
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir 2. Bölge 1. Sıra Milletvekili Adayı Müslüm Doğan, Alevilerin tekçi cumhuriyetle ilişkisinin hep “korkuya” dayalı olduğunu, hiçbir partiyi programından dolayı desteklemediklerini belirterek, CHP’yle kurulan bağın Alevi haklarında hiçbir ilerlemeye yol açmadığını kaydetti. CHP’nin Alevi politikasında bugün de değişim olmadığını, aksine geriye gidiş olduğunu söyleyen Doğan, şöyle devam etti: “Alevilerin temel talepleri var. Diyanet’in ve zorunlu din derslerinin kaldırılması, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınması gibi. CHP’nin ise ülkede yaşayan farklı kimliklere yönelik ortaya koyduğu ciddi bir şey yok. Aleviler artık kimseden, devletten de beklemiyor. Mücadeleyle meşru bir zemin yarattık, devlet kabul etsin, etmesin.”
Aleviliğin Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkışıyla zihinsel dönüşüm yaşadığına da dikkat çeken Doğan, “Alevilerle sosyalist anlamda ilk doğru ilişki PKK’yle kurulmuştur. PKK’nin ulaştığı düzey ve derinlik de bunu göstermektedir. Alevilerin de ‘Aleviler’ olarak ilk derinlikli fiziki teması, PKK’yle kurulmuştur” dedi.
Alevilerin siyaset tavrının 100 yılını konuştuğumuz Doğan’la söyleşimizin bugünkü bölümünde Aleviler ile cumhuriyetin/CHP’nin ilişki ve çelişkisi ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin Aleviler üzerindeki etkisini konu ettik.
Sürekli duyduğumuz bir şey var: Deniliyor ki, Aleviler laik cumhuriyet sayesinde nefes aldı, korundu. Fakat karşı çıkanlar da başka şeyler söylüyorlar. Önce bunu soralım. Cumhuriyetin fikri temelleri ile Alevilik/Aleviler arasında nasıl bir ilişki ve çelişki var?
Aslında olaya şöyle bakmak lazım: Biliyorsunuz, Emevi devlet anlayışından sonra Anadolu’da bir Nizamülmülk devlet modeli egemen oldu. Nizamülmülk’ün Siyasetname’de ortaya koyduğu devlet anlayışı, modeli, Osmanlı’nın da kabul ettiği bir sistemdi. Osmanlı düzeninde bu model doğrultusunda inşa edilen hem ekonomik hem siyasi devlet düzeni, Aleviler açısından büyük bir yıkım oldu. Buna büyük karşı duruşlar da gerçekleştirildi, isyanlar var biliyorsunuz, Alevi merkezli. Osmanlı’nın son dönemlerinde ise Jön Türkler’in geliştirdiği İttihat Terakki anlayışı ortaya çıktı. İttihat-Terakki anlayışı doğrultusunda şekillenen bu devlet modeli de cumhuriyete devredildi. Aslında cumhuriyet de, bu Osmanlı’yı kurtarma projesinin devamıdır. Cumhuriyet, Osmanlı’yı kurtarma projesidir.
Osmanlı’nın sömürgeci, feodal, dinsel yapıyı öne çıkaran devlet modeli, Aleviler tarafından kabul edilmeyen bir modeldi. Cumhuriyet modeli ise çok şey vaat etti. Aleviler de, laik ve demokratik bir cumhuriyet kurulursa sistem içinde yer edinebileceklerini düşündüler ama yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını daha sonra anladılar. Çünkü cumhuriyet, laik, demokratik bir cumhuriyetten çok dar ulusçu, dar inanca dayanan bir İttihat Terakki rejimi olarak ortaya çıktı. Bu anlamda Alevilerin cumhuriyetle nefes aldığı söylemleri de bir algı operasyonunun sonucudur.
