Şu iyi bilinmelidir ki, bugün bütün parçalardaki Kürtleri ayağa kaldıran hareketin Önderi Önder Apo bu mücadelenin başından beri böyle bir yaklaşım göstermiştir. 12 Mart sonrası Ankara’da Türkiyeli tüm devrimci gençlerin örgütlenmesine öncülük yapan, bu konuda önemli gelişmeler yaratan bu Önderliktir. Türkiyeli devrimci gençliğin 12 Mart sonrası örgütlenmesinde birinci derecede sorumluluk almıştır. Bunu 1973-74 yıllarında Ankara’daki devrimci gençliğin örgütlenmesi ve mücadelesini yakından takip edenler çok bilir.
Bu hareketin ilk Önder kadrosunun yarısının Türk olması, Türkiye’deki devrimci harekete bakışını da ortaya koymaktadır. Milliyetçi karakteri olmadığı için bu kadrolar Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’ne öncü düzeyde katılmışlardır. Grup Ankara’da, İstanbul’da ve metropollerde kaldığı müddetçe Türkiyeli devrimcilerle birlikte faşizme karşı omuz omuza mücadele içinde yer almıştır.
Maraş katliamından sonra yazılan broşürde Türkiyeli tüm devrimci grupların faşizme karşı ortak hareket etmesi gerektiğini, yoksa faşist bir askeri darbenin olacağını 12 Eylül 1980 darbesinden bir buçuk yıl önce tespit etmiştir.
12 Eylül sonrası 1981 yılında sekiz örgütün katıldığı Faşizme Karşı Birleşik Demokratik Cephe (FKBDC) kurulmuştur. 1990’lı yıllar sonrası da Türkiyeli sol demokratik güçlerle defalarca sol birlik kurmuşlardır. Hatta her türlü destek vererek Devrimci Halk Partisi (DHP)’nin kurulmasında katkıda bulunulmuştur. Yine isteyen tüm devrimci gruplara gerilla alanlarında her türlü desteği vermiştir. Dünyanın başka yerlerinden gelen devrimcilere de ülkelerinde mücadele yürütmeleri için her türlü destek verilmiştir. Kemal Burkay’ın partisi dahil Kürt gruplarına da gerilla mücadelesi vermesi için destekte bulunmuştur. Yine mücadele etmek isteyen tüm Kürt örgütlerine destek verme yaklaşımı içinde olmuştur.
Kuşkusuz mücadelenin ağırlıklı bölümü Türkiye’de olduğu için Türkiyeli demokrasi güçleriyle birlikte her zaman ortak mücadele ve eylem birliği içinde olmak istemiştir. Zaten Kürt Halk Önderi kendisinin Mahirlerin, Denizlerin ve İbrahimlerin izleyicisi olduğunu, onların anısına bağlılığın gereği olarak da bu mücadeleyi geliştirdiğini söylemiştir. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye solu ve demokrasi güçleriyle ittifak yapma arayışını yeni bir şeymiş gibi göstermek tarihten habersiz olmaktır. Eğer Kürt demokratik hareketi Türkiye genelinde siyasi mücadeleyi bir çatı partisinde yürütme kararı almışsa, bunun tarihi eskiye dayanmaktadır. DEP geleneğinin başlangıcı olan HEP’in kuruluşunda da Türkiyeli birçok demokrat ve sosyalist yer almıştır. Aslında Türkiyeli demokrasi güçlerinin içinde yer alacağı bir parti olması yaklaşımı gösterilmiştir. Ancak 1990’lı yılların ağır savaş koşullarında Türkiyeli sol demokratlar başka nedenleri de olsa böyle bir parti içinde yer almaktan çekinmişlerdir. Bu yıllarda HEP geleneğinden gelen partilerde yer almak büyük bir cesaret işiydi. Çünkü milletvekili dahil birçok yöneticisi katlediliyordu.
Herkes bilmeli ki Kürt demokratik hareketi 1989 yılında başlayan ve 1990’lı yıllarda zirve yapan serhildanların yarattığı halk gerçeğinde şekillenmiştir. Binlerle ifade edilen serhıldan şehitleri ve ölümleri göze alarak yaşamlarını verenlerle bu partiler yaşamış ve bugünlere gelmiştir. Dolayısıyla Kürt demokratik hareketi ne bazılarının bireysellikleri ile ne de KDP ektili milliyetçi yaklaşımlarla ayakta kalmıştır. Aksine Türkiye halkıyla demokratik mücadeleyi ortaklaştırmak isteyen bir gelenekle bugünlere gelmiştir. HDP bu geleneğin amacına ulaşması olarak görülmesi gerekirken, sanki mücadele tarihine ters bir yaklaşım varmış gibi ulu orta konuşanlar vardır. Bu gelenekte yer alanlar bu Hareketin yaklaşımını bilmez değildir. Bu açıdan biz bu Hareketin, bu Önderliğin bu yaklaşımını bilmiyorduk diyemezler. Bilmiyorduk demek dürüstlük olmaz.
