Seçimlere çok az bir süre kaldı. Bu gün hesabı açısından doğru bir belirleme. Ancak, AKP Hükümetinin içine girdiği ekonomik türbülansın tüm memleketi bir felakete sürüklemekte olduğu gerçeğini bir yana bırakırsak.
Erdoğan’ın sarayına çekilmesi ile tam "oh biraz rahatladık” diyen hükümetin özellikle ekonomi kurmayları vatana ihanetle suçlanınca dünya sermayesine pamuk ipliği ile bağlı Türk ekonomisi de dibe doğru yuvarlanmaya başladı. Evet belki daha dibe ulaşmadı ancak uluslararası sermaye açısından AKP Hükümeti dibe vurdu. Fazla teferruata girmeden şuna dikkat çekmek gerek. Türk lirasının ABD doları karşısında yaşadığı erime dünya piyasalarında da yatırımcıların Türk lirasını elde çıkarma çabaları ile sıradan bir kur hareketliliği içinde olmadığını gösterdi. Bu dünya sermayesi açısından, Türk Merkez Bankası’nın siyaset kurumundan bağımsız ekonomik politikalar yürütemediğinin de tescili anlamına geliyor.
Ekonomik olarak gelinen nokta seçim sonrası derin bir krizin kapıda olduğunu gösteriyor. Durum bu iken Erdoğan’ın ağır hegemonyasındaki AKP Hükümetinin siyasi varlığını ayakta tutabilmesinin tek yolu çözüm süreci. Bu yüzden Davutoğlu ve ekibinin tüm hesapları seçimlere kadar bu dengeyi koruyabilme üzerine kurulu. AKP’nin seçimlerde en büyük rakibinin hem batı illerinde hem de Kürdistan’da HDP olduğu açık. Hatta sonda söylenecek olanı şimdiden söylemek gerekirse seçimlerin sonucu ne olursa olsun, siyasetin kazananının HDP olacağı açık. AKP’nin korkusu da budur.
Erdoğan başta olmak üzere tüm adamlarının yüzde on seçim barajını aşamayan HDP’nin çözüm sürecinde bugünkü rolünü oynayamayacağı iddiası da AKP’nin bu korkusunu gözler önüne seriyor. HDP bileşenleri barajın aşılması gibi bir sorun olmadığının altını kalın bir hatla çiziyor. Hoş hemen tüm kamuoyu anketleri de HDP’nin barajı aştığı konusunda hemfikir. Buna karşın bazı çevrelerin ısrarla HDP’nin barajı aşamaması üzerine hesap yapıyor olmaları dikkate değer değil mi?
Barajı aşan HDP’nin AKP’nin erimesini, aşınmasını hızlandıracağı açık. Hatta HDP’nin çıkaracağı milletvekili sayısına göre AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyecek bir durumu yaratması çok da uzak bir ihtimal değil. HDP’nin 70’e yakın bir milletvekili ile parlamentoya girmesi AKP iktidarını sarsacağı gibi CHP ve MHP’nin sistem içi muhalefetinin de ipliğini pazara çıkaracaktır.
AKP’nin, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a saldırması da bundan. Amaç Demirtaş üzerinden tüm hareketin sürecin dışında olduğu algısı yaratmak. Aralarındaki kriz ayyuka çıkan Erdoğan ve AKP Hükümetinin Demirtaş’ı hedef haline getirme konusunda ortak hareket etmeleri de dikkate değer. Hem Erdoğan hem de AKP özellikle HDP içerisinde sürece ilişkin fikri bir kırılma olduğu algısı yaratma peşinde. Amaç Kürt siyasal hareketinde bir bütünsellik olmadığı izlenimi vermek. Aynı yöntem KCK ile Sayın Öcalan arasında da bir sorun olduğu üzerinden sürekli aktif kullanılıyor.
Diyelim ki HDP barajı aşamadı ve parlamento dışı kaldı. AKP Hükümeti üç beş bin oy alarak yüzde altmış yetmişler dolayında oy almasına parlamento dışı kalan HDP milletvekilleri yerine meclise girecek adaylarıyla mı yürütecek süreci. Yoksa AKP’nin Kürdistan’dan aday olmaya yüzü tutmadığı için batı illerinden aday olmayı tercih eden Kürt kökenli Türk adaylarıyla mı yapacak? Emin olun AKP bunu çok ister. Tıpkı, rüyasında kendini darı ambarında gören aç tavuk misali.
Bu nedenle barajı aşsın ya da aşmasın ülkede siyasal istikrarın garantisi HDP olacaktır. Sayın Öcalan’ın sürecin başından itibaren HDP’nin bu sürecin bir parçası olması gerektiği konusundaki tavrı da unutulmamalı. Bu konu AKP’nin küçük siyasal hesaplarına sığmayacak kadar ciddi bir meseledir. HDP’de bu anlamdaki gücünü özgürlük mücadelesinin meşruiyetinden almaktadır.