20. yüzyıla damgasını vuran ulus-devletin 21. yüzyılda da devam etme ısrarı, toplumsal gelişmeyi engellemekte. Demokrasiye duyarlı devlet gerçeği henüz somutluk kazanmasa bile toplumsal mücadelenin açığa çıkardığı önemli bir potansiyel ve devletin kendi içinde dönüşüm ihtiyacını hissetmesi, söz konusu yapının sürdürülemez olması yüzündendir.
Devlet ve iktidarın karakteri nedeniyle, kendini hep ileri bir aşamaya taşıması gerektiğini uygarlık tarihinden biliyoruz. Devlet ve iktidar, olgunlaşıp toplum üzerinde güç haline geldiği oranda varlığını sürdürebilir. Hacim ve kapsamda kendini büyütmeyen iktidar ve devlet gerilemeyi yaşayacaktır. Bunun farkında olarak toplumun tüm kılcal damarlarına nüfuz etmeye çalışır.
Türkiye’nin devlet ve iktidar gerçeğinde son 13 yılın bu gerçekler ışığında değerlendirilmesi yapıldığında sonuçlarının çok çarpıcı olduğu görülecektir. Hükümet olup hükmedemeyen 2002-2007 yıllarından geriye kalan sadece silik darbe planlarıyla kalmıştır. Devletin içinde iktidarın kurumlaşma sürecini 2007-2013 arasında tamamlayan AKP gerçeği, devlette revizyon ve restorasyonlar yaparak 2023 hedefini deklare etmişti.
Aslında ikinci planda bırakılan fakat Türkiye’nin çok acil ihtiyaç duyduğu toplumsal barışını 2015 Newrozu ile bir kez daha hatırladık. Devlet ve iktidar gücü kendi hegemonyasını tesis etmeyle meşgul olurken, Türkiye demokrasi güçleri 21. yüzyılın özgürlük değerlerine öncülük eden bu yolda büyük bedeller veren Kürtlerle ittifakı sayesinde demokrasi mücadelesini yeni bir aşamaya taşımış bulunuyorlar.
Çatışmalı ve birbirlerini yok etmeye dayalı dönemi kapatarak demokratik mücadelenin araç, yöntem ve taktiklerini de içeren yeni dönemin terminolojisini oluşturmak için çoktan kolları sıvamış durumdalar. Paradigmal değişimi mayalayarak toplumsal karşılığının oluşmasını sağlayan PKK önderliği, Newroz mesajıyla bölgeye yönelik emperyal emellerin önüne geçmede stratejik ve taktik yaratıcılığı bağlamında demokratik mücadeleye ivme kazandırdı, kazandırıyor.
21 Mart’tan 7 Haziran’a 80 günlük mücadelenin belirleyici unsurlarını da en güçlü şekilde mevzilendirdi. Devlet ve iktidarın hegemonya mücadelesi Türkiye ve Kürdistan’daki tüm toplumsal kesimleri birleştirerek enerji ve birikimlerini ortak mücadele platformlarına akıtmayı zorunlu ihtiyaç haline getirmiştir. Farklılığı zenginlik, özgünlüğü özgürlük gerekçesi gören bu kültürel çoğulcu demokrasi zemininde 80 günlük mücadele sürecinde revizyon ve restorasyonu bile artık toplumsal özgürlük vizyonuna kanalize eden paradigmasal ilham kaynağımız bulunmaktadır.
Haziran 2015 seçimlerinde HDP’yi desteklemek, devrimci, demokratik ve insani bir görev haline gelmiş bulunuyor. AKP ve onun hegemonyasının, Türkiye’yi sürüklediği tehlikeli gidişata karşı durma iradesi ve gücünün sadece HDP’de olduğu artık herkesçe kabul ediliyor. Barajı geçerek, irice bir grupla mecliste yer alan bir HDP’nin, oylarını koruyan -ki oyları düşüyor- AKP’yi iktidardan edebileceği ve esasen Erdoğan’ın gördüğü başkanlık hayallerini tuzla-buz edeceği görülüyor. O nedenle, AKP tehlikeli oyunlara başvuruyor ama onlar da Diyadin’de olduğu gibi püskürtülüyor. AKP’den kurtulmak ve halkların kendi geleceğini kurmaya başlamak için oylar HDP’ye!..