Sancar: Önümüzde çok gecikmeden bir seçim var. Seçimde de demokratik ittifaka açığız. HDP olmadan yönetim alternatifi oluşturulamaz. Bu ne siyasal ne de sayısal olarak mümkündür. O halde HDP yeni dönemde yönetimde olmalıdır.

Demokrasi İttifakı’nın çok temel ilkeleri var. Geçmiş dönemin büyük haksızlıklarını tamir ve telafi edecek ortak bir mekanizma öneriyoruz. Hukuk devlet ve bağımsız yargı ile temel insan haklaları meseleleri var

Tek adam yönetimi reddedilmeli; güçlendirilmiş bir parlamenter sistem oluşturulmalı. Yerel demokrasi ayağını, boyutunu, çapını, kapsamını, şayet ittifak çerçevesinde bir görüşme olacaksa oturur belirleriz.

HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, artık hükümet ile bir heyetlerinin oturup müzakere edeceği formatta bir çözüm sürecinin başarılı olmayacağını düşündüklerini, çünkü böyle bir yöntemin denenip başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi. Barış talebinin önce geniş toplumsal kesimlerin sahiplendiği bir mesele haline gelmesi gerektiğini kaydeden Sancar, ”Sonra kurumsal yollar açılacak ve buna ihtiyaç doğacaksa o da olur. Orada da tüm kesimleri katan ve şeffaf bir süreç olmalı” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4. Büyük Olağan Kongresi 23 Şubat’ta yapıldı. Üzerinde baskı hiç bitmeyen HDP’nin kongresine on binlerce partili katıldı. ”Yönetime talip olma” hedefiyle çıkış yapan HDP kongresi, AKP-MHP ittifakının da hedefi oldu. Bahçeli ve Erdoğan’ın “talimatı” ile harekete geçen yargı, kongreye ilişkin soruşturma başlattı. HDP’de görev değişimi de oldu. Sezai Temelli eşbaşkanlık bayrağını, akademisyen kimliğiyle bilinen Meclis Başkanvekili Mithat Sancar’a devretti. Siyaset bilimi, insan hakları ve devlet kuramı konularında uzman olan Sancar, 7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde HDP Mardin Milletvekili seçilerek siyasete adım attı. 2013-2015 arasında süren ve iktidarın sonlandırdığı ‘diyalog süreci’ Akil İnsanlar Heyeti’nde de yer alan Sancar, MA’dan Deniz Nazlım ve Berivan Altan sorularını yanıtladı. Söyleşinin bazı bölümlerini kısaltarak paylaşıyoruz.

Kongrenizde en fazla öne çıkan, “Türkiye’nin yönetimine talip olma” hamleniz idi. AKP’nin gidişatı ile HDP’nin yönetime talip olması iç içe mi?

 Türkiye’nin gidişatıyla bizim söylemimiz iç içe. Biz yönetime talibiz, doğru. Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi dedikleri ucube rejim değişikliğinden beri artık ittifaklar kaçınılmazdır. Siyasi hayat ittifaklar üzerinden yürüyecektir. AKP’nin büyük oy kaybettiğini görüyoruz, ülkeyi çok büyük krizlere soktuğu da ortada ve daha büyük krizlere doğru yol alıyor. Hatta büyük krizin de ötesinde, felaketlere doğru yol alıyor. Biz diyoruz ki bu ülkenin çoğunluğu, bu felaket yönetimini benimsemiyor. AKP-MHP iktidarı bütün eşitsiz şartlardan faydalanarak ve bunları teşvik ederek, üstelik bütün devlet imkanlarını medya dahil kullanarak, bu büyük itirazı sayısal olarak engelleyebildi. 31 Mart yerel seçimlerine kadar. Yerel seçimlerde ağır bir yenilgi aldılar. Bu iktidar aslında meşruiyetini de kaybetmiştir. Yani burada çok sorunlu aşamalardan geçerek, kurduğu hükümeti ve cumhurbaşkanlığı yönetimini hak etmiyor. Toplum bunu en son açık bir şekilde 31 Mart ve 23 Haziran’da gösterdi. Tüm söylediklerimden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Önümüzde çok gecikmeden bir seçim var. Eğer iktidar buna yanaşmazsa muhalefet bunu zorlamalıdır. Biz erken seçim istiyoruz. Erken seçimin, önemli bir ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Yapılacak seçimde de biz her türlü demokratik ittifaka açığız. HDP olmadan yönetim alternatifi oluşturulamaz. Bu ne siyasal ne de sayısal olarak mümkündür. O halde HDP yeni dönemde yönetimde olmalıdır. İttifaklarımızın açık ve şeffaf olduğunu söylerken, kastettiklerimizden biri de budur.

