Tayyip Erdoğan'ın tekçiliği, Türkçülüğü ve sahte müslümanlığı, dengesiz hareketleri ile herkes için tehlikeli. Erdoğan, askerler, Türk medyası, MHP ve CHP Kürt karşıtlığında ortaklaşmış. Bu ortaklık çok tehlikeli sonuçlar doğurmaya gebe. Çünkü HDP'lilerin meclisten atılma sürecinin başlatılmasının tarihsel arkaplanı var. Evet, Tayyip Erdoğan ile somutlaşan Türk devletinin Kürt düşmanı politikaları 2015'ten sonra farklı bir aşamaya tırmandı.
Kentler bombalanıyor, yüzlerce insan katledildi. İnsanlar kendi topraklarından sürülüyor. Kürtlerin tarihlerine ve kültürlerine ait herşey yakılıp yıkılıyor. Siyasi, kültürel ve fiziki soykırım yaşatılıyor. Ama 20 Mayıs 2016'da Meclis'te HDP'ye yapılan Saray Darbesi farklı bir aşamaya tekabül ediyor.
Türk devleti bir bütünen Kürtlere karşı "çöktürme planını" harekete geçirdi, ama Kürtler kentlerde ve dağlarda direndi. Siyasi alan da baş eğmedi. Askeri direniş siyasi alanı kuvvetlendirince bu kez siyasi alanı tasfiye ederek, askeri sahadaki saldırılarını da toplumun her alanına yayma politikasına geçiş yaptı. Bu bir devlet kararıdır. İttihat ve Terakki'nin 1915'lerde Ermenilere yönelik aldığı ve 2 milyona yakın Ermeni'nin katledildiği soykırım süreci neyse şu anda Kürtlere yönelik politikalar da aynen odur.
Ki Ermeni Soykırım'ının başlatıldığı 24 Nisan 1915 tarihi de aynen böyledir. 24 Nisan'da Dahiliye Nasırı Mehmet Talat, "Ermeni Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması ve her türlü belgelerine el konulması yönündü 24 Nisan 1915 Kararlarını alır."
24 Nisan 1915 genelge ile İstanbul'da 235 Ermeni Komite Mensubu tutuklanarak İç Anadolu'ya gönderilir. Sayı 290 civarındadır. Daha sonra tutuklanan Ermeni siyasetçi sayısı 2 bin 500'e yaklaşır. Aralarında Ermeni milletvekilleri, tanınmış yazar, şair, din adamları, işverenler de vardır... Bütün bu Ermeniler bir şekilde katledilir.
Yani aynen Tayyip Erdoğan'ın sarayından HDP'li milletvekillerinin Meclis'ten atılmasını istemesi, bütün Kürt kurumları üzerinde baskıların artırılmasını istediği gibi.
Evet, o dönemde de Osmanlı Millet Meclis'inde Ermenilerin temsilcileri vardı. Ve hatta bu Ermeni mebuslar Mehmet Talat ile yakın ilişki içindeydiler. İstanbul'da Ermeni eşraf vardı. Kürdistan ve Anadolu'da Ermeniler o toprakların en iyi zanaatçıları, esnaflarıydılar. Herşey normaldi. Ama sonra tehcir edildiler, çeteler binlerce, on binlerce, yüz binlerce Ermeni'yi çoluk, çocuk, yaşlı genç demeden yollarda, köylerde katlettiler. Kenan illerine Suriye çöllerine sürüldüler. Milyonlara varan Ermeni yok edilmişti. Ermenilerden kalan izler silinmiş, bir halk ana topraklarından sürülmüştü.
Demem o ki 24 Nisan 1915'te Ermeni Soykırımının başlangıç tarihinin anlamı ne ise 20 Mayıs 2016'da HDP'lilerin meclisten atılması için yapılan darbe de o anlamdadır. AKP, MHP, CHP, askeri, medyası, istihbaratı, çetesi ile Türk devleti Kürt soykırımını da aynen 1915'lerde Ermenilere nasıl yaptıysa bugünün koşullarına o politikaları uyarlayarak Kürtlere yönelmektedir. Türk devletinin temel yapısal planı budur. Bu politikanın birebir sözcüsü Tayyip Erdoğan'dır, tetikçileri TSK, polis ve diğer paramiliter faşist çetelerdir. Bu politikanın siyasi destekçileri CHP, MHP ve diğer suskun kalan siyasi partilerdir. Türk medyası bu soykırım politikasının göz perdeleme aracıdır. Uluslararası güçlerden Almanya Türk devletine Kürt soykırımı politikalarına destek veren ülkelerin başındadır. İngiltere ve NATO üyeleri de sessiz kalarak bu politikayı derinleştirmektedirler.
Ama Türk devleti ve özellikle Tayyip Erdoğan bir konuda çok temel olarak yanılmaktadır. Çünkü Kürtlerin PKK gibi yarım yüzyıldır kesintisiz mücadele eden bir örgütü var. Bu örgüt soykırım kıskacındaki Kürtlerin özgürlük mücadelesini vermek üzere kurulmuştu ve bütün askeri-siyas-toplumsal gücünü de buna seferber etmiş durumdadır. Yani Kürtler 1915'lerdeki gibi savunmasız değiller. Türk devletinin bu soykırım politikası Türk devletinin nihai çöküşüne zemin hazırlayacak bir direniş ile de karşılaşabilir. Bunun da iyi görülmesi gerekmektedir.