HDP’nin seçim bildirgesini ekolojik açıdan inceleyebildik. Şüphesiz BDP ve HDP içinde bulunan diğeri siyasi geleneklerin bugüne kadar seçimler için hazırladığı en “ekolojik” seçim bildirgesidir. Toplumda gelişen ekolojik bilinç ve sosyal mücadelelerle doğrudan alakalı olduğu ortada ki böyle olması da gerekir. Yine karşılaştırmada HDP diğer büyük ve küçük siyasi partilere göre daha kapsamlı ve kavrayıcı bir bakış açısıyla siyasi konulara ekolojik açıdan yaklaşabildi. Fakat yine de bazı eksiklikler söz konusu. Sağlıklı bir yaklaşım için bazı hususları sıralamak yararlı olabilir.
Seçim bildirgesinin başında yeni anayasa için “hayvan hakkı” talep ediliyor. Bu belirleme iyi ama doğa hakkı olarak ifade edilmesi daha kapsayıcı. Bu konuda Latin Amerika’nın bazı sol anayasaları örnek alınabilir. Böyle bir hakkın nasıl hayat bulacağı ise daha büyük soru. Belki bunun için her ilde doğa hakkını savunacak bir yeni kamu kurumun görevlendirilmesi gerekir. Bu kurumun mümkün oldukça bağımsız olmasının yanında, her yatırım projesi ve üretimde bir “ekolojik savcılık” gibi hareket edebilmeli.
Bildirgede çok önemli eksik bir nokta daha var: Madde ve enerji tüketimini ciddi olarak düşürmek amaçlı üretim, tüketim, mobilite (hareketlik), konuklanma vs. modellerin değişmesi önkoşul. Bu düşüşü sağlayamazsak küremizi doğal dengesiyle yıkımdan kurtaramayız. Bu amaçlı yasalar ve teşvikler kadar kapsamlı eğitim faaliyetleri de şart ki kapitalist ekonomi ve siyasi sistem köklü değişebilsin. Bu önemli konunun sadece HDP parti programında yer alması yetersiz, hemen harekete geçmek lazım. TC’nin son 25 yılda göreceli olarak sera gazını en çok arttıran devlet olduğunu unutmayalım.
Bununla bağlantılı olarak; bildirgede kapitalizm eleştiriliyor ama büyümenin ve kalkınmanın kriterleri de değiştirilmeli. Buna ekosistemlerin sağlıklı ayakta kalması ve restore edilmesi, sağlık ve eğitime erişim, mutluluk gibi kriterler de eklenmeli.
Ucuz emek işgücüne dönüşmüş olan topraksız köylülerin ya da yerlerinden edilmiş yurttaşlarımızın kendi topraklarında yaşamlarını idame ettirebilmelerinin, hazine arazilerinin, eski mayınlanmış arazilerin tarımsal üretime açılması için hukuki temel oluşturulacağı belirtiliyor. Bu olumlu şüphesiz ama verilecek hazine arazisinin ekolojik değeri yüksek olmamalı. (Milli park, önemli biolojik alan, akarsu yatağı vs.)
Bildirgede kendine yeterlilik ve geçimlilikten söz ediliyor. Ancak organik tarımın da aktif desteklenmesi gerekiyor. Buna hiç değinilmemiş. Yine bu kapsamda kentlerde, avlularda ve açık küçük alanlarda sebze ve meyve üretimini yapmak isteyenler desteklenmeli. Bu geçimlilik tarıma küçük ama önemli bir destektir.
Şöyle bir paragrafın zayıf kalmış ulaşım politikası bölümünde yer alması gerekiyordu: Yerleşim yerleri arası (kısa ve uzun mesafeli) ulaşımda tren yollarına ağırlık verilecek ve buna paralel olarak aşamalı olarak karayol ve havayollarına verilen destekler/teşvikler azaltılacak. Bu amaçlı mevcut tren yolları onarılacak, gerekli görülen ve toplumca kabul edilen yeni tren yolları kurulacak, tren sefer sayılarının güvenli şekilde arttırılması için yeni trenler işletmeye sokulacak. Trenle ulaşımda fiyat artışına gidilmeyecek ki toplumun hepsi için kullanımda sınırlama olmasın.
Ekoloji bölümünde birçok belirleme genel kalıyor, daha da somutlaştırılabilirdi.
En başta ÇED yasası demokratikleştirilmeli. Tüm paydaşların katılımı güçlendirilmeli. Örneğin her yatırım projesi doğrudan etkilenen insan topluluklarının onayını almalı. Sadece görüşüne sunmak eksik ve bizim hep eleştirdiğimiz bir boyut.
Akarsu ekosistemlerini ve bioçeşitliliği korumak amaçlı tarımda kullanılan su miktarı sınırlandırılmalı; bunun için sulanan tarım alanları bundan sonra arttırılmamalı ve hatta bazı bölgelerde geriletilmeli. Yine sulamada aşırı su kullanımına neden olan vahşi sulama sistemleri yasaklanmalı. Özellikle başka devlet sınırlarına doğru akan nehirler (Fırat, Dicle, Aras, Çoruh) için bu geçerli olmalı.
Yeraltı su varlıklarını korumak amaçlı yeraltından su çıkarma her ilde sıkı kontrol altına alınmalı ve bu konudaki yasalar da daha korumacı olmalı.
HDP bildirgesindeki 33. sayfada “Sermaye birikimi için yapılan HES, termik, nükleer vb. enerji projelerine, ekolojik yıkıma yol açan maden işletmeciliğine, endüstriyel atık ve kirlilik sonucunda yaşam alanlarının tahribine yol açan uygulamalara son verilecek” belirlemesinde barajlar da sıralanmalıydı. “HES” terimi barajları kapsamıyor ve barajlar (HES’siz de olsa) kadar en az HES’ler kadar akarsular için yıkıcı. Barajlara karşı mücadeleler de toplumda çok önemlidir.
Enerjinin yerel halkın ihtiyacı için, yerinde üretilmesinin sağlanacağı ve bu amaçlı projelerin destekleneceği ve yenilenebilir enerjiye öncelik verileceği belirtiliyor.
Yerinde enerjinin üretilme hedefi önemli ama enerji için yerel döngülerin oluşması gerektiği de belirtilmeli. Bir bölge (bir veya birkaç il) mümkün oldukça kendi enerjisini yenilenebilir türlerle üretmeyi hedeflemeli (buna jeotermal ve biokütle de sınırlı bir şekilde girmeli). Bunun için enerji nakli ve dağıtımı da özel olmamalı. Bunu gerçekleşmesi için kamunun elinde olan, şeffaf ve yerel yönetimlerin (halk meclisleri dahil) belirleyiciliğiyle işleyen bir kuruluşa gerek var.
Bu çerçevede yenilenebilir enerji yasasından büyük üreticiler faydalanmamalı, sadece şahıslar ve küçük üreticiler faydalanmalı. Yoksa enerji piyasası büyük üreticilerin (devlet veya büyük şirketler) elinde kalmaya devam edecektir.