‘Demokrasi İttifakı’nın kurulmasına dair ilkeleriniz var mı?

Şüphesiz var. Biz bunları aslında metin haline de getirdik. Biz yerel seçimlerden hemen sonra bir çalışma başlatmıştık. Bu çalışmaları siyasal partilerle, sivil toplum örgütleriyle paylaşmıştık. Ama ardından kayyım darbesi geldi, bu çalışmalar aksadı. Sonra savaşlar başladı. Yani Kuzey-Doğu Suriye’ye işgal girişimi, ayrıca daha sonra İdlib savaşı derken gündem biraz dağıldı. Çok temel ilkeler vardır. Bu ilkeler, hukuk devletini, yargı bağımsızlığını içerecek şekilde mutlaka tesis edilmelidir. Geçmiş dönemin büyük haksızlıklarını tamir ve telafi edecek ortak bir mekanizma üzerinde çalışılmalıdır. Buna kayyum darbelerinin sonuçlarını gidermek de dahil. Bunun dışında mevcut yönetim sisteminden vazgeçilmeli, tek adam yönetimi reddedilmelidir. Tek adam yönetimi reddedilince güçlendirilmiş bir parlamenter sistem oluşturulmalıdır. Biz yerel demokrasi ayağını da kuralım istiyoruz. Yerel demokrasi ayağını, boyutunu, çapını, kapsamını, şayet ittifak çerçevesinde bir görüşme olacaksa oturur belirleriz. Yani bunun aşamalarını, gereklerini tartışırız. Bütün bunları tartışabiliriz. Elbette temel insan hakları meseleleri var; bu konuda yaşatılmış acılar var. Çok ağır mahkûmiyet ve tutuklamalar var. Hukuk ayaklar altında. Bu hukuksuzluğu giderecek bir tamir süreci üzerinde uzlaşmak gerekiyor. Daha da sayabilirim ama bunlar çok aşikar. Zaten biz öncelikle bir onarım, tamir süreci öneriyoruz. Bu yaraları sarmak, haksızlıkları onarmak gibi bir hedef gözetilmeli. Bence muhalefet partileri bunu yapabilirler, bu konuda uzlaşılabilir. Diğer meseleler de bu iktidar gittikten sonra daha özgür, nispeten daha serbest bir ortamda tartışılabilir.

HDP, ısrarla Kürt sorunu ile demokrasi sorununu birbiriyle bağlantısını tarif ediyor. Sanki bu, bazı kesimlerce anlaşılmıyor. Bu tarifinizi nasıl izah ediyorsunuz?

Kürt sorunu ve demokrasi sorunu iç içedir. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi olamaz, Türkiye demokratikleşmeden de Kürt sorunu çözülemez. O halde Kürt sorununun çözümünü, demokrasi programının içinde ele almak gerekiyor. Yönetim meselesi dedik, parlamenter demokrasi ve güçlendirilmiş yerel demokrasiden bahsettik. Güçlendirilmiş yerel demokrasi aslında Kürt sorununa da bir çözüm önerisidir. Fakat sadece Kürt sorununa bir çözüm önerisi olarak da algılanmamalı. Bu, Türkiye’nin bütünü için bir demokrasi projesidir. Yani İstanbul’un, İzmir’in kendini yönetmesini savunmak, Karadeniz’in kendini yönetmesini, kendi kaynaklarına ve kendi iradesine sahip bir yönetim kurabilmesini ve bunun genel sistem içine yerleşebilmesini kastediyoruz. Kürt sorunu ile demokrasi sorunu iç içedir. Temel hak ve özgürlükler geliştirilmelidir. Anadilde eğitim hakkı bir insan hakkıdır. Bu bağlamda demokrasi programı, geniş bir özgürlükler listesi içermelidir. Bu olmadan gerçekten demokrasi kurulamaz ama anadilde eğitimi güvence altına alabilmek, keyfi tasarruflardan korumak için de gerçekten demokratik bir yönetime ihtiyaç var. Hepsi birbiriyle iç içe ve biz gerçekten Kürt sorununu, demokrasi sorunundan ayrı düşünmüyoruz. Geniş bir demokrasi programının pek çok unsuru, aynı zamanda Kürt sorununun çözümünün de parçası olacaktır.