Cumhuriyet sonrasında bir gerçeklik, hemen ortaya çıkıyor. Nasıl çıkıyor? 1924 yılında çıkarılan bir Köy Kanunu var. 442 sayılı bu kanunla birlikte her köye zorunlu cami, cumhuriyetin ilk projesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı biliyorsunuz, bir asimilasyon kurumudur; 1924 yılında çıkartılmıştır. O da cumhuriyetin ilk projelerinden biridir. Yine 1925 yılında Alevi dergahları kapatılıyor. Alevi-Bektaşi felsefesinin, inancının serçeşmesi olarak kabul edilen Hacı Bektaş-i Veli’nin türbesi, müzeye çevrildi. Bu cumhuriyet rejimi, aslında Osmanlı’nın devamı olduğunu maalesef hemen, daha 1925’lerin başında gösterdi. Bu durum Aleviler tarafından da hemen tespit edildi.
Peki o günlerde Kürt ve Türk Alevilerinin cumhuriyetle ilişkisini, cumhuriyete yaklaşımını ortak parametrelerle değerlendirebilir miyiz, yoksa farklı mıydı?
Elbette ortak parametreler var. Alevilik olarak düşündüğünüzde bir bileşke vektör bulmak mümkün ama Kürt ve Türk Alevilerinin bakışı oldukça farklıydı. Özellikle Koçgiri İsyanı mesela, İttihat ve Terakki rejimine karşı gelişen bir isyandır. Onunla birlikte gelişen başka küçük ayaklanmalar da var. Kürt Alevilerinin o dönemden bir duruşu vardır.
Ortak parametre ise şudur: Türk Alevileri de Kürt Alevileri de laiklik söylemine önem verir, “cumhuriyet” kavramına önem verir.
Bu dönemde Alevilerin cumhuriyetle ilişkisi nasıldı peki? Şöyle de sorulabilir: Cumhuriyet neden Alevilere saldırdı, onu buna yönelten Aleviler kaynaklı gerekçeler nelerdi?
Cumhuriyet fikriyatı zaten öncesinde de böyleydi. Şunu söylemek lazım: Cumhuriyet önce iyi düşünüyordu, sonra kötü düşünmeye başladı diye bir şey yok. Özsel bir şey var. Cumhuriyet, İttihat Terakki rejiminin devamıdır; Osmanlı’yı kurtarma projesinin devamıdır.
O dönemde Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı götüren Türk ulusal burjuvazisi, bu işi iyi bilen kadrolardır. Osmanlı devlet geleneğini de bilen insanlar bunlar. Gidip Alevi halk önderleriyle, inanç önderleriyle toplantılar yapıyorlar. “Size laikliği getireceğiz, artık size karışmayacağız, cumhuriyet Osmanlı gibi size yönelmeyecek, siz de kendi inançlarınızı yaşayacaksınız” gibi şeyler söylüyorlar. Bunlar tamamen bir egemenlik anlayışı öncesi ortaya konan vaatlerdi. Ama biliyorsunuz, 1923 29 Ekim’inde cumhuriyet, Kur’an’dan ayetler okunarak bir Cuma günü ilan edilmiştir. Yani egemen Sünni bir devlet anlayışı hemen kendini ortaya koymuştur. Cumhuriyet, egemen Sünni bir devlet anlayışını daha baştan ideolojik olarak merkeze alan bir cumhuriyettir. Tek ulusçudur. Tek inanççıdır. Farklı uluslardan ve milliyetlerden oluşan Anadolu ve Mezopotamya halklarını, diğer inançları görmez. Bir kimliğin egemenlik sistemidir cumhuriyet.
Ama Aleviler içinde önemli bir kesim,uzun bir tarihsel dönem boyunca bütün bu anlattıklarınıza rağmen tekçi anlayışa bir ölçüde destekçi oldu. Bunun motivasyonu nedir?
