7 Haziran seçimlerinde HDP’nin aldığı oy, daha önceki seçimlerdeki oylara göre yüzde yüzden fazla artış sağladı. Bu yüzde yüz artışı sağlayan temel etkenler var. Bunun doğru irdelenmesi gerekir. Çünkü bu başarı öyküsü daha sonraki başarıların da önünü açacaktır; daha büyük başarıların ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Her şeyden önce HDP, Türkiye’de şimdiye kadar kurulmuş partilerden çok farklı bir zihniyetle yapılandırılmıştır. Uzun uzun bir mücadele tarihine dayandırılmıştır. HDK ve HDP olarak çok farklı kesimlere dayanan demokratik toplum partisinin ilk önce zihniyeti, teorik çerçevesi ve yapılanması gerçeği, ideolojik ve düşünsel olarak belirlenmiştir. HDK ve HDP, Önder Apo’nun zihniyeti, teorik çerçevesi ve yapılanmasını ortaya koyduğu demokratik ulus tezine dayandırılan bir projedir. Bu proje sadece Türkiye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun, hatta dünyanın barış ve istikrar içinde yaşamasının yoludur. Etnik, inançsal ve tüm sosyal toplulukların kendi olarak özgür ve demokratik yaşamı, ancak demokratik ulus haliyle mümkündür. 


Kürt Halk Önderi’nin projesi

Kürt Halk Önderi, insan ve toplum doğasına uygun yaşamın demokratik ulus hali olduğunu 2010 yılı sonunda AİHM’e sunduğu savunmalarında ve 2009 yılında Türk devletine sunduğu 156 sayfalık Yol Haritası’nda kapsamlıca ortaya koymuştur. Bu zihniyete sahip ulus ve toplumların barış ve istikrar içinde yaşayabileceğini, demokratik ulus halinde etnik ve mezhep çatışmalarının olmayacağını kapsamlıca ortaya koymuştur. Bu çerçevede Türkiye’de tüm farklı toplumsal kesimlerin (etnik, dinsel gruplar dahil) kendi öz örgütlenmeleriyle yer alacağı bir Halkların Demokratik Kongresi’nin oluşturulmasını, buna dayanarak bu toplulukların toplumsal çıkarlarını temsil edecek bir siyasal partinin kurulmasını öngörmüştür. Nitekim Türkiye’de bu teze dayandırılan projeyi uygun gören topluluk ve siyasi çevreler, kendi özgün örgütleriyle demokratik ve sosyalist şahsiyetler de özgür birey olarak Halkların Demokratik Kongresi’nde yer almıştır. 

Halkların Demokratik Kongresi, bir iki yıl kendini toplum içinde örgütlemeye ve kurumlaştırmaya çalışmıştır. Daha sonra da bu kurumlaşmaya dayalı olarak Halkların Demokratik Partisi olarak kurulmuştur. 


HDP’ye karşı harekete geçenler...

Halkların Demokratik Partisi’ne hem Türkiye hem de Kürdistan cephesinden itirazlar ve eleştiriler gelmiştir. İtirazlar ve eleştirilerden öte, bu projenin pratikleşmemesi için büyük çabalar gösterilmiş ve engeller ortaya konmuştur. HDP projesi, birçok çevrenin ve siyasi akımın direnciyle karşılaşmıştır. Türkiye’de ulusalcı bilinen çevrelerle ulusalcı çevrelerden etkilenen sol; Kürdistan’da ise milliyetçi çevreler ve bunların dayandığı Güney Kürdistan’dan bu projeye itirazlar gelmiş ve bu projeye ölü doğum yaptırılmaya çalışılmıştır. Bu projeye karşı çıkışlar irdelenirse başlı başına siyasal olarak öğretici bir kitap ortaya çıkar. 