 Öcalan’ın 3 Mart’taki aile görüşünden aktarılanlara göre çözüm pozisyonunu koruyor. Görüşmeyi ve Öcalan üzerindeki tecridi nasıl ele almak gerekir?

Tecridin başlangıcına bakmak lazım. İmralı’yı ülkeye kapatmak, ülkeyi İmralı’ya kapatmaktır. Ne zaman başladı bu, 5 Nisan 2015. 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nın açıklanmasından sonra beklenen diğer adımlar, hükümet tarafından atılmadı; İzleme Kurulu oluşturulmadı ve İmralı’ya gidilmedi. Oradan gelecek olan açıklama yaptırılmadı ve tecrit başladı. Tecridin başlaması, aslında yeni savaş sürecinin de başlaması demektir.

 Biz HDP olarak bir aktörüz ama bu mesele sadece HDP ile sınırlı bir mesele olarak görülemez, çünkü işin içinde ayrıca PKK faktörü var, 36 yıldır devam eden bir savaş var ve PKK’nin “Önderim” dediği Öcalan var. Kendisi de çözüm konusunda çok büyük bir kararlılık göstermiş; irade koymuş, çalışma yapmış ve emek harcamıştır. Eğer yeni bir çözüm yolu açılacaksa İmralı’da görüşmelerin düzenli ve güvenli bir şekilde başlaması, avukatlar ile görüşebilmesi gerekiyor. Sonraki aşamalar konuşulur ama en azından aile ve avukat görüşünün güvenceli ve düzenli bir şekilde yapılması sağlanmalıdır.

Tecrit, salt hak ve hukuk ihlali içinde değerlendirilebilir mi?

Tecrit, hak ve hukuk meselesinden fazladır. Kürt sorununda barış ve çözüm arayışlarının çok önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla tecride itiraz ettiğimizde ve Öcalan ile görüşmelerin başlaması gerektiğini söylediğimizde barış projelerinin de güçlenmesini talep etmiş oluyoruz. Bu nedenle tecrit, sadece Kürtlerin ya da belli bir kesimin meselesi olarak görülmemelidir. Türkiye’de barış ve çözüm arayışlarının, çabalarının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Mesele sadece bir şahıs, bir örgüt meselesi değildir. Tam tersine geçmiş tecrübelerin de bize gösterdiği üzere, barış ve çözüm arayışlarında ve çabalarında çok çok önemli bir unsur, tecride karşı tepki vermek, tecride itiraz etmektir.

 Şimdi çözüm çağrılarınız hükümetin de ötesinde görünüyor, nasıl bir formatın başarılı olacağını düşünüyorsunuz?

Biz artık, hükümetle bizden bir heyetin oturup müzakere edeceği formatta bir çözüm sürecinin başarılı olmayacağını düşünüyoruz, çünkü böyle bir yöntem denendi ve başarısızlıkla sonuçlandı.

Barış talebi, önce geniş toplumsal kesimlerin sahiplendiği bir mesele haline gelmelidir. Esas olan toplumdur. Sonra kurumsal yollar açılacaksa ve buna ihtiyaç doğacaksa bir irade ortaya çıkması halinde o da olur. Orada da tüm kesimleri katan ve şeffaf bir süreç olmalı. Meclis’te grubu bulunan tüm partiler katılmalı. Bütün tarafları kapsayan, şeffaf yürüyecek, kurumsal bir sürecin doğru olduğunu düşünüyoruz. O nedenle çağrımız muhalefetedir, toplumadır.

Hükümetten ne bekliyorsunuz?

