Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir-Urla’da seçim bürosu açamadı. Görünüşe göre MHP’li olan sivil faşistlerin saldırıları bunu engelledi. Gerçekten engelleyenler MHP’li mi? Aslında bu da tam net değil. İçlerinde MHP’lilerin olduğu kesin. Fakat MHP kılığına girmiş provokasyon güçlerinin bunu yaptığı da tartışmasız. Yani barış istemeyen savaş lobisi bunu yapıyor.

Neden HDP’nin seçim çalışmalarının engellenmek istendiği de anlaşılır bir durum. Çünkü Türkiye’de barışı gerçekten isteyen tek ve en tutarlı güç HDP. Çünkü ülkemize gerçek demokrasiyi getirebilecek olan tek güç HDP. Çünkü başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunları barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözebilecek tek güç HDP.
Dahası içinde bulunduğumuz süreçte hızla gelişmekte olan tek güç de HDP. Çünkü AKP-Fethullahçı çatışması ülkemizde demokrasi hareketinin gelişmesi için oldukça elverişli bir ortam yarattı. Bu çatışmadan CHP ve MHP’nin kazançlı çıkmasını umut ve hesap edenler, bunun gerçekleşmediğini görünce şimdi kazanç sağlayan HDP’ye saldırıyorlar.  Bu nedenle söz konusu saldırılardan HDP’nin asla yılmaması gerekiyor. Çünkü HDP gelişip güçlendiği için bu tür saldırılara maruz kalıyor. Çünkü barış ve demokrasi istemeyenler söz konusu saldırıları yapıyorlar. Şoven-milliyetçi ve faşist güçlerin bu tür saldırılarına maruz kalması HDP’nin doğru yolda olduğunu gösteriyor.
Aslında söz konusu saldırılara maruz kalanlar sadece HDP’liler de olmuyor. Dikkat edilirse Roboskî Köylüleri de bu tür saldırılarla karşılaşıyorlar. Hatta otuz yıldır koruculuk yaparak neredeyse devleti ayakta tutmuş olan Gerdi aşiretine mensup köyler bile benzer saldırılara uğruyorlar. Sokaklarda yolsuzluğu ve hırsızlığı protesto eden herkes bu tür saldırılardan fazlasıyla pay alıyor. Kürt halkı, gençleri ve kadınları her gün faşist polis terörüne uğruyor.
Son günlerde Uludere’den Şemdinli’ye kadar tüm sınır boyunda askeri hareketliliğin arttığı haberleri basın bültenlerine yansıyor. Hatta sınır üzerinde çatışmaların yaşandığı haberleri geliyor. Neredeyse her gün Kürt yurtseverleri tutuklanıyor. Dahası Kürt illerinde siyasal davalar bile görülemiyor. En son Lice davası da İzmir mahkemesine nakledildi. Açıkça adı konmayan bir sömürge yönetimi uygulanıyor.
Urla saldırısı gibi değişik yerlerde HDP’nin maruz kaldığı saldırı ve engellemeler de bunlardan kopuk değil. Türkiye toplumu ve Kürt halkının maruz kaldığı baskı ve terörün bir parçası da halkların çıkarlarını savunan HDP üzerinde uygulanıyor. Kısaca açık ve anlaşılır bir durumdur. Tüm halk gibi, halkların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını isteyen HDP de saldırılara maruz kalıyor. Bu da HDP’nin asla yılmamasını ve bu tür saldırılara karşı kararlılıkla direnmesini gerektiriyor.
Aslında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 2013 Newroz çağrısıyla gelişen barış ve demokratik çözüm süreci büyük bir umut yaratmıştı. Sadece Kürtlerde değil, tüm Türkiye toplumunda ve dış demokratik kamu oyunda ciddi bir umut oluşmuştu. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve başta Kürt sorunu olmak üzere tüm temel sorunların çözümleneceği yönünde önemli bir beklenti oluşmuştu. Bu konuda PKK Lideri’nin barışçı ve çözümleyici karakteri iyice açığa çıkmıştı.
Fakat içinde HDP’ye yönelik saldırıların da olduğu faşist baskı ve saldırıların giderek artması barış ve demokratik çözüm yönünde oluşan bu umut ve beklentilerin iyice azalmasına yol açtı. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik çözüm sürecinin sonuçsuz kalması ihtimali iyice arttı. Halbuki bu süreç ülkemizin barışa ve demokrasiye ulaşması için en büyük şanstı.