Türkiye cephesindeki karşı çıkışlar esas olarak devlete ve bu devletin özel savaş odaklarına dayanmaktadır. Devlet, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, özellikle de son kırk yıl Türkiye halklarının demokrasi ve özgürlük güçleriyle Kürt halkının ve diğer toplulukların özgürlük ve demokrasi güçlerinin birleşmesini engellemek için büyük çaba göstermiştir. Bu yönlü her türlü girişimi de çok yönlü sabote ederek engellemişlerdir. Her zaman Kürt halkının ve diğer toplulukların mücadelesini Türkiye cephesinden kopararak yalnızlaştırıp boğmayı hedeflemişlerdir. Özellikle PKK’nin öncülük ettiği Özgürlük Mücadelesi tarihinde bu tür girişimler, çabalar hep devletin özel savaş güçleri tarafından sabote edilmiş ya da çeşitli yol ve yöntemlerle boşa çıkarılmıştır. HDK-HDP projesi gündeme girdiğinde de bu çevreler harekete geçmiştir. Özellikle HDK ve HDP projesine katılabilecek sol kesimleri, aydınları bu projeden uzak tutmak için çeşitli argümanlar üretmişlerdir. Kuşkusuz bu tür söylemleri sadece öne sürülen argümanlar olarak görmek de doğru olmaz. Sol ve demokratlar içinde eskiden beri var olan kaygılar ya da yanlış değerlendirmelerden kaynaklı bu tür yaklaşımların olduğu da bilinmektedir. Tüm bunlar HDK ve HDP’nin Türkiye toplumu, halkları ve siyasi çevreleriyle buluşmasında engel olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuda büyük bir direnç olmuş, HDP’ye katılacakları töhmet altında bırakacak bir algı ortaya çıkarılmıştır. Bir kısım sol, sosyalist ve demokrat bu tür direnci ve töhmet altında bırakmaları aşarak HDK ve HDP içinde yer almış; ancak önemli bir kesim de dışında kalmıştır. 


İşbirlikçi milliyetçi çizginin duruşu

Türk devleti ve onun özel savaş organları Kürt halkı başta olmak üzere halkların ve toplumların özgürlük mücadelesiyle Türkiye halklarının özgürlük mücadelesi buluştuğunda, ortak mücadeleye girdiğinde mevcut sistemi ayakta tutamayacaklarını görmektedir. Bu açıdan Türkiye halklarını ortak mücadele içine sokacak her çabaya, girişime ve projeye düşmanlık beslemişlerdir. 

Kürdistan’da ve Kürtler içinde ise bu projeye karşı çıkış, işbirlikçi milliyetçi eğilimden kaynaklanmıştır. Özellikle KDP’ye yakın çevreler bu projeye karşı ideolojik ve politik bir savaş açmıştır. HDP olduğunda Kürtlerin kendi partilerini dağıtmış olacaklarını, Kürtlerin kazandıkları mevzileri kaybedeceklerini ileri sürmüşlerdir. Böylece Kürt halkının yurtsever duygularına seslenerek bu projeyi boşa çıkarmaya çalışmışlardır. Kuşkusuz bu propagandadan, bu yönlü algı yaratma çalışmalarından etkilenen kimi yurtseverler ve yurtsever demokrat siyasetçiler de bu projeye soğuk yaklaşmış ve bu tutumlarıyla KDP etkili milliyetçi çevrelerin propagandalarına zemin olmuşlardır. Bu projeye en fazla karşı çıkanlardan birileri de Kürt Özgürlük Hareketi içinden çıkan, Kürt Özgürlük Hareketi’ni dış güçlerin ve milliyetçi çevrelerin yedeğine sokmak isteyen tasfiyeci provokatörler olmuştur. Onlar da KDP’nin basın yayın organlarında sürekli HDP projesinin Kürtlükten, Kürtlerin kazanımlarından vazgeçmek olduğunu söyleyerek bu propaganda ve algı operasyonuna katılmıştır. 


HDP baraj altında kalsaydı...

