Mehmet YÜKSEL

YSK’nin 31 Mart 2019 olarak netleştirip resmileştirdiği yerel yönetim seçimlerine beş aylık bir süre kaldı. Herkesin kendi cephesinden büyük anlamlar yüklediği yerel yönetim seçimleri, Kürtler açısından belediye gasplarının ardından ve topyekûn savaş koşullarında tam bir hesaplaşma günü olacak. Zaten devlet de özellikle Kürdistan açısından ne kadar stratejik yaklaştığını her defasında dile getirdi. Pratiğiyle de bunu fazlasıyla gösterdi.

Çatlamış gibi gözükse de Kürdistan’daki belediyeler için süren faşist ittifak, devletin tüm organlarıyla çalışıyor olması, valilerin değiştirilmesi, muhtarların bile görevden alınması, sürekli bir hal alan siyasi soykırım operasyonları bu temelde yapılan hazırlıklar oluyor. Devletin işin ciddiyetinde olarak, yerel yönetim seçimlerine Çöktürme Planı ve soykırımı başarıya ulaştırma kapsamında baktığı çok açık.

Buna karşı Kürtler de HDP ile bu seçime girerek soykırımcı rejimle sonu zafere giden bir hesaplaşmayı yaşamak istiyor. Zaten HDP de bununla örtüşen açıklamalarını kamuoyuyla paylaştı. Öyle anlaşılıyor ki her iki taraf da süren topyekûn savaş-mücadele denkleminde bu seçimlerin öneminin ve anlamının bilincinde. Kürtler ve demokrasi güçlerinin lehine sonuçlanacak bir seçim soykırımcı rejimin tüm politikalarının boşa düştüğünün ifadesi, direnenlerin de büyük zaferinin bir göstergesi olacak. Zaten Devlet Bahçeli de bunu yeterli açıklıkta dile getirdi. Bu bakımdan demokrasi güçlerinin seçimlere büyük zaferi kazanacak düzeyde hazırlanması çok büyük önem taşıyor.

Mücadelenin, onun günceldeki hallerinden biri olan seçimlerin bir tarafı tüm demokrasi güçleri olsa da nihayetinde parti olarak seçime girecek olan HDP’dir. O nedenle HDP’nin parti olarak performansı her zamankinden daha fazla bu seçimlerde belirleyici olacak. Farklı bir formatta olsa da veya olması gerekse de HDP de bir siyasi partidir ve bu parti de ülkeyi yönetme iddiasındadır. Seçimlere de zaten bunun için girmektedir. Diğer partilerdeki iktidar olma hırsından daha büyük bir başarı hırsına, diğer partilerin çabasından daha fazla çabaya, maruz kaldıkları nedeniyle sahip olmak durumundadır. Bu yönüyle tüm partiler içinde en fazla da azim, coşku, heyecan, çaba… HDP’de olmalıdır. Bu düzeyin altındaki bir duruşun HDP’yi hedeflerine ulaştırması mümkün olamaz.

Bugüne kadarki tüm seçimlere HDP ve öncel partileri Kürtlerin ve demokratik güçlerin örgütlü gücüne dayanarak girdi. Siyasi partinin dışında güçlü bir toplumsal örgütlülük olduğundan ve bu örgütlü güç seçim çalışmasının da öncülüğünü yaptığından siyasi partinin çabasını ve gücünü aşan bir düzey açığa çıkmaktaydı. Ancak Çöktürme Planı gereği siyasi parti de dahil toplumun tüm örgütlü gücüne yönelik yapılan soykırım saldırıları, önümüzdeki yerel yönetim seçimlerine HDP’nin her zamanki gibi yaklaşmamasını zorunlu kılmaktadır. Soykırımcı rejim “Ne kadar çok devlet o kadar az toplum, ne kadar çok toplum o kadar az devlet" önermesi çerçevesinde toplumun örgütlü gücüne saldırmaktadır. O halde devrimciler, demokratlar ve yurtseverler açısından en öncelikli iş, toplumu örgütlü halde tutmak ve toplumsal örgütlülüğü büyütmektir. Tam da bu noktada yükün fazlası HDP’ye düşmektedir.

HDP, soykırım saldırıları nedeniyle diğer toplumsal örgütlülüklerde ortaya çıkan boşluğu, hemen doldurmalıdır. Bu kadar saldırı yapılmamış ve toplumun örgütlü gücünde herhangi bir zayıflama olmamış gibi davranamaz. HDP kendisini de eskisi gibi ele alamaz. Kongreler rejimi çerçevesinde kendisi de dahil tüm bileşenlerin yaptığı iş ve rol paylaşımı, mevcut durumda söz konusu değildir. Zira kendi rol ve misyonu temelinde hareket edebilen, hareket eden bir bileşen ortada yoktur. Toplumu örgütlemekten sorumlu olan yapılar, saldırılar ve daha başka nedenlerden dolayı bu görevlerini yeterince yapamadı. Bu da mevcut durumda toplumu önemli ölçüde örgütsüz bırakmış durumdadır. Soykırımcı rejimin toplumkırım politikalarının bu kadar yoğun gerçekleştirildiği bir ortamda, ne sebeple olursa olsun toplumun örgütsüz bırakılması, en ciddi tehlikedir. Meşhur somut koşulların somut tahlili gereklidir.

Mevcut durumun analizinin en güçlü bir şekilde yapılarak, bundan görevler çıkarmanın en fazla ihtiyaç olduğu bir dönemdeyiz. Böyle yaklaşılmadığı taktirde hem çok dogmatik, tutucu yaklaşılmış hem de yapılması gerekenler açık olduğu halde görev ve sorumluluktan kaçılmış olur. Bunun da başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerine çok büyük kaybettireceği açıktır. Bu nedenle HDP’nin gerekli esnekliği göstererek, inisiyatif alması, toplumsal örgütlülükte öncü düzeyde rol üstlenmesi gereklidir. Sorumluluktan kaçan, kendine rol ve misyon biçmeyen, yapılması gereken hayati işleri kendi işi olarak görmeyen, başkasından bekleyen duruşlar böylesi hayati süreçlerde çok büyük kaybettirir. Soykırımcı faşist rejimin saldırıları, ancak ondan daha büyük bir azim, kararlılık, istek ve irade ile karşılanırsa boşa çıkarılabilir.