bin oy ve yüzde 20.3 oy oranı, başarılı bir sonuçtur. HDP çalışmalarının düzeyi, yarattığı heyecan, atmosferle birlikte düşünüldüğünde rahatlıkla söylenebilir ki, bu oylar büyük oranda "örgütlü" oylardır. Şimdi sıra, bu örgütlü oyları hayatın her alanında iradeleşmiş politik bir güce dönüştürmekte. Bunun koşulları, HDP'nin seçim çalışmaları ertesinde eskiye nazaran çok daha fazla var.


Koordinasyonun açıklaması

Almanya Seçim Koordinasyonu'nun iddiası da yabana atılır değil. Koordinasyon, seçim sonuçlarının süreç boyunca kendilerinin biriktirdiği verilerle uyuşmadığını, "hile" şüphelerinin yoğun olduğunu belirtiyor. Bunun da ötesinde, seçim süreci boyunca AKP'nin devlet olanaklarını Avrupa'da seferber ettiği, dört bir yandan kaldırdığı ücretsiz otobüslerle seçmeni sandığa taşıdığı, Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı camileri seçim bürosuna dönüştürdüğü bilinen gerçekler... AKP ayrıca, yurtdışındaki devlet kurumlarını da birer "yandaşlık teşviki" mekanına dönüştürüyor. Bunlarla birlikte düşünüldüğünde, HDP'nin hiçbir devlet olanağına değil yalnızca yoğun insan emeğine yaslanan başarısı, daha da önem kazanır.


“Sandık ötesi” sonuç

Velhasıl, bu seçimlerde HDP ile oluşan birliğin ruhu ve biçimi, hem önümüzdeki “mücadele dönemine” hem de gelecek seçimlere yansıyabilecek önemli sonuçlara gebe. Seçim süreci boyunca ulaşılan insanları kapsayabilecek yeni bir örgüt, yeni bir yayıncılık, yeni bir dil, yeni bir yaklaşım nasıl ortaya çıkarılabilir; “yeni yaşamın” ruhu sahaya istikrarlı projelerle nasıl yansıtılabilir? Şimdiki gündemimiz bu olmak zorunda. “Seçmenleri” edilgen, alkışlayan unsur olarak görüp bir dahaki seçime kadar ilişki kurmaya çabalamamak, sistem partilerinin seçim yaklaşımıdır. HDP, Halkların Demokratik Kongresi’ne, insanların talepleri ve renkleriyle bir araya gelip sözleri ve eylemleriyle politikaya dahil olduğu bir bileşim hedefine yaslanan bir parti olarak, seçimlerden elde ettiği gücü örgütlemek, özyönetimlere kavuşturmak ve sokakta da buluşturabilmek durumunda. Seçim sonuçları, bu minvalde önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır; fakat bu sonuçların -özellikle de Avrupa’da- tamama ermesinin koşulu, bundan sonrasıdır. 211 bin oy, yüzde 20’lik oranla başarılı olunup olunamadığı sorusunu da, bir dahaki seçimde 400 binin yakalanıp yakalanamayacağı sorusunu da yanıtlayacak olan budur.


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