İşbirlikçi milliyetçi çevrelerin bu projeye karşı çıkmaları maksatlıdır; ideolojik ve politik bir tavır olmaktadır. Eğer halkların kardeşliğine ve ortak mücadelesine dayalı Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununu çözme projesi tutarsa, demokratik ulusa dayalı Kürt sorununu çözme projesi tutarsa o zaman kendilerinin işbirlikçi, milliyetçi, ulus-devletçi zihniyet ve politikaları etkisizleşecektir. Bu nedenle can havliyle bu projenin boşa çıkarılması için çalışmışlardır. Eğer HDK-HDP çizgisi ve demokratik ulus anlayışı başarısız olursa, “İşte bakın, halkların kardeşliği, ortak mücadelesi ve demokratik ulus yapılanmasıyla Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı kazanılmaz, bu nedenle milliyetçi ve dış güçlere dayalı çözümden başka bir çözüm yoktur” diyeceklerdi. HDK-HDP projesinin başarısızlığı üzerinden kendilerini Kürt halkı içinde güç yapmaya çalışacaklardı. PKK’yi böylece etkisizleştirip KDP ve dış güçler kaynaklı milliyetçi ve halklar arası çatışmaya dayalı projeyi etkili kılmaya yöneleceklerdi. Farklı gösterilse de bu politika ve proje, Kürtlerin özgürlüğünü sağlayacak bir proje değildir. Aslında bu proje kapitalist modernitenin, çeşitli uluslararası güçlerin başta Kürtler olmak üzere halkları birbiriyle karşı karşıya getirip kendilerinin bölgedeki etkinliğini sürdürme projesidir, politikasıdır. Kürt sorununda çözümsüzlük ve sürekli çatıştırma politikasıdır. 


En çok Önder Apo ısrar etti

İşte hem Türkiye hem Kürtler içinden gelen bu direnç nedeniyle HDP projesinin oturması ve kabul ettirilmesi büyük direnç ve zorluklarla karşılaşmıştır. Hem çeşitli sol partiler içinden hem de o dönemki Kürt demokratik partisi Barış ve Demokrasi Partisi içinden bu projeye karşı çıkışlar son ana kadar sürmüştür. Özellikle BDP’den bazı milletvekilleri bu direnci sonuna kadar sürdürmüştür. HDP projesine içten ve dıştan geliştirilen tüm direnç ve engellemeler yakından takip edilmiş; buna karşı bu projenin oturması için ısrarlı bir çaba gösterilmiştir. En fazla da Önder Apo, bu çizginin oturması ve başarılı olması için ısrarlı olmuştur. Dolayısıyla bu projenin oturması ve kabul görmesi kolay olmamıştır. Sadece ideolojik ve politik çizgilerinden dolayı art niyetli olarak engellemek isteyenler değil, bilmeyerek, istemeyerek propaganda ve algı oluşturanlardan etkilenerek bu projeye soğuk bakan yurtsever ve yurtsever demokratlar da projenin geç pratikleşmesinde ve zamanında oturmamasında olumsuz bir duruş içinde olmuştur. Hatta Özgürlük Hareketi içinde bile bu projeye kaygılı yaklaşımlar olmuştur. Bu nedenle Önder Apo, “HDP yüzde 15’i bulursa hem karşı çıkan HDP’lilerin hem de KCK’lilerin yakasına yapışacağım” demiştir. Çünkü HDK-HDP projesine direnci kendi ideolojik, teorik ve politik çizgisine karşı direnç olarak görmektedir. 

Bu açıdan HDP’nin başarısı, en başta da Önder Apo’nun ve onun demokratik ulus çizgisinin başarısıdır. Bu başarıyı demokratik ulus çizgisi dışında göstermek, demokratik ulus çizgisinin bu başarıdaki önemini görmemek de Önder Apo’nun demokratik ulus çizgisi ve projesini başka bir biçimde boşa çıkarmak ve projeye direnç göstermektir. 