Gelişmeler şu gerçeği bize çok açık bir biçimde gösterdi: Ülkemizin barışa ve demokrasiye ulaşmasının tek yolu PKK Lideri’nin geliştirdiği demokratik çözüm sürecidir. Türk-Kürt çatışmasını sona erdirecek ve ülkemize barış getirecek tek kişi PKK Lideri’dir. Bu gerçeğin artık herkesçe çok iyi görülmesi gerekiyor. Dolayısıyla barış ve çözüm imkanlarının heder edilmemesi gerekiyor.
Nitekim BDP sözcüleri de 27 Şubat günü yaptıkları açıklamada bu gerçeğe bir kez daha çok açık bir biçimde dikkat çektiler. Başta AKP olmak üzere herkesi bu konuda netçe uyardılar. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barışçı ve çözümleyici karakterine yeniden vurgu yaptılar. Herkesi PKK Lideri’nin barış ve çözüm önerileri üzerinde ciddiyetle durmaya çağırdılar.
Kuşkusuz bu uyarı ve çağrı çok önemlidir. Bunu yapanlar İmralı’ya giderek PKK Lideri ile on beş kez görüşen, dolayısıyla PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın görüş ve önerilerini çok iyi bilen kişilerdir. Elbette barış ve çözümden yana olan herkesin bu uyarı ve çağrıyı dikkate alması gerekir. Türk-Kürt çatışmasını sona erdirecek tek umudun söndürülmemesi gerekir.
Fakat ne yazık ki toplumda böyle bir duyarlılık yeterince görülmemektedir. Neredeyse herkes AKP’nin ne yapacağına bakmaktadır. Yeterince sorumluluk duymayan ve kendinde güç görmeyen bir duruş söz konusudur. Kendine aydın ve demokrat diyen bazı güçlerin bu tarz duruşlarını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir.
Barış ve demokratik çözümü savunması gereken güçler böyle pasif ve parçalı oldukları içindir ki, Türk-Kürt çatışmasından beslenen savaş lobileri harekete geçebilmekte ve de etkili olabilmektedir. Bir yandan sınır boyunda askeri hareketlilik geliştirilir ve çatışmalar yaratılırken, yine başta HDP olmak üzere demokratik güçler üzerinde baskı ve terör artırılırken, diğer yandan da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın barış ve çözüm projesine yönelik saldırılar geliştirilmektedir.
Bu tür saldırıların eş zamanlı olması elbette tesadüf değildir. Fethullahçıların PKK Lideri ve Kürt direnişine karşıt tutumları ve çabaları bilinmektedir. Buna Doğu Perinçek gurubunun eklendiği de görülmektedir. Bir de KDP yandaşı bazı çevrelerin saldırılarını artırdıkları gözlenmektedir. Bunların ortak yanı, basit ve çirkef yöntemlerle PKK Lideri’ne saldırmalarıdır. Böyle yaparak, yani barışın ve demokratik çözümün sahibine saldırarak yeni bir çatışma sürecini geliştirmek istemektedirler. Savaş lobisinin daha çok kan dökmeye hazırlandığı anlaşılmaktadır.
Tabi başta HDP ve BDP olmak üzere tüm demokratik kesimlerin buna karşı ciddi bir duruşunun olduğu da gözükmektedir. Uluslar arası komployu protesto eden Kürtler ve yolsuzlukları protesto eden demokratik çevreler bunun açık örneğidir. Şimdi de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutlayan kadınlar böyle bir demokratik duruşun sahibi olmaktadır.
8 Mart kutlamalarında Kürt kadınlarının öncü konumunda oldukları da açıkça görülmektedir. Kürt kadınları 8 Mart kutlamalarını PKK Lideri’ne özgürlük isteyen kampanya ile birleştirmektedir. Bu temelde barışa ve kardeşliğe daha güçlü sahip çıkmaktadır. Bu da halklarımızın barış ve çözüm umutlarını canlı tutmaktadır.
Bu temelde kadın özgürlüğünü ülkemizin barış ve demokratik çözümüyle birleştiren tüm kadınları selamlıyor, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun diyoruz!