Şüphesiz hükümete de görev düşüyor. Onlar sorumluluklarını yerine getirsin, diyoruz. Hükümete sözümüz şudur: Türkiye’yi ateşe atıyorsunuz, vazgeçin bu politikalardan. Gelin Türkiye’de tüm demokrasi güçleriyle birlikte söylediğim tarzda ortak bir sürecin başlatılmasını kabul edin, aksi takdirde ateşle oynuyorsunuz. Elbette hükümetin gelmeyeceğini, politikalarından dolayı anlıyoruz.

Toplum ne yapabilir?

Türkiye toplumuna bir kez daha sesleniyoruz: Böyle bir barış ve çözüm yoluna direnen partileri siz zorlayın veya onlara oy vermeyerek cezalandırın. Yeni bir çözüm iradesi ortaya çıkarın. Esas çözüm iradesini ortaya çıkaracak adres, toplumdur. Bu toplumda yeni bir barış ve çözüm iradesine onay veren bir çoğunluk olduğuna inanıyoruz, şimdi bunu ortaya çıkarmak lazım. Bunun için de HDP üzerine düşen bütün çalışmaları yapacaktır ama sadece bizimle olmaz. Kim ki bu ülkede kanın durmasını, refah ve huzurun gelmesini istiyor, bu konuda muhataptır ve sorumludur.

Grup toplantınızda bir ‘barış hareketi’ oluşturulması önerisi yaptınız. Bu konuyu açar mısınız?

 Bizim çağrımız nettir. Türkiye’de savaşa karşı çıkmak gerekiyor ve güçlü bir “Savaşa hayır” kampanyasına ihtiyaç var. Bu kampanya sadece imza ile sözle değil her yerde bir araya gelerek, yapılmalıdır.

Bu kampanyanın Türkiye ile sınırlı kalması yetmez. Ortadoğu’nun üç güzel coğrafyası var: Mezopotamya, Kürdistan ve Anadolu; bunlar iç içe geçmiş topraklardır. Biz bütün Ortadoğu için bu çağrıyı yapıyoruz, çünkü bu potansiyel mevcut. Halkların eşitliğine ve eşit haklara dayalı bir barış, enternasyonal Ortadoğu’dan başlayabilir. Burada muhataplar hükümetler değildir, biz hükümetlere çağrı yapmıyoruz. Biz Ortadoğu’da demokrasi güçlerine, çeşitli örgüt ve kuruluşlara, siyasi partilere, tek tek aydınlara çağrı yapıyoruz. “Ortadoğu Barış ve Halkların Eşitliği Hareketi’” oluşturulabilir. HDP olarak da Türkiye’de kendini sorumlu hisseden aydınlar, sivil toplum kuruluşları da bu çağrıya kulak vermeli, bu çalışmalara katkı sunmalıdır. Ortadoğu’daki mevcut ilişkilerimizi daha da genişleterek bu konuda yeni imkanlar ve alanlar yaratmalıyız.

 

ANKARA

 
 

Her kesime ulaşmaya çalışacağız

   

HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, Şimdiye kadar bize oy vermemiş, yanımızda olmamış, bizimle görülmekten çekinmiş birçok kesim var. Bütün bunlara ulaşmanın ve onları yanımıza çekebilmenin yol ve yöntemlerini arayacağız” dedi.

HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan, JinNews’ten Habibe Eren ve Dilan Babat’ın sorularını yanıtladı.

Yönetmeye aday olduğunuzu söylediniz, bunun çalışmalarını nasıl yapacaksınız?

Şimdiye kadar bize oy vermemiş, yanımızda olmamış, bizimle görülmekten çekinmiş birçok kesim var. Bütün bunlara ulaşmanın ve onları yanımıza çekebilmenin yol ve yöntemlerini arayacağız. Eğer bunu başarabilirsek ‘Demokrasi İttifakı’ da gerçekleşmiş ama aynı zamanda ülkeyi yönetecek bir HDP de ortaya çıkmış olur.

Erdoğan’ın kongreden sonra “Yeni dosyalar her an gelebilir ve daha çok eşbaşkanları değişir” ifadelerini nasıl anlamalı?