Türk devleti on yıllardır Kürt Özgürlük Hareketi’yle Türkiyeli demokrasi güçlerinin buluşmasını engelliyor. Siyasi, sosyal, psikolojik baskılarla Kürt Hareketine yanaşılmasını engellemiştir. Böylece yürüttüğü kirli savaşı kolaylıkla sürdürmüştür. Bugün de Kürtleri Türkiyeli radikal demokrasi güçlerinden ayrı tutarak kültürel soykırımcı sömürgeciliğini sürdürmek istemektedir. Türk devletinin ve bazı sosyal şovenlerin HDP karşıtlığını anlıyoruz. Kimi Kürt çevrelerinin HDP karşıtlığını ise anlamıyoruz. Kimi Kürt çevrelerinin HDP karşıtlığı ise farklıdır. Bunlar daha çok KDP etkisindeki çevrelerdir. Ya da milliyetçi takılan, ama Kürt halkına bir şey kazandırmadığı gibi, PKK’nin kazandırdıklarının üzerine oturmak isteyen çevrelerdir.
Yeminli Apo ve PKK düşmanları zaten PKK ne yapsa karşıdır. Bunlar hep PKK yalnız kalsın, yenilsin ve kendileri doğrulansın gibi bir hastalıklı ruh hali içindedirler. Bu nedenle şimdi de PKK’yi buradan vurmaya çalışıyorlar. Bunu da halkın yurtsever duygularına seslenerek yapma gibi bir kurnazlık içindedirler.
Aslında devlet de, bu çevreler de Kürt sorununun çözümünü istemiyorlar. Kürt kördüğümü ve çıkmazı sürsün istiyorlar. Bunlar iki uçta olan, ama ortak yanları Kürt sorununun çözümünü istemeyen çevrelerdir.
Kürdistan’la sınırlı kalan bir siyasi parti çözümsüzlük çıkmazını aşamadı, aşamıyordu; aşamayacağı da anlaşılmıştır. Bu nedenle çözüm için zemin yaratacak ve Türk devletinin saldırılarını zayıflatacak böyle bir partiye ihtiyaç vardır. Kaldı ki artık Türkiye sınırları içinde Kürt sorunu çözülmek isteniyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözüm hedefleniyor. O zaman en doğru araç Türkiye genelinde politika yapan böyle bir siyasi partidir. Ancak HDP yeni bir Kürt partisi gibi görülürse bu rolünü oynayamaz. Türkiye geneli için siyaset yapan bir parti olursa rolünü oynar. Eğer Kürtlerde doğru bir hassasiyet olması gerekiyorsa bu da HDP’yi BDP gibi bir parti haline getirmemek olmalıdır. Yoksa yeni paradigmanın stratejik aracı sabote edilmiş olur. Bu da sadece çözümsüzlüğe hizmet eder.
Kürdistan’da gözü sadece milletvekili ve belediye başkanı olmakta olan bir siyasi rantçı kesim de ortaya çıkmıştır. Zor zamanlarda partiye sahiplenmeyenler şimdi Kürt Hareketinin politikasını belirlemeye çalışıyorlar. Kaldı ki yine Kürdistan’da Kürt milletvekili ve belediye başkanı olunacak. Ancak birkaç tane milletvekili ya da belediye başkanlığı Türkiye demokrasi güçlerine verilecek diye düşünenler HDP projesine karşı çıkıyorlar. Bu karşı çıkışı yapanların yurtseverlikle Kürt sorununun çözülmesiyle ilgili bir kaygıları yoktur.
HDP projesi Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü yakınlaşsın diye vardır. Dolayısıyla bu projeye karşı çıkanlar Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü gibi kaygıları olmayanlardır.
Zaten Türkiyeli bazı çevreler “bize ne Kürt sorununun çözümünden?!”, bazı Kürtler de “bize ne Türkiye’nin demokratikleşmesinden?!” diyorlar. HDP’ye karşı çıkanlar bu zihniyet sahipleridir.
HDP’ye Kürt sorununun çözümünü istemeyenler karşı çıkıyor
BDP milletvekillerinin HDP’ye geçmesine yönelik olumsuz bir kampanya alttan alta yürütülüyor. Bunun arkasında devlet, AKP Hükümeti ve KDP etkisindeki çevreler var. KDP’ye bağlı TV’lerde HDP aleyhinde programlar yapılması bunu gösteriyor. Bazı yurtseverler de hem devletin psikolojik savaşının hem de halkın kafasını karıştırıp bu programın boşa çıkmasını isteyen milliyetçi çevreler ve yeminli Apo ve PKK düşmanlarının propagandalarının etkisiyle bu tür yanılgılı bir yaklaşım içindedir. BDP içinde derdi Kürt halkının özgürlüğü değil de siyasi rant ve itibar peşinde koşmak olanlar da bu projeyi tırtıklıyorlar. Tırtıklamalarında Türkiye solundaki bazı yetersizlikleri kullanıyorlar. Hatta sanki Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam derdi Kürt Özgürlük Hareketi önderliğinden fazlaymış gibi ukalalık yapanlar olduğu da anlaşılmaktadır.