Demokratik ulusun başarısı

Herkes bilmelidir ki, HDP’nin başarısı demokratik ulus çizgisinin başarısıdır. HDP farklı siyasi güçlerden olan partileri, çevreleri, farklı etnik ve dinsel toplulukları, kadınları ve gençleri, emekçileri harekete geçirdiği için, siyasi programı ve seçim bildirgesi bu toplulukların taleplerini dile getirdiği için kazanmıştır. Milliyetçi söylem ve dar ulusal yaklaşımlar dışında bir avuç egemen soyguncu ve sömürücü güçler hariç tüm toplumsal kesimleri kendileri olarak seçim kampanyasının merkezine koyduğu için bu seçim başarısını elde etmiştir. Seçim başarısını bu gerçeklik dışında farklı faktörlere bağlamak bir saptırmadır. Bu tür yaklaşımlar, HDP projesini seçim öncesi boşa çıkarmak isteyenlerin, bu projeye inanmayanların, bu projeyi tartıştıranların seçim sonrası yeni argümanlarla projeyi boşa çıkarma çabası anlamına gelmektedir. Niyeti ne olursa olsun, seçim başarısını demokratik ulus projesi dışında arayanların duruşu bunu ifade etmektedir.

Kuşkusuz bu seçimde Amed, Ağrı ve Wan başta olmak üzere Kürtler, ezici çoğunlukla oylarını HDP’ye vermiştir. Yine metropollerde AKP’ye oy veren Kürtlerin de önemli bir bölümü HDP’ye yönelmiştir. Ancak bu gerçeklere dayanarak, “Oylar sadece AKP içindeki Kürtlerden geldi” demek bir saptırmayı, gerçekleri çarpıtmayı ve demokratik ulus ve halkların kardeşliğine dayalı çözüm projesinin başarısını darlaştırmayı ve demokratik ulus projesinin etkisini küçümsemeyi ifade etmektedir. Önder Apo’nun siyasi çizgisi ve projesinin başka biçimde boşa çıkarılması ve projeye direnci ifade etmektedir. Bu tür argümanların kaynağı da yine işbirlikçi milliyetçi çevrelerdir. Bu çevrelerin söylediklerinden etkilenen bazıları da bilmeyerek bu tür söylemlere ortak olmaktadır. 


Daha geniş kesimlere...

Özellikle sol demokratlar ve Alevilere karşı hep soğuk yaklaşan, Kürt Özgürlük Hareketi’yle bu siyasi ve toplumsal çevrelerin bir araya gelmesinin ve ortak mücadelesinin kendi ideolojik ve siyasi çizgilerine ters olduğunu düşünen bazı çevreler, özellikle seçimden sonra, “HDP’ye sadece Kürtler oy verdi, diğer çevrelerin oyu gelmedi” gibi yaklaşımlarla bir algı operasyonu içine girmiştir. Bir doğrudan yola çıkarak tüm gerçeği saptırma ve kendi düşüncelerini doğrulama gayreti içine girmişlerdir. Aslında bu, bir yönüyle başarı sağlayan HDP ve demokratik ulus çizgisini geriye çekmek ve bu projenin daha büyük başarılar elde etmesinin önüne geçmek amaçlıdır. Bu açıdan bu tür, demokratik ulus projesini boşa çıkarma söylemlerinden uzak durmak, önemli bir adım atılan bu projeyi daha fazla yaygınlaştırmak, daha farklı kesimlere açılmak, bu seçimde tereddüt gösterip oy vermeyenleri de HDP’ye, demokratik ulus çizgisine çekmek gerekmektedir. 


YARIN:

* Sosyalistler, demokratlar, aydınlar, başarıda büyük pay sahibidir.

*  Alevilerin desteği, barajın aşılmasında belirleyici olmuştur.

* Dêrsim ve Serhat’ta kazanımları sağlayan demokratik ulus çizgisiydi.


MUSTAFA KARASU