 Tam bir zavallılıktır. Yargının tamamıyla Saray’a bağlı çalıştığını biliyoruz. Zaten rehin tutulan arkadaşlarımız var; hakkımızda sürekli davalar açılıyor, fezlekeler hazırlanıyor. Bunların devam edeceğini zaten biliyoruz, çünkü biz onların istemediği, öngörmediği kadar demokratik parlamenter sistemin, demokratik siyasetin, barış ve demokrasinin gerçekleşebilmesi için çalışıyoruz. Savaşa karşı çıkan tek partiyiz. Her şeye rağmen onları korkutmaya devam edeceğiz. Cezaevine de girebiliriz, çünkü biz ateşten gömleği giydiğimiz zaman bu tür şeylerin yaşanacağını zaten biliyorduk. Asla ilkelerimizden taviz vermeyeceğiz.

İmralı Adası’ndaki yangından sonra kaygılarını giderilmesi için görüşmenin yaptırılmasını istediniz. Aileler, 3 Mart’ta görüştü. Bu görüşme yeterli mi?

Sayın Öcalan üzerinde uygulanan ama toplumun tüm kesimlerine sirayet eden, tamamını esir alan bir yöntem ve yönetim şeklinden bahsediyoruz. Tecrit, Türkiye’nin gündeminden çıkmak zorundadır. Bugün Türkiye’nin yaşadığı tüm sorunların tecritle bağlantılı olduğunu ifade etmekte fayda var. Sayın Öcalan’ın hem ailesi hem avukatları ile periyodik bir takvime bağlı olarak görüşmenin sürekli yapılması gerekiyor. Bu anlamda çıkan yasalar ve mevzuatlar var.

Türkiye’nin savaşta ısrarı beraberinde ne getiriyor?

Güvenlikçi politikalar ve savaşın sonuçların görüyoruz. Bunu görmeyecek, anlamayacak ve gerçekten bilince çıkarmayacak bir şey yok. Buraya aktarılan paranın, halka nasıl yansıdığı ortada. İnsanlar evine ekmek götüremediği için intihara sürükleniyor. İnsanlar iş yerlerini kapatmak zorunda kalıyor. Yurttaşlar artık geleceğine güven içinde bakamıyor

Türkiye’nin Suriye’de olmasana hiçbir şekilde gerek yok, bir an önce çıkması gerekiyor. Kürtlerle diyalog ve müzakere, yine Suriye’de yazılacak yeni anayasa ile birlikte orada yaşayan inançların, kültürlerin ve kimliklerin güvence altına alındığı yeni bir Suriye yönetiminine öncülük edebilir. Tecridin kaldırılması ile birlikte bir kez daha İmralı’da bu konuların görüşülebileceğini, konuşulabileceğini ve bu anlamda bir perspektifin alınabileceğini düşünüyorum.

Son süreçte ekonomik kriz derinleşirken, intiharlar da arttı. İktidar umursamıyor görünüyor ama muhalefet ne yapmalı?

Ekonomik kriz, savaş politikalarının yansımasıdır. Dolayısıyla insanlara şu çağrıyı yapmak isterim; hiç kimse kendi hayatına, kendi yaşamına ekonomik krizden dolayı son vermemelidir. Aksine bu iktidardan kurtulmanın ve bitirmenin yollarını aramalıdır.

Nedir bunun yolları?

Önümüze konulacak olan ilk sandıkta ve seçim dönemlerinde iktidara iyi bir cevap vermektir. Şimdiden bunun hazırlığını yapmaktır. AKP hükümeti süresince yaşanılan bu kriz ve kaoslardan etkilenen tüm kesimlerin ilk seçimde bir ders ve cevap niteliğinde vereceği cevabın çok önemli olacağını düşünüyorum. Şimdiden HDP’nin de içerisinde olduğu muhalefetle, STK’lerle, demokratik kuruluşlarla, kadınlarla ve gençlerle demokrasi ittifakının kurmamızın ve ülkeyi yönetmeye aday olmamızın gerekçelerinin içerisinde bu da var. İnsanları yoksulluktan kurtarmak, insanların ekonomik krizden kaynaklı yaşamlarına son vermeyi engellemek açısından da bunu gerçekleştirmek zorundayız.