Cumhuriyetin resmi ideolojisi öyle ilginçtir ki, bir tür ruhi şekillenmeye neden olacak ideolojik bir bombardımana tutmuş bu ülkenin halklarını. Özellikle “Şeriat gelecek, biz onun için bu önlemleri alıyoruz”, “Bu ülke demokratik olacak ama bunun için önce sizin yanımızda yer almanız gerekiyor” gibi söylemlerle CHP, yıllarca insanlarımızı kandırdı. Biliyorsunuz Celal Bayar bir ara, “Bu sonbaharda komünizm gelir; aman bunu engellemek için bize oy verin” diyordu. Alevilerin CHP’ye oy vermesi de bunun gibi bir şey.
CHP’nin “şeriat korkusuna” dayanan söylemleri, Alevi kitleler üzerinde çok ciddi bir etki yarattı. Çünkü Osmanlı’nın şeriat düzeni, Aleviler için kabul edilemeyecek bir durumdu; çokça yıkıma neden olmuştu.
Yani Alevilerin bu kesimi, bir programa yandaş olduklarından değil, bir programa karşı olduklarından CHP’ye destek oldu, öyle mi?
Kesinlikle öyle. O korkuyla... Çünkü Osmanlı’nın Alevilere yönelik kurumsallaştırdığı bir sistemi vardır; Alevileri nefessiz bırakmaya yöneliktir. Alevilerin sadece direnerek ayakta kalabildikleri bir rejimdir.
Ama CHP, Alevilerden aldığı yoğun desteğe rağmen bugüne değin Alevilerle ilgili ciddi, tutarlı hiçbir program ortaya koymadı. Nasıl direnebildi? CHP içindeki Aleviler kimliklerini hep saklayıp gizledi mi, kimliklerine ilişkin politikalar için bir basınç oluşturmadılar mı?
Aslında CHP içinde politika yapan Alevi canlarımızın çok ciddi hataları, tarihsel yanılgıları var. Yanılgılarının yanında tarihsel sorumlulukları da var. “Yanılgı” sözcüğünü de aslında nezaketen kullanıyorum, büyük bir sorumluluk bu. Çünkü Alevi toplumunun sorunlarını hiçbir zaman dile getiremediler, hiçbir biçimde projeye dönüştüremediler. CHP de buna izin vermedi zaten, çünkü resmi ideolojinin partisidir. Alevi inkarı da devletin varoluş nedenlerinden birisidir. CHP, bir siyasi parti olmaktan çok devlet partisidir. Cumhuriyetin varoluşuyla kendini aynı eksene oturtur.
CHP’deki Alevi canların bulundukları yerde Aleviler açısından bir şeyler yapabilmesini elbette temenni ederdik, ama maalesef yapamazlar. Resmi ideoloji onlara o izni vermez.
Onlar da bu ‘izinsizliğe’ karşı çıkan bir kimlik refleksi, Alevi refleksi göstermiyorlar yani...
Tabii, göstermiyorlar, gösteremiyorlar.
Peki bugün CHP’nin Alevi politikasında bir değişim görüyor musunuz?
Hayır, hiçbir değişiklik yok; varsa da geriye gidiş yönünde var. CHP’nin seçim öncesi yayınladığı 11 maddelik bir şey var, buna da Sezgin Tanrıkulu dışında imza attırdıkları 3 Alevi can var. Biri Veli Ağbaba, biri Fevzi Gümüş ve bir arkadaş daha. Orada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmaması isteniyor. Deniliyor ki, “Diyanet bütçesinden tüm inançlar eşit yararlanmalı.” Yani devletin din ile bağlarının koparılmasını isteyemiyor. CHP bu kadar geri bir noktadadır. Zorunlu din derslerinin de kaldırılmasını istemiyor.
CHP gerçekten ciddi sorunlar yaşıyor. Ülkedeki farklı kimliklere yönelik ortaya koyduğu ciddi bir şey yok. Özellikle Aleviler anlamında ise geriye düştü. Bakın, Alevilerin temel talepleri var. Mesela, Diyanet İşleri Başkanlığı bizim bakımımızdan kabul edilemez bir kurumdur. Çünkü sadece Aleviler için de değil tüm inançlar için bir asimilasyon aracıdır. İslam’ın özgün yapısının yaşam bulmasını da engellemektedir. Mesela hutbeler, merkezi düzenlenmektedir. Her mahallenin camisinin, imamının, kendi mahallesindeki sorunları dillendirecek, çözümler üretecek hutbeler oluşturması gerekirken, merkezi, devlet hutbeleri hazırlanıyor.
Bir diğer yön: Zorunlu din dersleri. Partimiz, zorunlu din derslerinin seçmeli hale gelmesini istiyor. İsteyen alabilir ama istemeyen de almasın diyoruz.
Cemevlerinin ibadethane statüsüne alınması konusunda... Aleviler artık devletten de beklemiyor. Meşru bir zemin yarattık. Devlet kabul etsin, etmesin...
Nasıl yaratıldı o meşru zemin?
Mücadeleyle, direngenlikle. Gerçekten 1993’ten sonra çok önemli kazanımlar elde ettik. 93’te özellikle Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin ulaştığı düzey, Alevilerle olan ilişkisi, Alevileri mücadele içinde önemli bir vektör olarak görmesi, Alevilerle kurduğu doğru ve doğal ilişki nedeniyle Aleviler de bu mücadele eksenine oturdu. İnanç mücadelelerini de böylece verdiler. Yani artık diyoruz ki, devlet ister kabul etsin, ister etmesin, ibadethanelerimiz cemevleridir.
Peki bu siyasetteki kimliksel varoluşu ne zamana dayandırabiliriz? Ne zamandan beri Aleviler, “Biz Alevi’yiz, kendimize dair taleplerimiz var, bu kimliksel varoluşla siyaset yapacağız” demeye başladı?
Aslında somut olarak yaşadığımız son süreçtir. Geçmişte mücadelesi verildi elbette, canlarımızın, yoldaşlarımızın emeklerine sağlık. Bugünse ilk defa, bir siyaset kurumunda Aleviler, kendi özgünlükleriyle, siyaset belgeleriyle, talepleriyle varlar. HDP içinde biz gerçekten varız. Biz HDP’de Alevi özgünlüğü içinde mücadele edeceğiz, bir bileşeniyiz, vektörüyüz. Bu yaklaşım, ilk defa bu dönemde oluyor.
Daha önce özerk bir siyasal kimlik olarak Alevilik bu kadar etkili değil miydi?
Değildi. Tabii ki mücadeleyi diyalektik evrimle değerlendirmeliyiz. Uzun bir mücadele dönemi var. Ama somut olarak ifade edilebilecek bir durum, ilk kez bu dönemde oluyor.
Peki, CHP’si ve diğerleriyle sistemin Alevilerin siyasette kimlikleriyle görünür olmamasına ilişkin veballeri zaten malum ama “Bu konuda bizim de hatalarımız var” diyebilir misiniz?
Elbette. Bizim inanç önderlerimizin veya siyasette yer kaplayan canlarımızın çok önemli hatalara düştüklerini düşünüyorum. Bir irade eksikliğinden, özgüven eksikliğinden bahsedebiliriz. Eğer bu irade ve özgüven eksikliği de giderilmiş olsaydı, siyaset kurumları zorlansaydı, çok daha önce ciddi kazanımlar söz konusu olabilirdi.
Marifet Kapısı Rojava’da!
Kürt Özgürlük Hareketi’nin de Alevilik bağlamlı ayrıca tartışılması gerekiyor elbette. Hareketin öncülüğünü yapan çok sayıda Alevi var; hareketin kendisinin Alevilerle organik bağı hep daim oldu; Aleviler de PKK’nin her zaman en büyük destekçilerinden oldu. PKK’nin çıkışı Alevilerin zihinsel dönüşümü açısından da bir şeyler ifade ediyor mu? Bu çıkış, Alevilere nasıl yansıdı?
Çok önemli bir yansıması var. Kürt Özgürlük Hareketi, Alevilerin içinden çıkan bir harekettir. Coğrafi olarak da, toplumsal olarak da böyledir. Daha kuruluş döneminde mesela, Ankara Tuzluçayır deneyimi vardır. Türkmen veya Kürt Alevilerinin yerleşkesidir orası. Alevilerle sol sosyalist anlamda ilk doğru ilişki PKK’yle kurulmuştur. PKK, Alevilerle doğru bir ilişki kurmuştur. Ulaştığı düzey de bunu göstermektedir. Bu derinlik, bunu göstermektedir. Alevilerin de “Aleviler” olarak ilk derinlikli fiziki teması, PKK’yle kurulmuştur.
Şöyle bir şey koymak lazım: Bu durum, verilen büyük bir emeğin karşılığı olarak ortaya çıkıyor. 12 Eylül öncesindeki siyasal durum, seçilen mücadele biçimi, tam da Alevileri merkeze koymayı gerektirebilir. Bu doğal bir durum. Her şey doğalında ilerliyor. PKK’yle Aleviler arasındaki ilişki de doğal bir ilişkidir. Olması gereken bir ilişkidir, öyle bakmak lazım.
Şimdi artık, Kürt Özgürlük Hareketi’ni konuşurken değinmeden geçilemeyecek bir gerçeklik daha var: Rojava Devrimi. Rojava’daki devrimin muhtevasına, siyaset yapma biçimine bir Alevi olarak baktığınızda ne görüyorsunuz?
Aslında Rojava Devrimi, Aleviler açısından da yeni bir sürecin başlangıcıdır. Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle buluşma açısından da yeni bir noktadır. Geçmişteki buluşması, ilk buluştuğu nokta belki bu kadar anlamlı değildi. Rojava Devrimi, Kobanê Direnişi ve orada kurulan sistem, Aleviler için çok önemli bir deneyimdir. Biliyorsunuz Alevi hareketi de zaten büyük bir destek verdi.
Aleviler için orada kurulan sistem, son derece önemli. Çünkü bizim, Alevi öğretimizde bir marifet makamı, kapısı ve sırr-ı hakikate yani ideal insana ulaşma çabası ve kaygısı vardır ve orada aslında bir özyönetim sistemi tasarlanır. Marifet, özyönetim sistemi içinden çıkan bir duruşun sonucudur. Konfederal, toplumsal, komünal bir yaşam, Alevilerin iç öğretisinde vardır. Bizde bir Batınî bakış vardır. Batınî ve Zahir’in buluştuğu nokta, bizim manyetik noktamızdır ki bu, komünal bir rejime tekabül eder.
Rojava’daki sistem, Alevi dünyasının, inancının, felsefesinin de tam olarak istediği bir sistemdir. Bu anlamda da bir buluşma gerçekleşti. Özellikle DAİŞ çetelerinin Êzîdîlere ve oradaki Türkmen Alevilere yönelişi ve hareketin bir karşı duruşla katliamı engellemesi, çok büyük bir sempati ortaya çıkardı bizler açısından.
İşaret etmek istediğim esas husus yine, bu buluşmanın doğal bir zeminde gerçekleşmesidir. Kürt Özgürlük Hareketi hiçbir zaman Alevilerle buluşmak için zorlama işler yapmadı. Alevilerle buluşması, geçmişte olduğu gibi bugün de doğal bir seyirde, organik olarak gelişiyor. Doğal olmayan hiçbir ilişkinin, buluşmanın da bir anlamı yoktur. Bu yüzden Aleviler, bu dönemde de Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkilerinde tarihsel pozisyonlarını ortaya koymuş oldular. Ama bu tarihsel belirlemede Rojava Devrimide çok etkili oldu.
Yani Alevilerin Kürt Özgürlük Hareketi’yle ilişkisi CHP ile ilişkide olduğu gibi bir korkudan değil, kendi değerleriyle örtüşen siyasal varoluştan kaynaklanıyor...
Kesinlikle öyle. Doğal zeminde ve olması gereken zeminde buluşma gerçekleşmiştir.
YARIN:
* AKP iktidarı ve Aleviler
* Gezi Direnişi ne anlattı?
* HDP’de Aleviler hangi statüde?
* HDP toplumsal yarılmaya ilaç olabilecek mi?
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